Dünya Giderek Daha Eşit Oluyor Küreselleşme Orta Sınıf Batılılara Zarar Veriyorken Bile

İktisadi küreselleşmenin karşıtları, sık sık onun son 10 yıllarda uluslar arasında eşitsizliği arttırdığına işaret eder. Örnek verecek olursak, ABD’de 1980’lerden beri ücretler nispeten durgun seviyede kalırken en varlıklı Amerikalılar pastadan her zamankinden çok daha büyük paylar aldılar. Ancak küreselleşmenin bir diğer önemli etkisi daha var: Dünya üzerindeki küresel eşitsizliği azalttı. Son 10 yıllarda yüz milyonlarca insan açlık sınırının üzerine çıktılar. Dünya, Soğuk Savaş sonundan 2008 finansal krizlerine kadar olan “artan küreselleşme” adı verilen dönemde daha eşit bir yer haline geldi.

İktisatçı Christoph Lakner ve ben 2013’te paylaştığımız diyagramda bu eğilimi gösterdik. Diyagram 1988 ile 2008 yılları arasındaki küresel gelir dağılımı içerisinde kişi başına düşen gelir artış oranlarını gösteriyor. (Yatay eksende sol tarafta en fakir insanlar, sağ tarafta ise en zengin kesim var.) Grafik, küreselleşmenin son 10 yıllardaki en temel özelliklerini özetlediği için çok dikkat çekti. Grafik “fil grafiği” lakabını aldı çünkü şekli hortumunu kaldırmış bir file benziyordu.

Gelirleri önemli oranda artan(çoğu durumda iki katından fazla veya üç katına çıkan) küresel gelir dağılımında ortada bulunan insanlar ezici bir üstünlükle Asya’da yaşayanlar oldu, birçoğu ise Çin’de.

Gelirleri önemli oranda artan(çoğu durumda iki katından fazla veya üç katına çıkan) küresel gelir dağılımında ortada bulunan insanlar ezici bir üstünlükle Asya’da yaşayanlar oldu, birçoğu ise Çin’de. Grafikte daha sağda bulunanlar; Asyalılardan daha zengin olan ancak çok daha az gelir seviyesinde artış yaşayan insanlar çoğunlukla Japonya, Ameria Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa ülkelerinin gelişmiş ekonomilerinde yaşayanlar oldu. Son olarak, grafiğin en sağında bulunan en zengin %1’lik kısım (çoğunlukla endüstriyelleşmiş ülke vatandaşlarından oluşuyor), tıpkı küresel gelir dağılımında ortada bulunan kesim gibi gelirlerinde yüksek oranda artış gördüler.

Küreselleşme ve Küresel Gelir Dağılımı

Sonuçlar iki önemli ayrışmayı vurguluyor: Birisi orta sınıf Asyalılar ile orta sınıf Batılılar arasında, diğeri ise orta sınıf Batılılar ile onların daha zengin yurttaşları arasında. Her iki karşılaştırmada da Batı’nın orta sınıfı kaybeden taraftaydı. Orta sınıf Batılıların, onlara nazaran daha fakir durumdaki Asyalılara göre daha az gelir artışı yaşaması küreselleşmenin tanımlayıcı dinamiklerinden birine dair daha fazla kanıt sunuyor: son 40 yılda, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da pek çok iş ya Asya’ya taşındı ya da Çin endüstrisi ile olan rekabette elendi. Bu, küreselleşmenin ilk gerginliği olmuştu: Asyalıların büyümesi, Batılı orta sınıfın sırtında gerçekleşti gibi görünüyor.

Bir diğer uçurum ise orta sınıf Batılılar ve onun daha zengin yurttaşları arasında açıldı. Burada da orta sınıf yerini kaybetti. Görünen o ki zengin ülkelerin refah seviyesi yüksek insanları ve Asya’da neredeyse herkes küreselleşmeden fayda sağladı. Diğer taraftan göreceli olarak kaybeden ise zengin dünyanın orta sınıfı oldu. Bu gerçekler, Batı’da ‘’popülist’’ parti ve liderlerin orta sınıfın hayal kırıklığına bağlı olarak yükseldikleri görüşünü destekliyor. Bizim grafiğimiz sadece küreselleşmenin iktisadi etkileri için değil, aynı zamanda siyasi sonuçları için de bir simge haline geldi.

Yeni Gelişmeler, Eski Trendler

Yeni bir çalışmamda, yeniden bu soruya dönüyorum ve aynı veya benzer gelişmelerin 2008 ile 2013-2014 arasında gerçekleşip gerçekleşmediğine bakıyorum. Bu yılları seçtim çünkü bunlar Dünya Bankası, Lüksemburg Gelir Çalışması ve diğer ulaşılabilir kaynaklardaki son veriler bu yıllara ait. Bu veriler geçmişte eriştiklerimize göre daha arıtılmış verilerdir. Bu veriler 130’dan fazla ülkenin detaylı bir şekilde hanehalkı seviyesindeki geliri hakkında bilgileri ihtiva ediyor. Aşağıdaki grafiğin sonuçları aslında benim küreselleşmenin ilk gerginliği olarak bahsettiğim gelişmenin devamını gösteriyor: Batılı olmayan orta sınıftaki gelir artışı Batılı orta sınıfınkini çok aşıyor. Hatta, iki grup arasındaki büyüme uçurumu daha da büyüdü. Örneğin, 2013’teki Amerikan ortanca geliri, 2008 yılındakine nazaran sadece %4’lük bir artış gösterdi. Bu süre içerisinde, Çin ve Vietnamdaki ortanca gelirler ise 2 katının üzerine çıkarken, Tayland’da %85, Hindistan’da ise %60 oranında artışlar oldu. Bu dengesizlik, küresel finansal krizin, özellikle bu verilerde açıklanan ilk şokun Batı’yı Asya’dan çok daha ağır vurduğunu gösteriyor.

Ancak ikinci gerginlik dediğim, Batılı ülkelerdeki elitler ve orta sınıflar arasında büyüyen uçurumun bu son dönemde çok daha az gözle görülür seviyede olduğu görülüyor. Finansal kriz, dünya ekonomisinin en zengin %1’inin büyük bir kısmını oluşturan Batılı zenginlerin gelir büyüme oranlarını yavaşlattı ve hatta bazen negatif büyümeye bile neden oldu. Bu yavaşlama, pek çok zengin ülkede gelir eşitsizliğinin artmaması şeklinde de kendini gösterdi. Ancak, resesyon zenginin gelir artışındaki büyümeyi yavaşlattıysa, bu çok uzun sürmeyebilir. En son ayrıntılı küresel veriler henüz mevcut değil ancak ön hesaplamalar gösteriyor ki araştırmamızı kapsayan yıllardan sonra en tepedeki %1’lik kesim önceki büyüme modeline geri döndü.

Küreselleşme ve Küresel Gelir Dağılımı 2

Zenginler arasında gelir artışında 2008 sonrası yaşanan yavaşlamanın haricinde, küreselleşme bu yeni dönemde de, küresel eşitsizliğin azaltılması da dahil olmak üzere eski sonuçları vermeye devam ediyor.

Zenginler arasında gelir artışında 2008 sonrası yaşanan yavaşlamanın haricinde, küreselleşme bu yeni dönemde de, küresel eşitsizliğin azaltılması da dahil olmak üzere eski sonuçları vermeye devam ediyor. Sıfırdan (varsayımsal olarak herkesin aynı gelire sahip olması durumu) bire (varsayımsal olarak tek kişinin bütün gelire sahip olması durumu) kadar ölçekleştirilen Gini katsayısı gösteriyor ki küresel eşitsizlik derecesi 1988 yılında 0.70 iken 2008’de 0.67’ye ve daha sonra 2013’te 0.62’ye düştü. Muhtemelen Gini katsayısı 0.70 kadar yüksek olan hiçbir ülke olmadı. Ancak 0.62 civarında bir Gini katsayısı bugünün Honduras, Namibya ve Güney Afrika’sında bulunan eşitsizlik seviyelerinde görmek mümkün. (Güney Afrika’nın tüm dünya adına eşitsizliği göstermek adına en iyi temsilci olduğu açıkça söylenebilir.)

Ancak, küresel gelir adaletsizliği yeni araştırma sürecimizde aşağı yönlü hareketine devam ederse, veriler bunu yeni bir dizi nedenden dolayı yaptığını gösteriyor.  Çin, piyasa reformlarına başladığı 1970 sonlarından beri küresel adaletsizliği düşürmek adına devasa bir rol oynadı. 1.4 milyarlık nüfusunun ekonomik büyümesi Dünya üzerinde refah dağılımını değiştirdi. Fakat şimdi Çin’in büyümesi yeterli refaha ulaştığından küresel gelir adaletsizliğini azaltmada o kadar önemli bir rol oynayamıyor. 2008’de, ortalama Çin geliri, dünyanın ortalama gelirinden biraz daha yüksekti. 5 yıl sonra, Çin’in ortalama geliri dünyanınkinden yüzde 50 daha fazlaydı ve muhtemelen bugünlerde daha da yüksek. Çin’deki yüksek büyüme, küresel olarak, dengeleyici bir güç olmaktan çıkıyor. Çok yakında, artan küresel eşitsizliğe katkıda bulunacak duruma gelecek.

Fakat yakın zamanda nüfusu Çin’inkini geçecek olan Hindistan, hala görece fakir ve şu anda dünyayı eşit bir konuma getirmede büyük rol oynuyor. Son 20 yılda, Çin ve Hindistan küresel gelir adaletsizliğini düşürmekte önemliydiler. Bundan sonra, sadece Hindistan’ın büyümesi aynı işlevi görecek. Dünya’nın en yüksek nüfus artışını oluşturan Afrika çok daha önemli hale gelecek. Ancak, en geniş Afrika ülkeleri, Asyalı devlerin izinde devam ederse, küresel eşitsizlik daha da yükselecektir.

COVID-19 Döneminde Eşitsizlik 

Covid-19 pandemisi şimdiye kadar bu trendi kesintiye uğratmadı ve hatta daha da kuvvetlenmesine yol açabilir. Yeni koronavirüs nedeniyle ortaya çıkan hatırı sayılır küresel büyüme yavaşlaması eş oranlı olmayacak. Çin’in iktisadi büyümesinin oranları, 1980’lerden beri en düşük seviyede olmasına rağmen yine de Batı’nın büyüme oranlarını geride bırakacak. Bu, Asya ile Batı arasındaki gelir uçurumunun kapanmasını hızlandıracak. Eğer Çin’in büyümesi Batı ülkelerindeki büyümeyi her yıl yüzde 2-3 seviyelerinde geçmeye devam ederse gelecek 10 yıl içinde Çin’in orta sınıfının refah seviyesi Batı’nın orta sınıfını geçmiş olacak. 200 yıldır ilk defa, Batılı milletlerin orta sınıfı küresel elit grubunun (Tepedeki %20’lik gelire sahip olan kısım) parçası olmayacak. Bu gerçekten dikkate değer bir gelişme olacak. 1820’lerden beri –bu türdeki ulusal iktisadi verilerin ilk defa oluşturulduğu zamanlar- Batı her zaman dünyanın geri kalanından daha varlıklı konumdaydı. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Batı’daki işçi sınıfı üyeleri bile küresel anlamda iyi durumdaydı. Bu dönem artık sona ermek üzere.

ABD halen Çin’den daha zengin bir ülke olmaya devam ediyor. 2013 yılında Amerilalı orta gelirli bir kişinin kazancının Çinli bir orta gelirlinin kazancıyla olan oransal farkı 4.7’ye 1 idi.

ABD halen Çin’den daha zengin bir ülke olmaya devam ediyor. 2013 yılında Amerilalı orta gelirli bir kişinin kazancının Çinli bir orta gelirlinin kazancıyla olan oransal farkı 4.7’ye 1 idi. (Çin’in kırsal nüfusu çıkarıldığında bu oran 3.4’e 1 idi). Bu fark 2013’ten beri biraz küçüldü ve Covid-19 krizi sürecinde de azalmaya devam edecek, ancak daralması biraz zaman alacak. Eğer, Çin ABD’yi kişi başına gelir artışında her yıl %2-3 seviyelerinde geçmeye devam ederse, iki ülke arasındaki ortalama gelir farkının kapanması yaklaşık iki nesil sürecek.

(Şangay şehir merkezinde her gün işe giden insanlar, Çin, Temmuz 2009 / Nir Elias/ Reuters)

Uzun vadede, en iyimser senaryo, Asya’da devam eden yüksek büyüme oranlarının ve Afrika’da ekonomik büyümenin bir ivme kazanmasının ve hem zengin hem de yoksul ülkeler içinde gelir farklılıkların azalmasına yönelik daha aktivist sosyal politikaların (zenginlere daha yüksek vergilerle daha iyi kamu eğitimi ve daha fazla fırsat eşitliği) birleşmesi ile görülecektir.  Adam Smith’ten itibaren bazı iktisatçılar, küresel eşitliğin artmasıyla ilgili bu pembe senaryonun, teknolojik ilerlemenin dünya çapında eşit bir şekilde yayılması ve iç politikaların giderek artan rasyonellikte uygulanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkacağını umdular.

Ne yazık ki, daha kasvetli tahminler daha makul görünüyor.

Ne yazık ki, daha kasvetli tahminler daha makul görünüyor. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticaret ve teknoloji savaşı, belki de dar bir ABD stratejik bakış açısından anlaşılabilir iken, küresel açıdan esasen tehlikelidir. Teknolojinin yayılmasını önleyecek ve dünyanın geniş alanlarında yaşam standartlarındaki ilerlemeleri engelleyecektir. Yavaşlayan büyüme, yoksulluğun kökünü kurutmayı zorlaştıracak ve büyük ihtimalle mevcut küresel eşitsizlik düzeyini muhafaza edecektir. Başka bir deyişle, küreselleşmenin ilk dinamiğinin tam tersine benzer bir şey ortaya çıkabilir: Amerikalı ve Çinli orta sınıflar arasındaki fark korunabilir ama hem ABD hem de Çin’de daha yavaş ya da negatif gelir büyümesi pahasına. Reel gelirdeki iyileşmeler küresel gelir dağılımının hiyerarşisini dondurmak için feda edilebilir. İlgili herkes için net reel gelir kazanımı sıfır olacaktır.

Çeviri Ekibi’nin hazırladığı diğer çevirilere ulaşmak için tıklayın.

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.