Ahlaka Kuş Bakışı

İnsanların dünyada kendi davranışlarını belirli şekillerde gerçekleştirmesine sebebiyet veren motivasyonlar vardır. Bu motivasyonlar bazen sonuç odaklı olabilirken bazıları ise sadece yapılmak içindir. Davranışın doğru ya da yanlış olmasına, başka bir deyişle, ahlaki ya da ahlaki olmamasına dair yargıda bulunulması ise günümüzde hala kafa karıştırıcı bir durumdur. Ahlak, güçlü bir kelimedir, fakat yükü çok ağırdır. Adalet, siyaset, eşitlik tarzı benzer kavramlar kendilerine “ahlaki” bir bakış açısını baz alarak tanım yüklemişlerdir. Hukuk, politika alanlarındaki eylemler ise teorik yapıda içi doldurulmuş tanımların aktif kullanım alanı olarak görülmüştür. 

Tramvay Problemi 

Ahlaki bakış açılarını anlatabilmenin en anlaşılabilir yolu tramvay problemi ile başlamak. 

Ahlak problemi
Tramvay Problemi

Düşünün ki siz frenleri tutmayan bir tramvayın sürücüsüsünüz, önünüzde iki hat var. İlk hata doğru makas değiştirmeden gittiğiniz takdirde beş kişinin ölümüne sebebiyet vereceksiniz, ancak makas değiştirirseniz öbür hattaki tek kişinin ölümüne neden olmuş olacaksınız. Vicdani olarak tam olarak nerede durmayı tercih ederdiniz? Siz olsanız beş kişinin mi ölümünün sorumlusu sayılmak istersiniz yoksa tek bir kişinin mi? İlk bakışta, çevremde bu problemi tartıştığım kişilerin büyük çoğunluğu bu soruya tek bir kişi olarak cevap verdi. İkinci olarak soruya  peki ya o tek kişi senin kardeşin ya da en sevdiğin arkadaşın olsaydı diye sorduğumda ise yanıtlarını değiştirdiler. 

Bu soruya cevap vermenin birkaç yolu daha mevcut. “The Good Place” adlı etik temaları sorgulayan dizide Michael adlı karakter etik olanın kendinizi feda etmek olduğunu söylüyor. Verilebilecek en fedakarca yanıt bu olmasına rağmen, maalesef tramvayda kendinizi feda etmeniz mümkün değil. Diğer taraftan, başka alanlar için farklı bağlamlarda bunu söyleyebilmek için ilk olarak bağlamı incelemeniz gerektiğini söyleyebilirim.

Faydacı Bakış Açısı

İlk başta faydacı bakış açısı ile başlayalım. Faydacı bakış açısı dünyadaki büyük çoğunluk için geçerli olan mutluluğu baz alıyor. Şöyle ki, eğer dünyanın yüzde seksenini mutlu edebilecek formüle ve imkanlara sahipsek bunu ahlaki açıdan yapmalıyız. Büyük çoğunluğu göze almak, azınlıkların çıkarlarının gözetilmemesi de demek oluyor aynı zamanda. Kalan yüzde yirmilik kısım umrumuzda değil, çünkü biz zaten büyük çoğunluğun mutluluğunu sağlamış oluyoruz, bu da demek oluyor ki biz ahlaki olanı yaptık. Faydacı ahlak için önemli olan bir başka unsur ise sonuç odaklı olmasıdır. Çoğunluğu mutlu edecek politikaları uygulamak aynı zamanda eylemlerimin sonuçlarını da hesaba katmak demek oluyor. Eylemimin sonucu büyük oran için mutluluğu getirecek mi? Eğer cevap evet ise, yararcı bakış açısına göre doğru yönde olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu durumda, yararcı felsefe beş kişidense bir kişinin öldürülmesini onaylayacaktır. O bir kişi yoksulluk ve gıda yetersizliği gibi sorunlara son verecek olan insan da olabilir aynı zamanda.

Tramvay probleminden bir adım uzaklaşarak önemli bir başka ahlak anlayışından bahsetmek istiyoruz. Bunun için ise kaçınılmaz olarak Kant’ın kapısını çalmamız gerekiyor.

Kant: Keskin Perspektif

Kant, görev ya da ödev ahlakı dediğimiz ahlak kuramını benimseyen Alman filozoftur. 

Immanuel Kant (Görsel/Wikipedia Commons)

Kant’ın bakış açısına göre ahlaki eylemler evrenselleştirilebilir olmalı. Davranışın evrenselleştirilebilir olup olmayışı ise benim hangi şekilde davranmamı belirleyen ilke haline getirilmeli. Maksim, davranışımın arkasındaki ilke demek oluyor. Kant için en sık kullanılan örnek genelde yalan söylemek üzerinden verilmekte. Yalan söylemek kötüdür ve ben bunu biliyorum. Davranış ilkemi belirlemek için ilk adımım bu olsun. İkinci hamle olarak ise, kendime sormam gereken önemli bir soru var: yalan söylememek evrenselleştirilebilir mi? Cevabı Kant’a göre “evet”. Bu sorgulamalar sonucunda kişi kendisine “yalan söyleme” komutunu ödev veya görev olarak benimsemeli, bu doğrultudan şaşmamalıdır çünkü ahlaki olan budur. Evrenselleştirilebilir yasa bizlere bunu söylemekte.

Kant’a yönlendirilen eleştiriler arasında ahlaki yaklaşımının çok fazla teorik olduğuna dair çoğunluk yaklaşımı vardır. Günlük hayatta böyle davranmak bize daima mantıklı gelmeyebilir. Sevdiklerimizi korumak adına yalan söyleyebiliriz. Bir kadının kocasını arka odaya sakladığını ve bir alman askerinin kadının kocasını öldürmek adına geldiğini düşünelim. Kant’a göre kadın kocasını kaybetmek pahasına da olsa doğruyu söylemelidir. Eylemlerimizin sonuçlarını düşünmemeliyiz, çünkü bizi alakadar eden sonuçlar değildir. Eylemlerimizin sonuçlarını kontrol edebilmek bizim elimizde olan bir durum değildir. Ben bir şeyi belirli bir sonuca ulaşmak uğruna spesifik şekilde yapmış olsam bile hiç göz önünde bulunduramayacağım dışsal bir faktörden dolayı, eylemim sonucunu göremeyebilir. Tam olarak bu yüzden, Kant’a göre eylem, niyet çerçevesi içinde şekillenmelidir. Bir eylemi sadece iyi olduğunu bildiğimden ötürü “iyi” diye yapıyorsam ve sonuçlarını göz ardı ediyorsam iyi niyete sahibimdir, ahlaklıyımdır (Warburton,2017).

Kant’ın felsefesi için diyebiliriz ki, eylemlerin evrenselleştirilebilir olması aynı zamanda dünyanın her yerinde aynı eylemin kötü sayıldığı bir dünya inşa etmektir. Bu durum hukuk kanunlarını da etkileyecektir. Hayvan cinayetlerinin evrensel olarak suç sayılması bu vahşetin cezasız bırakılmamasına sebebiyet verecektir. Eğer cezasız bırakılırsa, ahlaksız olanı cezalandırmayan hukuk kanunları büyük ihtimalle “ahlaki” olarak gözetilmeyecektir. Diğer taraftan, eylemlerimizin sonuçlarını düşünmeden hareket etmek, doğuştan sosyal olarak tanımlandırılmış ve birbirine farklı açılardan mecbur insanoğlunun yapması muhtemel bir davranış şekli gibi gözükmemekte. 

Bakım Etiği

Bir diğer ahlaki anlayışımız ise bakım etiği olarak karşımıza çıkıyor. Bakım etiği, insanların ilişkisel olduğunu, aynı zamanda birbirine muhtaç olduğunu iddia etmekte. Şöyle ki, ahlak demek teorik demek değildir. Tam aksine, ahlak, davranışlarımızı iyi ve kötü olarak yargılayan, topluma kabul edilişimize ya da toplumdan reddedilişimize sebebiyet veren günlük hayat uygulamalarıdır. Ahlak konseptini  teorik boyuta hapsetmek, onu terimsele indirgemek olacak ve ahlakın içerisinde barındırdığı duyguları yok saymak anlamına gelecektir. İnsanların birbirinden sorumlu olması ise bakım etiği için bir diğer önemli mesele. İnsan, kendisine en yakın olan insandan sorumlu olduğu gibi dünyanın öbür ucunda olan, temiz suya ve gıdaya erişimi olamayan insandan da sorumludur. İnsan, insanın acısını en uzaktan hissedebilendir.

Ziyaretçisi olarak yaşadığımız dünya modern çağ içerisinde bireyselliğe sıkışmış insanlar olarak hissetmemizi istese de insanoğlu olarak birbirimize kenetlenmiş bir haldeyiz. Birbirimizi sıkıştırmak ya da benliğimiz içerisinde kaybolmak ise bize kalmış bulunuyor. Benim davranışım en yakınımdakini etkileyebiliyor. En yakınımdakinin maruz kaldığı davranışlar ise bir başkasını etkileyerek gününü ve belki de bir aydınlanma anına varışı ile hayatını yönlendirebiliyor. Birbirilerinin tesiri altında kalmış bireyler bir araya geliyor, politikaya karar veriyor. Politika ise hayat standartlarımızın ve refah seviyemizin yükselişine ya da zor şartlarla karşılaşmamıza sebep olabiliyor. Politikanın yapılışı ise ahlaki olmadığı sürece, insanların zor koşullarda yaşayışının sürdürülmesini mümkün kılıyor.

Birbirimizden sorumluysak, insan insanın acısını hissedebilense, neden dünyanın bir tarafında gıda yetersizliği sürdürülürken obeziteden ölümler mevcut? Neden temiz suya zar zor ulaşan ülkeler mevcutken sifon kullanımı ile yaklaşık on litreye kadar su tüketimi yapılabiliyor? Varolan acıların farkında olmak, değiştirilemez bir şeymiş gibi kabul etmek ya da politik oyunlar bunlar deyip kenara sıvışmak sizi daha ahlaklı yapar mı? 

Son Notlar

Hayatımıza anlamını atfeden, onun bir gün bitecek olmasıdır. Geride bıraktıklarınız ise sadece yaptıklarınız, yapabildikleriniz, değiştirmeye çalıştıklarınız olarak kalacaktır. Bu hayatı ahlaki bir birey olarak geçiremediğiniz, iyinin ve kötünün ayrımını yapamadığınız, olayları sorgulama seviyesine ulaşamadığınız ve bundan kaçındığınız zaman kendiniz adına iyi bir yaşam sürdürdüğünüzü düşünür müydünüz? 

İyiyi ve kötüyü anlamlandıramamak hayatı ıskalamak demektir. Yaşamın gerçekleriyle yüzleşememek, kendinizi eliniz kolunuz bağlı şekilde köşeye sindirilmiş olarak kabul ettiğinizin ispatıdır aynı zamanda. 

Hayatı ıskalamamak adına ortaya sürülen bu ahlaki yaklaşımları aktaran yazarınız olarak inanıyorum ki, biz bundan daha iyisiyiz..

Kaynakça

Warburton,N.,(2017), Klasiklerle Felsefe, Alfa Yayınları

Şule YILMAZ

ODTÜ Felsefe bölümü lisans öğrencisiyim. Medya çalışmaları ve feminist teoriye karşı ilgiliyim.

1 Comment

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.