Richard Rorty : “Doğru, doğru mudur? “

İçinde yaşadığımız dünya, değişime uğrayan, devingen bir yapıya sahip. Bir çağı kapatıp başka bir çağın başlamasına sebebiyet veren olaylar da bunu destekler nitelikte. Her ne kadar tarih içinde dogmatik yapıya sahip kapalı rejimler, topluluklar kendini göstermiş olsa da, yenilikler, farklılıklar karşısında kendilerini yıkılmış bir şekilde buldular.

Dünyamız bize oluşan bu yenilikleri daima eylem içinde göstermeyi tercih etti. Henüz gerçekleşmemiş  hareketler, düşünceler sadece “tartışma” olarak kaldı. Eylemin kendisi insanoğluna değişim olarak sunuldu. O halde, büyük toplumsal değişimlerin oluşmasını sağlayan, eylemin “eylem” olmasını sağlayan, hayatımızı şekillendiren olayların özü neydi?

Özselcilikten Pragmatizme: Richard Rorty Serüveni

Öz demek maddenin, olayın kendi tanımına kavuşabilmesi için gerekli olan özelliğe sahip olmasıdır. Olayların özünü sorgulamak tam da felsefenin yapacağı türden bir hareket ünlü Amerikan filozof Richard Rorty için. Tarihin akışı içerisinde de felsefe, konseptleri analiz etme görevini yürüttü. Bu konseptlerden biri olan ”Doğruluk” kavramını düşünelim. Doğruluğu doğruluk yapan şey, özü nedir?  Bir davranışa ya da önermeye doğru diyebilmemiz için neye sahip olmaları gerekir?

Richard Rorty
Richard Rorty

Richard Rorty, bu noktada bize farklı farklı doğruluk önermeleri sunuyor :

 “2+2=4 eder.”

“Gökyüzü mavidir.”

“Kadına şiddet kötüdür.”

Yukarıda örneklediğimiz doğruluk önermelerinin her biri birbirinden farklı alanlara sahip. Gökyüzünün mavi olduğunu iddia etmemiz empirik geçerliliğe sahipken, kadına şiddet kötüdür dememiz toplumsal alanda iddia ettiğimiz doğruluklardır. Rorty, bize bunların ortak noktasını soruyor. Nedir sunduğumuz bu önermelerin hepsini doğru yapan öz?

Ünlü Amerikan düşünüre göre, bu her biri farklı alanlara ait önermeler arasında ortak bir doğruluk özü, noktası aramak son derece anlamsızdır çünkü arada özsel bir ortaklık yoktur.

“Komşularımıza yardımcı olmak iyidir, yardımcı olmalıyız.”  dediğimizde toplumsal bir kanıdan, inançtan bahsediyoruz. Ahlaki açıdan doğru gözüküyor. Öte taraftan, insanoğlu olarak ilahi perspektife sahip olmadığımız için bu önermenin de tam anlamıyla doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu kestiremiyoruz. Belki de yanlıştır. Komşularımıza yardımcı olmanın doğru olduğuna dair elimizde kanıt var mı ? Elimizde olan sadece epistemolojik kanıttan yoksun bir adet önerme. Günlük hayatta tekrar eder şekilde uygulanan pragmatik, yararcı, fayda sağlayan bir davranış modeli olarak tanımlayabiliriz bu önermeyi.

Toplumsal inançları, kanıları değerlendirdiğimiz önermeler daima insanı temel alan yapıda tartışılıyor. Tarihin akışı içerisinde zamana ve olaylara bağlı olarak doğruluğunu yitirebiliyor ya da doğruluk değeri güçlenebiliyor. Bahsi geçen, kanıttan yoksun olan, doğruluğunu tartıştığımız önermeler ise düşünürler için sadece zihinsel platformda tartışma olarak kalıyor. Rorty için, içinde yaşadığımız ve şekillendirme gücüne sahip olduğumuz dünya gibi doğruluk da devingen, akışkan bir yapıya sahip. Tarihsel süreç içerisinde toplumlar kendi içlerinde farklı doğruları insani zeminde kabullendiler, kanıttan yoksun bir şekilde tartıştılar. Kendi doğrularını, kendi toplumları adına “yeniden” oluşturdular.  Hiçbir toplum, mutlak “doğruluk” algısına sahip olamadığı gibi, çok keskin kavramsal sınırlar içerisinde “doğruluk” analizlerine de sahip olamadı (Rorty,1982).

Rorty İçin İdeal Toplum Nedir?

Richard Rorty için olması gereken toplumsal yaklaşım şöyledir : bireyselcilik yerine çoğulculuk merkeze oturtulmalıdır. Yarattığımız, içinde barındığımız toplumda hiçbir fikir düşünsel zeminde engellenmemelidir. Fikirler özgürce, demokratik bir yaklaşım baz alınarak paylaşılmalı, birbirileriyle yarış halinde olabilmelidir. Hiçbir grup -azınlıklar dahil- aşağılanmamalı ve her bir toplumsal grup birbirileriyle özgürce iletişim halinde olabilmelidir. Her türden sosyal grup, farklı meslek gruplarına tabii insan, herhangi bir tartışma ortamına katılabilir, katılmalıdır (Rorty,1982).

Felsefecinin işi kavramsal analiz yapmak olduğu düşünüldüğünde ise Rorty, düşünürleri kızdırması ve kırması olası olan bir başka eleştiri ile karşı karşıya bırakıyor. Ona göre, gerçeklik ya da doğruluk ile alakalı herhangi bir tartışmada ya da kavramsal analizde felsefecinin bir mühendise, iktisatçıya ya da sanatçıya karşı herhangi önceliği bulunmuyor.

Rorty için, toplum içerisindeki farklı gruplar kendilerini özgürce ifade ettiklerinde, demokratik bir tartışma ortamı oluştuğunda, ortaya atılan fikirler pragmatist yaklaşım ile sunulmuş olur. Tarihsel akış içerisinde farklı toplumların farklı zaman dilimleri içerisinde benimsediği inançların, kanıların değişmiş olduğundan bahsetmiştik. Toplumlarda oluşacak olan demokratik tartışma ortamlarından dolayı da dogmatik ve işe yaramayan, katılaşmış, kalıplaşmış inançlar kendilerini pragmatist çerçeve içerisinde akışkan bilgiyle yer değiştirmiş şekilde bulacaktır. Eğer böyle bir yaklaşım benimseyebilirsek farklı ırktan, dinden, dilden insan grupları, bulunduğu coğrafyalarda zulme ya da baskıya maruz kalmamış olur. Ünlü düşünüre göre asıl sorun, farklı gruplara mensup insanların farklı düşünceleri benimsedikleri için zulüm ve baskı altında kalmaları, kendi fiziksel ve zihinsel bütünlüklerini yitiriyor olmalarıdır. Buradan da anlayabileceğimiz üzere, Rorty, “bu doğrudur” diyen kapalı rejimlere baskı ve zulüm olasılığını içlerinde barındırdıklarından dolayı karşı çıkmıştır. “Buna inanmalıyız, bunu savunmalıyız.” demek son derece yanlıştır (Rorty,1982).

Zulmü ve baskıyı hayatımızdan çıkartabilirsek ahlaklı bir şekilde yaşayabiliriz. Barış içerisinde yaşayabiliriz. Richard Rorty’nin oluşturmaya çalıştığı felsefe, bu yaklaşımı benimsemektedir.

Toplumsal açıdan benimsediğimiz “doğrular” herhangi bir öze sahip olmayan doğrulardır. “Doğru “ dediğimiz kavramlar, gerçeklik ile herhangi bir bağ içerisinde değildirler. Epistemolojik kanıttan yoksundurlar. Tam olarak bu noktada, epistemolojik kanıttan yoksun toplumsal kanıları dogmatik anlayış zihniyetinden kurtaramamak toplumların kendi sonlarını hazırlamalarına neden olacaktır.

Doğru Nedir?

(İllüstrasyon/People vector created by stories – www.freepik.com)

Şu ana kadar “doğru”nun ne olmadığından bahsettik. Peki, toplumsal ölçüde benimsenmesi gereken “doğru” nedir?  

Herhangi bir farklı etnik kökene, dile, dine, ırka sahip toplumsal gruba ait insanların aşağılanmadığı, çoğulculuğun benimsendiği ve çoğunluk kadar azınlığın da ihtiyaçlarının, taleplerinin maksimum ölçüde karşılandığı yapı Rorty için olması gereken yapı olarak tanımlanabilir. Eğer Richard Rorty’nin bahsettiği felsefe çevresinde şekillenen toplumsal yapı mümkün hale gelirse, deskriptif olan, toplumun ihtiyaçları baz alınarak uygulanan olduğu için en pragmatik yöntem olarak betimlenmiş olacaktır. Sonuç olarak, toplumun içinde bulunduğu düzen, inanç, kanı doğru olarak kabul edilmiş hale gelir. Rorty açısından bu demek değildir ki toplumsal olarak kabul edilen doğrular değiştirilemez ve doğruluk değerleri yanlışlanamaz. Pragmatik olan davranışlar zaman içinde değişebilir, dönüşebilir. Toplumsal açıdan benimsenen doğrular dogmatik yapıdan tamamen soyutlanmış olmalıdırlar. Eğer bu doğrular akışkan ve devingen yapıya, pragmatik çerçeve içerisinde, sahip olamazlarsa Rorty’nin anlatmaya çalıştığı felsefeye ulaşamayız.

Rorty Eleştirileri

Totaliter Rejimler

Richard Rorty’nin felsefesi için yapılabilecek en sağlam eleştiri totaliter rejimlerin önünü açmasıyla ilgili olacaktır ki bu Rorty’nin benimsemeye çalıştığı felsefe ile çelişkiye girmektedir.

Totaliter rejimler; bireyi, toplumu mutlak otorite altına almaya çalışmakta ve kendi ilkelerini benimsetmeyi amaçlamaktadır. Doğruluk, kendi rejimlerine has ilkeler ile uyumlu hale getirilip değişim geçirebilir. Doğruluk ve kabul ettirilmeye çalışılan düşünceler, ilkeler adeta “bir” olmaya çalıştırılır. Bu tarz durumlarda, ayrı sosyal gruplara ait bireylere düşünsel zeminde “alıştırma” yapacak fırsat sunulmamış olur. Rorty, düşünsel anlamda yapılan ve kanıttan yoksun epistemolojik bilgiler için sadece felsefecilerin alıştırması olarak tanımlamıştır. Fakat, içinde yaşadığımız dünyanın bize bu fırsatı sunmamış olması adil olur muydu? Eğer zihnimiz özgürleşmemiş olsaydı, dünyamız da içinde bulunduğumuz resmin hiç değişmeyen, değiştirilmesine fırsat verilmeyen siyah bir çerçevesinden farksız olmaz mıydı?

Feministlerin İtirazı

Bir başka önemli eleştiri ise feministlere aittir. Yaşadığımız dünyanın tarzını pragmatik ölçüde yararlı diye kabul edecek olursak cinsiyet ayrımcılığı bitmek bilmeyen bir problem haline gelecektir. Kadınlar, iş hayatında kendilerine sunulan düşük ücretleri kabul etmek durumunda kalacak, kadına yüklenen toplumsal roller değişemeyecek, kadını hedef alan dogmatik ve son derece yararsız geleneksel tabular yıkılamayacaktır. Şüphesiz ki bunların giderilmesi için farklı bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Şöyle düşünelim. Cam fanusun içindeki canlılarız. Fanusun dışını, içerisinde bulunduğumuz fanusa, iç yapıya çokça odaklandığımız için göremiyoruz. Oysa ki, düşünsel açıdan bizi daima dinç tutan zihinsel alıştırmalara sahip olsaydık sorgulama yeteneklerimiz bizi ne olabileceğine dair daima zinde tutacaktı. Ya böyle değilse, ya farklı bir yol varsa bizler için diye sorabilecek kadar mental açıdan aktif olacaktık. Bunu sorgulayamamak, kuşkusuz ki mutsuz bireylerin olduğu toplumların önünü açık tutacaktır.

Son olarak, Rorty’nin olması gerekeni tanımlaması, tam anlamıyla zihinsel alıştırma anlamına gelmektedir. Oysa ki Rorty için felsefecinin bu tarz tartışmalarda önemli bir rolü yoktur. Kanıttan yoksan doğrular zihinsel zeminde temelsiz kalmıştır. Toplumlar pragmatik olan bilgiyi benimseyip kullanmalıdır ve en doğrusu odur. Bu bilgiler tarihsel zaman akışı içerisinde değişebilir, akışkan yapıya sahip olmalıdırlar. Ünlü düşünür, kendi felsefesi için çelişkili bir resim çizmiş bile denilebilir. Kendisi, sorgulama yeteneklerine sahip olmasaydı bize bu düşüncelerin hiçbirisini sunamamış olacaktı.

Yaptığımız eleştirilere bakarak diyebiliriz ki Rorty son derece ironik bir şekilde felsefenin, düşünsel zeminde yapılan alıştırmaların gerekliliğini bize “pragmatik” yaklaşım içerisinde anlatmıştır.

Kaynakça

Rorty, Richard. Consequences of Pragmatism. Minneapolis: University of Minnesota Press, 1982.

Şule YILMAZ

ODTÜ Felsefe bölümü lisans öğrencisiyim. Medya çalışmaları ve feminist teoriye karşı ilgiliyim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.