Russell: Toplumsal İnşa

image_pdfimage_print

Modern bilimsel ve siyasal yeniliklerin eşliğinde, politika teorisyenleri “ütopya” kavramını inceleme altına aldılar. Ütopya; tasarlanmış ideal toplum düzenini ifade etmekte . Buna ek olarak kelime olarak ilk defa Thomas Moore tarafından kullanılmıştır. Konseptin ne içerdiği, hangi siyasi idealin ve toplumsal düzenin daha iyi olduğu; farklı disiplinlerin irdelemek istedikleri odak noktalarından biri olmuştur.  Bilim insanlarının yanı sıra sanatçılar da ütopya kavramını sorgulamıştır. Bunun eşliğinde distopya kavramının da ütopya kadar popülarite kazanmasına sebebiyet vermiştir.

Distopya

Distopya kavramının politik anlamda otoriter ve baskıcı rejimleri ifade etmek için kullanıldığını söyleyebiliriz. Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley tarafından 1932 yılında yayımlanmıştır ve başka bir ideal düzen sunar.  Bu düzende, insanlar belirli toplumsal rolleri oynamaya henüz doğmamışken koşullandırılmışlardır. Birey, toplum için vardır ve toplumun yararını gözetmelidir. Hükümet tarafından kendilerine anlatılan masalları kabul etme istenci ile otoriteyi dinlemek üzere her daim hazırdırlar. Bunun yanı sıra, hiçbir bireyin kendisini üzgün, ya da baskı altında hissetmelerine izin verilmemekte. En belirsiz duygulara kapıldığınız ve bir şeylerden kuşku duymaya başladığınız anda “Soma” adlı ilacı alırsınız. Derin bir uyku sizin kendinize gelmenize yardımcı olur. Buna ek olarak 1984 de ise George Orwell; okuyucularına medya, dil, iletişim araçlarının kullanımının kapsamlı bir eleştirisine dikkat çeker. Damızlık Kızın Öyküsü; feminist bir başka distopya eseri olmakla beraber, politikanın baskıcı, eril yapısına vurgu yapar.

İdeal Toplum

Sıraladığımız bütün eserlerin ortak yanı, politik distopya ürünü olması ve siyasetin farklı manipüle edici yöntemler eşliğinde insanların yaşayış şeklinin yanı sıra düşünüş şekillerini de kontrol etmesidir. Bu kısmı Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik adlı eserinde bahsetmiş olduğu siyaset düşünceleri ile toparlamak istiyorum. Sanatların en kudretlisi yönetme sanatıdır çünkü bir nesli yönetmek onun bilgisini kontrol etmek anlamına gelir. Bir diğer deyişle onun bilgisinin kontrol edilmesi ile geleceğinin nasıl şekilleneceğinin kontrol edilmesi aynı anlamı taşımaktadır (Nichomachean Ethics).

Distopya ve ütopyanın spesifik özelliklerini ele aldıktan sonra, ünlü filozof Bertrand Russell’ın ideal toplum düzeni için neler diyebileceğini kabataslak bir biçimde anlatmak istiyorum.

Russell ve İdeal Toplum

 Bertrand Russell; matematik, mantık, tarih ve felsefe gibi çok farklı disiplinlerle ilgilenen ünlü bir düşünür olarak “ütopya” kavramına karşı daha farklı bir yaklaşım izlemiştir. Ona göre, bir toplumun yararını sağlayacak en iyi ölçüt onu bir “ütopya” haline getirmekten çok, gelişime muhtaç alanları tespit etmek ve spesifik alanlara özgü en iyi stratejileri fark edebilmekten geçer. Bu da düşüncenin faydacı yapıyla harmanlanması sonucu elde edilebilir. Russell’ın burada demeye çalıştığı asıl şey belirli bir toplumsal stratejinin her zaman ve her toplumda aynı sonuçları vermeyeceği, koşulların değişmesiyle stratejilerin de farklılaşmasının gerekli olduğudur. Toplumsal Yeniden İnşaanın İlkeleri adlı kitabında iki prensipten söz eder:

  1. Bireysellik ve toplumsallık bazında gelişim teşvik edilmemeli, canlılık her daim olmalıdır.
  2. Herhangi bir bireyin bu koşulları yerine getirebilmesi için bir başkasının kendi hayatını harcamasına göz yumulmamalıdır (Russell,1997)

Bu iki önemli prensibin gerçekleştirilmesi adına ünlü düşünür; devlet, mülkiyet, eğitim, din ve evlilik adına farklı öneriler getiriyor.

Yönetim, Yasa, Otorite

Platon’un Devlet adlı eserine yapılan en yaygın eleştirilerden bir tanesi totaliterliğin olanaklı biçimde sunulmasıdır. Sanatın sansürlenmesi, soy-arıtımı planı, kişisel özgürlükten yüksek ölçüde feda edilmesi gerektiğine bolca vurgu yapılır (Warburton,2017). Buna karşın Russell; yönetimin bireyin özgürlüğü ve yaratıcılığı ile harmanlandığı zaman kendi işlevini yerine getirdiğini düşünmektedir. Siyasetin başlıca görevi bireyin yaratıcı işlevi için olabildiğince özgürlük alanı tanımaktır.

Devlet bir aygıttır ve toplumsal düzeni korumak için belirli yasalar getirir. Kaba kuvvet olmadan, barış eşliğinde sorunların çözümlenebilmesi için yasalara uyulması gerekir. Ancak yasalar durağan bir yapıdadır. Bir başka ifadeyle Russell burada adaleti yerine getirilmesi gereken bir işlev olarak görür. Ona göre konseptin içi yaratıcı bir güç ifade etmez. Bundan dolayı da yasaları en son otorite olarak görmememiz gerektiğine vurgu yapar. Bunun yanı sıra Russell; siyasi ve ekonomik alanda bireyin kendini güçsüzleşmiş olarak görmesinin yönetimle ilgili bir başka önemli sorun olduğunu ifade eder. Halkın genel iradesini ifade eden “demokrasi” nin eşliğinde birey kendisini kaderine mahkûm edilmiş olarak görür. Genel irade, bir müddet sonra değiştirilemez olarak kabul görür. Bunun böyle kabul ediliyor olması demokrasinin henüz tamamlanmamış bir proje olduğunu anlatır bize.

Çoğunluğun iradesi için azınlık grupların isteklerinin yok sayılması yerine, gruplar anarşik ölçüde olmadığı müddetçe siyasi faaliyetlerini sürdürebilmelilerdir. Bunların yanı sıra, demokrasilerin monarşinin geleneklerine hâkim olduğunu ileri sürebiliriz. Toplumu ilgilendiren önemli sorunlar bir grup azınlık tarafından alınır ve uygulamaya konulur. Bunun nedeni yurttaşların siyasi yeterliliklerinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Yurttaşlar, kendi hayatlarını ilgilendiren konularda siyasi karar aşamasına mutlaka aktif olarak katılmalıdır. Buna ek olarak siyasi bilgi seviyelerini yükseltmelilerdir. (Russell,1997)

İdeal Toplum ve Ekonomi

Russell, ekonominin de bireyin gelişim ve yaratıcılık prensibi ile harmanlanması gerektiğini öne sürer. İnsanların aktif olarak bir şeyler yapabilme ve yaratıcılık potansiyeli, ekonomi tarafından körleştirilmemeli, aksine desteklenmelidir. Fakat, mevcut kapitalist sistem yaratıcılık ve gelişim ilkeleri ile harmanlanamaz. Ücret karşılığı yapılan iş birey adına yaratıcı dürtünün çıkışına olanak tanımaz. Bunlara rağmen, kapitalizmin tamamen ortadan kaldırılmasına da gerek yoktur. Çünkü kapitalizmin alanını sınırlamak ve bireysel özgürlüğe ekonomik alanda izin vermek hala mümkün görünmektedir. Bireyin endüstri altında ezilmesini engellemek için bireyler kendileri seçtikleri ekonomik örgütlenmelere aktif olarak katılabilmelidirler. Eğer katıldıkları ekonomik örgütlenmelerin yönetiminde söz hakkına sahip olabilirlerse bu durum; bireyin katıldığı işi daha da istekli bir şekilde yapmasına sebebiyet verecektir. Kendi yaptıkları iş dışında başka bir ekonomik uğraşla ilgilenmek isteyenlere belirli bir ücret karşılığında bu işlerde çalışmak için fırsat verilmelidir. Verimlilik, enerji, inisiyatif ve yaratıcılık ekonomik alanda harmanlanabilirse mevcut ekonomik sistemin sorunları çözülmüş olacaktır. Böylece daha sağlıklı bir toplumsal düzene adım atılacaktır (Russell,1997).

Eğitim

Bir toplumun kendi bireylerini istediği şekilde eğitmesi, statükonun korunması için en geçerli silah eğitimdir. Şöyle ki; insanlar en fazla çocukken soru sorarlar. Dünya hakkındaki her şey çok farklı ve heyecanlı gelir onlara. Dünyanın alışılmışlığı karşısında ise bu sorular yerlerini gündelik endişelere bırakır. Merak, okul tarafından dizginlenir. Çünkü birey üzerinde iktidar gerektiren bir nesneye dönüşür.

Russell; eğitimin zihinlerin meraklı ve coşkulu yapısını törpülemek yerine kuşkucu yapıyı çıkarmasına olanak tanıması gerektiğini düşünür. Eğitimin mevcut koşulları gelişim ve yaratıcılık ilkeleri ile harmanlanmaktan yoksun bırakılırsa zihinleri pek de aktif olmayan öğrenciler yaşamlarının ilerleyen zamanlarında önyargının pençesinden kurtulamaz hale gelecektir. Bunun yanı sıra düşüncesi ve merakı dizginlenemeyen öğrenciler ise aşırı derecede yıkıcı eleştiriler yapan entelektüellere dönüşeceklerdir. Bunun yanında her şeyi yeteri kadar iyi olmayan, saçma şeklinde tanımlayacaklardır (Russell,1997). Her iki durumda da mevcut eğitim sisteminin ürünü olan bireyleri sağlıklı toplum oluşumu adına olumlu şekilde nitelendiremeyiz. Eğitimin radikal anlamda değiştirilmesi ise hızlı bir sonuç vermekten öte yavaş ve köklü çözümler üretilebilmesi için gereklidir.

Şehir Planlamaları

“Küreselleşme: Toplumsal Sonuçları” adlı eserinde Zygmunt Bauman; toplumun soyut ideallerinin yanı sıra, yaşadığımız şehirlerin ütopik perspektiften nasıl gözükmesi gerektiğini söyleyen bazı ütopya mimarlarının tarih boyunca kendilerini göstermiş olduğunu iddia eder. Baczko; ideal şehir tasvirinde evlerin hemen hemen tek tip olduğunu ve her yerde mükemmel derecede çarpıcı bir düzenin hakimiyet sürdüğünü belirtir. Güzel olan, biçimde basitlik ve amaçta kesinlikle özdeşleşmiştir. Ütopya mimarlarının ortak özelliği de bu kentsel fikri tekrarlamaktır. Çünkü onların gözünde belirli bir mutluluk idealine ulaşmış rasyonellerin arzusu; tesadüfi, düzensiz ve belirsiz yaşam tarzından uzak durmak ile örtüşüyordu. Böyle bir şehir planı ise insanların farklılıktan, kalabalıktan ve heyecanlandırıcı olaylardan uzak tutulması ile sonuçlanmış olacaktır. Ütopyacı şehir plancılarının gerçekten bir “ütopya” amaçlaması aslında onların mutluluğu sorunlardan uzak olma hali ile özdeşleştirdiğini gösteriyor. Pratikte böyle bir şehir insani olan her şeyden yoksun ve koordinat düzlemi içerisinde hapsedilmiş insanların yaşamı ile sonuçlanmış olacaktır (Bauman,1998).

Son

İdeal toplumu yaratmak demek her zaman bir ütopya elde etmek anlamına gelmiyor. Russell’ın da bahsettiği gibi, mesele zamanın koşulları çerçevesinde neyin gerekli olduğunu bulabilmek, gerekli olan şeyi en uygun strateji yoluyla toplumsal düzene uydurabilmekten geçiyor. İdeal düzen, “dogmatik” bir konsept olmanın ötesinde, kaygan bir zemine oturtulmuş şekilde de düşünülebilir. Salt bir şekilde düşünülmesi gereken toplumsal “ideal” aslında teşvik edilen ve ulaşılmak istenilen toplum düzeni için en karamsar konsept olarak kalıyor. İlerleyen zaman döngüsünde, düşüncenin gücü ideal olanın tespitini sağlayacak ve gerekli konfor alanı her birey için sağlanmış olacaktır. Öyle ki Russell bu konu hakkındaki düşüncesini şöyle dile getiriyor: “Düşünme yeteneğine ve insanların ihtiyaçlarına uygun fikirler üretebilecek bir imgeleme sahip olanlar muhtemelen yaşam süreleri içinde olmasa da er ya da geç amaçladıkları iyiliği elde ederler.” (Russell,1997)

Kaynakça

Bauman, Zygmunt( 1998). Küreselleşme: Toplumsal Sonuçları. Ayrıntı Yayınları.

Russell, Bertrand (1997). Toplumsal Yeniden İnşaanın İlkeleri. Bgst Yayınları.

Şule YILMAZ

ODTÜ Felsefe bölümü lisans öğrencisiyim. Medya çalışmaları ve feminist teoriye karşı ilgiliyim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.