Para Politikası: Nedir, Ne Değildir?

Merkez bankaları dünyanın her yerinde güçlü kurumlardır, ancak çok azı kendi hükümetlerinden büyük ölçüde bağımsızdır. Merkez bankası eylemlerinden bahsettiğimizde, genellikle iktisadi aktiviteyi çeyrekten çeyreğe veya yıldan yıla etkileyen en önemli politikaları kastederiz. Paul Volcker, 1979-1987 yılları arasında Fed başkanı iken, genellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en güçlü ikinci kişi olarak anılırdı. Volcker, 1970’lerdeki çift haneli enflasyonu yenerek işsizlik oranını 1940’tan beri ilk kez yüzde 5,5’in altına indirdi ve enflasyona karşı zafer ilan etti.  Volcker neden bu kadar güçlüydü? Bu sorunun cevabı para politikasında yatıyor. Para politikası, ekonomi düşünce okulları arasındaki tartışmanın merkezinde yer alır. Çoğu düşünce okulu hedefler üzerinde hemfikir olsa da öncelikler ve taktikler konusunda kesin bir fikir ayrılığına düşerler. Para politikasının nasıl işlediğini anlatırken, bu anlaşmazlıkları tartışacağım. Ancak yazıya başlamadan önce bir market monetarist (Görgen, 2020) olduğumun da altını çizmeliyim.

Para Politikası ve Paul Volcker
Paul Volcker

Hedefler

Bazı düşünce okulları hedeflere tamamen katılmamakla birlikte, genelde para politikası hedeflerinden bahsedildiğinde şu noktalara referans verilir:

  1. İş çevrimlerinin(business cycle) mümkün olduğu kadar az olması. Bu sayede, üretim ekonominin kapasitesi ve işgücüyle uyumlu olarak istikrarlı bir şekilde büyüyecektir.
  2. İstikrarlı ve düşük bir fiyat enflasyonu oranı.
  3. Maksimum kapasite kullanımı ve istihdam oranları.
  4. Üretkenlikte yüksek trendli büyüme ve istikrarlı GSYİH artışı.

Para politikaları, talep yönlü makroekonomik politikalardır. Mal ve hizmetlere yapılan harcamaları teşvik etmek veya caydırmak amacıyla çalışırlar. Ekonomideki resesyonlar ve patlama dönemleri, genelde ekonominin üretken kapasitesinden ziyade toplam talepteki dalgalanmaları yansıtır. Para politikası bu dalgalanmaları kontrol altına almaya çalışır.

Öncelikler

İkinci ve üçüncü hedefler sıklıkla öncelik çatışmasının konusu olmuştur. Politika yapıcılar fiyat istikrarına mı yoksa tam istihdama mı öncelik vermelidir? Bu soruya cevap arayan FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) para politikaları, 1980’lerden sonra büyük ölçüde farklılık göstermiştir. İstihdam ve üretimi, ücretler ve fiyatlar kadar dikkate alan Fed, ekonomi durgunluk yaşadığında gaza, aşırı hızlanma tehdidinde ise frene bastı. Buna karşın Alman Bundesbank liderliğindeki Avrupa merkez bankaları daha muhafazakâr hareket ettiler. Ekonomileri resesyondan zar zor çıkarken bile parasal teşvikleri tehlikeli derecede enflasyonist olarak görmeye devam ettiler. Avrupa, Amerika’dan çok daha yavaş toparlandı ve işsizlik oranları 1970’lerden bu yana yükseldi.

Para Politikası ve Enflasyon Üzerine Tartışmalar

Para politikalarında bu tartışmanın filizlendiği nokta şudur: Genişletici para politikası tüketiciler, işletmeler, hükümetler ve yabancılar tarafından mal ve hizmetlere yapılan toplam harcamaları arttıracaktır. Bu yeni talepler üretimi ve istihdamı artıracak mı? Yoksa sadece fiyatları yükseltip enflasyon artışını mı hızlandıracak?

Tam istihdam, gerçek ücrete değecek kadar üretken olan ve o ücretle bir iş isteyen herkesin (işler arasında kalan kişilere izin veren) istihdam edilmesi anlamına gelir. Keynesyenler bu koşullarda daha fazla harcamanın sadece enflasyon getireceğine inanır. Bununla birlikte, çoğu kez, kapasitesi fazla olan firmalardan ve âtıl çalışanlardan gelen rekabet, fazladan harcamaların enflasyonu ateşlemesini önler.

Klasik monetaristler, herhangi bir pazarda aşırı arzın çaresinin fiyat indirimi olduğu yanıtını verirler. Ücretler işsizliğe göre ayarlanmıyorsa, ya hükümet ve sendikalar ücretleri yapay olarak yüksek tutuyor ya da işsizler, geçerli ücretlerle çalışmak için işsizlik tazminatını tercih ediyorlar. Her iki durumda da sorun para politikası ile çözülemez. Yeni harcamalar boşuna ve enflasyonist olacaktır.

Market monetaristler, fiyat değişikliğinden çok fazla anlam çıkarmamak gerektiğini savunurlar. Asıl soru, fiyatların değişmesine neden olan şeyin bizi daha iyi durumda mı yoksa daha kötü durumda mı bırakacağıdır (Sumner, 2017).

Para Politikası Araçları ve Politika Hedefleri

Merkez bankaları, “bankacıların bankasıdır.” Merkez bankasının müşterileri sıradan vatandaşlar değil, ticari bankalar, tasarruf bankaları, tasarruf ve kredi birlikleri gibi tüm mevduat kurumları kapsayıcı şekilde “bankalardır”. Merkez bankalarında mevduat tutma ve bunlardan borç alma hakkına sahiptirler ve Merkez Bankalarının rezerv gereksinimlerine ve diğer düzenlemelere tabidirler.

Bankaların, çekilebilir mevduatlarının öngörülen oranlarına eşit rezerv tutmaları gerekmektedir. Mevduatın büyük kısmını muhasebeleştiren bankalar için şartlara uygunluk her iki haftada bir düzenli olarak test edilir. Rezerv testleri, para politikasının dayanak noktasıdır. Bankaların rezerv testlerini geçmek için “fonlara” (Merkez bankalarında para veya mevduat) ihtiyaçları vardır ve Merkez Bankası bunların arzını kontrol eder. Örneğin Fed, bankalardan veya mevduat sahiplerinden para tabanı ile menkul kıymet satın aldığında, bankalar rezerv bakiyesi elde eder. Aynı şekilde Fed, hazine menkul kıymetlerini satarak rezerv bakiyelerini azaltabilir. Bunlar, para politikasının temel işleyiş şekli olan açık piyasa işlemleridir. ABD’de bu işlemler, Fed’in ana politika belirleme organı olan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) tarafından denetlenir.

Para Politikası ve Federal Açık Piyasa Komitesi
Federal Açık Piyasa Komitesi

Rezerv ihtiyacı olan bir banka, diğer bankalardan Fed’deki mevduat rezerv bakiyelerini ödünç alabilir. Krediler, “federal fonlar” piyasasında her seferinde bir gün için yapılır. Merkez bankası açık piyasa işlemleri, bu piyasadaki müdahalelerdir. Bir merkez bankası açık piyasa operasyonu yürüttüğü zaman, genellikle hazine bonoları satın alır, rezervlerle öder veya satarak rezervler alır. Dolayısıyla açık piyasa işlemleri, fon piyasasına müdahale anlamına gelir. ABD’de bankalar ayrıca, Federal Rezerv bankalarından, uygulamada on iki bankanın hepsinde aynı olan iskonto oranları üzerinden borç alabilirler. İskonto oranının belirlenmesi, merkez bankası politikasının bir başka aracıdır. Günümüzde açık piyasa işlemlerine göre ikincildir ve Fed genellikle iskonto oranını federal fon piyasası oranına yakın tutmaktadır. Bununla birlikte, yeni bir iskonto oranı ilan etmek, para piyasalarına mesaj göndermenin genellikle uygun bir yoludur. Merkez bankası, makroekonomik istikrar için sorumluluklarına ek olarak, geçici olarak bankalara yardım etmede ve son çare olarak sistematik paniği önlemede veya durdurmada geleneksel bir güvenlik ağı rolüne sahiptir.

Para Politikası Araçları

Açık piyasa işlemleri yoluyla, Merkez Bankası bir hedef oranı belirleyebilir. Hedefin kendisi geçicidir; örneğin FOMC, bunu her altı haftada bir ya da daha çok düzenli toplantılarında ya da mali ve ekonomik sürprizler meydana gelirse daha erken değerlendirir.

Alternatif bir işletim prosedürü, bir fon miktarını hedefleyerek, piyasanın fon faiz oranını bankaların taleplerini bu miktara eşitleyen seviyeye taşımasına izin vermektir. Bu, Fed’in para büyümesini ve enflasyonu kontrol etmek için patlamalarda faiz oranlarını yükseltmekte çok yavaş davrandığına dair monetarist uyarılara yanıt olarak 1979-1982 yıllarında benimsenmiştir. Bu rejimde faiz oranlarının oynaklığı faiz oranı hedef rejiminden çok daha fazladır.

(İllüstrasyon/Banner vector created by katemangostar – www.freepik.com)

Fed’in para piyasaları üzerindeki kontrolü diğer finans piyasalarına ve ekonomiye nasıl aktarılır? Mal ve hizmet harcamalarını nasıl etkiler? Bankalar için para piyasası oranları, müşterilerine ödünç verebilecekleri veya menkul kıymetlere yatırım yapabilecekleri fonların maliyetleridir. Bu maliyetler yükseldiğinde, bankalar borç verme oranlarını yükseltir ve krediyi ilerletmede daha seçici hale gelir. Müşteriler daha az borç alır ve harcama yapar.

Aynı şekilde bankalar da hem krediler hem de mevduat için diğer finansal kurumlarla ve açık finansal piyasalarla rekabet eder. Şirketler yalnızca bankalardan değil, diğer finansal aracılardan da borç alır: sigorta şirketleri, emeklilik fonları, yatırım şirketleri vb. Alıcıların, bankaların yanı sıra bireyleri, kâr amacı gütmeyen kurumları ve yatırım fonlarını içerdiği açık piyasalarda tahvil, hisse senedi ve ticari kâğıt satarlar. Hane halkları ve işletmeler, banka mevduatlarının getirilerini ve avantajlarını para piyasası fonları, diğer yatırım fonları, açık piyasa menkul kıymetleri ve diğer varlıkların getirileriyle karşılaştırır.

Para piyasaları ve bankalar üzerindeki kontrolü sayesinde merkez bankası; finansal sistemdeki faiz oranlarını, varlık fiyatlarını ve kredi akışlarını etkiler. Arbitraj ve rekabet yayılması, Merkez Bankasının doğrudan kontrolü altındaki faiz oranlarını diğer piyasalara yayar veya azaltır. Hisse senedi fiyatları bile hassastır, tahvillerin getirileri arttığında düşer, düştüğünde yükselir.

Hedeflemeler

1979’dan 1982’ye kadar olan dönemde para arzı hedeflemesi yüksek enflasyonla mücadele aracı olarak kullanıldı. Ancak 1980’li yıllardan itibaren çoğu Merkez Bankası bir tür enflasyon hedeflemesini benimsedi. Bugün, enflasyon hedeflemesi politikası, merkez bankasının para arzını kontrol ederek fiyatların her yıl önceden belirlenmiş bir oranda yükseltmeye çalışmak anlamına gelmektedir. Fiyatlar hedeflenen orandan daha fazla veya daha az artarsa, Merkez Bankası başarılı değildir.

Öte yandan, 2008 Krizinden itibaren enflasyon hedeflemesinin başarısız olduğuna iktisat camiası gittikçe daha çok inanmaktadır. Enflasyon hedeflemesi yerine pek çok alternatif öneri sunulmuş ve tartışılmıştır. Bunlardan birisi olan Ortalama Enflasyon Hedeflemesi’ni Fed 27 Ağustos 2020’de benimsediğini duyurmuştur (Politi, Smith, ve Arnold, 2020).

Fed, ortalama enflasyon hedeflemesi ile birlikte, 2010’lardan itibaren oluşan hedefleme sorununu (enflasyon hedefinin sürekli olarak altında kalmak) telafi etmeye çalışacaktır. Bu, kısa dönemde aynı olmasa bile uzun dönemde enflasyonu %2 seviyesine sabitlemeyi hedefler. Dolayısıyla ortalama enflasyon hedeflemesinin başarı kriteri, uzun vadede enflasyonun %2 seviyesinde kalıp kalmayacağıdır.

Başka bir öneri olarak Nominal GSYİH Hedeflemesi sıklıkla market monetaristler tarafından dile getirilir. Bir başka yazımda(2019) belirtiğim şekilde “Nominal GSYİH hedeflemesi, Merkez Bankasının fiyat artışlarını hedeflemeye çalışmaktan vazgeçmesini ve bunun yerine ekonomide gerçekleşen toplam nominal harcama miktarını hedeflemeye çalışmasını öneriyor. Bu, ekonomik büyümenin normalden düşük olması durumunda, Merkez Bankasının enflasyonu daha yüksek hale getirmeye çalışması gerektiğini gösterir. Diğer yandan, ekonomik büyüme normalden yüksek olsaydı enflasyon bir önceki enflasyon oranından düşük olurdu. Nominal GSYİH, parasal politika için enflasyon oranı, para arzı, döviz kuru veya diğer birçok hedefte rehberlik edebilir. Aslında, Nominal GSYİH’de istikrarlı bir büyüme oranının hedeflenmesi, uzun vadede nispeten istikrarlı bir enflasyon oranına yol açacaktır. Örneğin, bir ekonominin uzun vadeli büyüme eğiliminin yüzde 3 olduğunu düşünelim. Bu durumda Nominal GSYİH’de istikrarlı bir yüzde 6 büyüme oranı, uzun vadede yüzde 3 büyüme ve yüzde 3 enflasyon anlamına gelirdi.”

Sonuç

Merkez Bankalarının gücü para politikaları yapabilme keyfiyetinden gelmektedir. Doğru, uygun ve etkili para politikası ekonominin resesyonlardan daha hızlı toparlanmasını sağladığı gibi, tersi de geçerlidir. Para politikasının önemi, belki de bugün Volcker döneminden daha hafife alınsa da bunun gerçeği yansıttığı söylenemez. Para politikası, geçmişte olduğu gibi bugünde ve gelecekte de ekonominin en önemli aracı olmaya devam edecektir.

Kaynakça

Kürşad GÖRGEN

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.