Türkiye’yi Çin mi Kurtaracak?

  • Bu yazı George Marshall Lerner tarafından The Diplomat‘da yayınlanan 03 Temmuz 2020 tarihli China to the Rescue in Turkey? isimli yazıdan Türkçeye çevrilmiştir.

Türkiye borç ve döviz krizleriyle savaşırken Çin yatırımları günü kurtarabilir mi? Yoksa bu durum daha fazla sorun mu yaratacak?

1950’lerde Kore Savaşı’nda Çinlilere karşı savaşmış bir NATO üyesi olan Türkiye, şimdi ise finansal krizini önlemek amacıyla Çin’e giderek daha da bağımlı bir hale geliyor. Morgan Stanley’e göre, Türkiye’nin 2019’un sonlarında 500 milyon dolar olan mali açığı Nisan 2020’de 5,6 milyar dolara yükseldi. Bunun sebebi ise dış ticaret açığı ve düşen turizm gelirleri. Borçlarını ödemek için gereken önemli yabancı rezervlerini neredeyse tamamen bitiren Türkiye’nin yardımına Çin yatırımı koştu. Daha geçen hafta, Çin Halk Bankası, Türk lirası ve Çin Yuan’ı arasında 400 milyon dolarlık bir döviz takası (swap) gerçekleştirildi. Swap anlaşması aslında 2012 yılında imzalanmıştı. Ancak Ankara, kur çöküşünden kurtulmak için diğer tüm kapıların kapalı olduğunu gördükten sonra anlaşma yeniden hayat buldu.

Pekin, Türkiye’nin Kuşak, Yol Sanayi ve Ticaret Birliği’nin (BRI) hayati bir parçası olmasını sağlamak için bu fırsata önem veriyor.

Döviz ve Çin Kuşak Yol
Çin’in Kuşak Yol Projesi

Çinli bir lojistik şirketi yakın zamanda Kumport Terminali’nin yüzde 48’ini 940 milyon dolara satın aldı; Marmara Denizi’nin kuzeybatı kıyısında yer alan Kumport, Türkiye’nin üçüncü büyük konteyner terminalidir ve Avrupa’ya stratejik bir bağlantısı vardır. Daily Sabah’a göre Türkiye, Kasım 2019’da Çin tarafından finanse edilen ve yapılan Marmaray Tüneli üzerinden Xi’ian’dan gelen ilk yük trenini karşıladı. Herhangi bir tren bu tüneli kullanarak ilk kez Çin’den Avrupa’ya kesintisiz transit bir geçiş yapabilecek.

Çin-Almanya Demiryolu Proje yöneticisi olan Gao Tian, Marmaray gibi projelerin, Türkiye’nin, Doğu ve Batı’yı birbirine bağlayan BRI demiryolu ve altyapı projesinin tam merkezi olacağının habercisi olduğunu iddia ediyor. Bu görüş, aynı zamanda Türkiye’yi sıvılaştırılmış doğalgaz, yük malları ve diğer ürünler için basit bir transit merkezi olmaktan çıkarıp aktif ve küresel bir uluslararası ticaret merkezine, diğer bir deyişle Çin’in İpek Yolu Ekonomi Kuşağı’nın ‘’Orta Koridoru’’ hâline, getirmeyi kapsamaktadır. Orta Koridor’un geliştirilmesine yardımcı olacak ek projeler arasında, Türkiye’nin uzun vadede enerji güvenliğini sağlayacak olan ve yaklaşık 1,7 milyar dolar değerindeki termik santral projesi de yer alıyor.

Buna karşın hevesli Çin yatırımı, Türkiye’nin yaklaşan döviz krizini ya da 300 milyar doları aşan uzun vadeli kurumsal borç sorununu hemen telafi etmeyebilir.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü

Yaşanan iflas sorunları hâlihazırda Çin tarafından finanse edilen projeleri etkilemişti. Dünyanın en yüksek köprülerinden biri olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 2,7 milyar dolarlık bir fonla Çin tarafından finanse edildi. Sahibinin bu değeri geri ödeyemeyeceği netleştiğinde ise köprü, Çinli yatırımcılara 688 milyon dolara satıldı.

Ekonominin başarısız alanlarının yanı sıra, Türkiye’de hala büyüyen tek sektör teknolojidir. Bu alan da Çin tarafından yoğun bir şekilde rağbet görmektedir. Bu rağbete 2 milyon aktif müşteri ve 25 milyon üye ile Türkiye’nin en büyük e-ticaret platformu olan Trendyol da dâhildir. Trendyol, 2 yıl öncesinde Alibaba tarafından 750 milyon dolara satın alınmıştı. Alibaba’da çalışan bir kişinin dediklerine göre Çin e-ticaret devi; kendi geniş altyapı, ulaşım ve lojistik uzmanlığının Türk tüketicilerine daha ucuz mallar ve ücretsiz üç günlük nakliye bakımından fayda sağlayacağına inanarak Çin menşeli mallarda maliyet tasarrufu vaat ediyor.

Peki, Çin’in büyük yatırımları Türkiye’yi kurtarmaya yetecek mi?

Dünyanın en büyük hisse senedi endeksleyicisi, Türkiye’nin ‘’yükselen’’ durumundan daha düşük ‘’sınırda’’ statüsüne düşmesi durumunda 900 milyon doların risk altında olduğunu açıklamıştı. Bunun gibi haberler sonucunda Batılı şirketler Türkiye’den kaçarken, mavi yonga sahibi Avrupalı şirketler piyasadan çekilirken, özel sermaye şirketleri hisselerini satarken; Çin sadece yatırım boşluğunu değil, aynı zamanda yaklaşan döviz açığını da doldurmak zorunda kalacak. Bu iki problem farklı gibi görünse de aslında aralarında hiçbir fark yok.

Türkiye’nin iktidar partisi olan AK Parti’nin eski bir ekonomi danışmanına göre Ankara, liranın olduğundan daha fazla değer kaybetmesi gerektiğinin farkında. Burada sorulması gereken soru ise ‘’eğer’’ değil, ‘’ne zaman’’. Lira, 2018’den bu yana değerinin neredeyse yarısını kaybetti. Ancak şok değer kaybı, mallar daha pahalı hale geleceğinden dolayı net ithalatçı olan ülke için ciddi ekonomik sıkıntılara neden olacak. Geniş yabancı yatırımlarıyla ise devalüasyon aniden olmaktansa kademeli bir şekilde gerçekleşebilir. Türkiye’nin borcunu ödemek için sınırlı miktarda bulunan döviz rezervini kullanmak zorunda olduğu süreyi biraz uzattığı için COVİD-19 sürecindeki küresel talep azalmasına bağlı olarak düşen enerji fiyatları bir umut ışığı olarak görüldü.

Ancak önümüzdeki altı ay içinde Türkiye, Ankara’nın dış borcunu kolay yönetilebilir yerel borca dönüştürebilmesi için 60 milyar dolar bulmak zorunda. Eğer yabancı bir yatırımcı taksitle Türkiye’ye yatırım yaparsa, Türk şirketleri, COVID-19 fırtınasını bir ihtimal atlatabilir. Çin, Türkiye’nin sonunun Arjantin gibi olmasını istemiyor. 1990’lı yıllarda önemli ABD’li kredi verenler tarafından desteklenen Arjantin’de, şirket kazançlarının güçlü olduğu dönemdeki ani bir döviz krizi, pesonun neredeyse tüm değerini kaybetmesine neden olmuştu. Olaylar sonucunda oluşan Arjantin pesosunun yıkımı, şirketlerin el arabaları dolusu ancak değersiz paralarıyla, Amerikan doları cinsinden olan borçlarını asla ödeyemeyeceği anlamına geliyordu. Hükûmet özellikle Washington tarafından can suyu kredisinin sunulma ihtimalinin çok düşük olduğu bu durumda, ekonomisini daha fazla Çin yatırımına açtığı sürece Türkiye böyle bir felaketten kaçınabilir.

Washington DC’deki kaynaklara göre, Çin’in bir NATO üyesinin ekonomisi üzerindeki etkisi oldukça rahatsız edici.

Döviz Krizi ve Erdoğan'ın Trump Beklentisi

Bu sebeple Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gelecek fırtınayı bekleyip, Donald Trump’ın seçimi yeniden kazanmasını ve IMF’nin Türkiye’yi kurtarması konusundaki Amerikan vetosunu tersine çevirerek müttefikinin ekonomik toparlanmasına yardımcı olmaya karar vermesini umuyor.

Son olarak; Türkiye’nin Çin’e sattığından daha fazlasını almasının özünde yanlış bir durum yok. Ancak ticaretin böylesine tek taraflı olması Ankara’yı endişelendirmelidir. Eurasianet’e göre, geçen yıl, Çin’e ağır borçlu olan Tacikistan, enerji santrali inşa eden Çin’li şirkete, altın madeni vererek ödeme yaptı; birkaç yıl önceyse borçları karşılığında Pekin’e bir miktar toprak vermişti. Türkiye’nin Çin ile genişleyen ticari dengesizlikleri, gelecekte gelebilecek böyle anlaşmalar için bir uyarı niteliğinde olabilir.  

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.