Ayasofya Sadece Bir Cami midir?

7’den 70’e, en avamından en entelektüeline kadar toplumumuzun her kesiminde geniş yankılar bulan ve uzun bir zaman boyunca hem dillerden hem de gündemden düşmeyecek olan zaman ve semboller üstü bir mekân; Ayasofya …  Ayasofya’nın camiye dönüştürülme kararı verilmeden önce çeşitli görüşler öne sürülmüştü. Örneğin bir kesim “Hem kilise hem cami olsun.” derken bazıları ise turizm sektörüne yaptığı gelir katkısına indirgeyerek bu kararı yorumlamaya çalıştılar. Eleştirel yaklaşan ve daha gerçekçi bir görüş belirtenler ise, İslâm hukuku bugün artık geçerli olmadığı için kılıç hakkı da geçerli olmayacak, Ayasofya’nın ibadete açılmasını isteyenlerin işgal altındaki bölgelerdeki ibadethanelere, meselâ Mescid-i Aksa’ya saygı gösterilmesi konusunda itiraz hakları ortadan kalkacak diyerek başka bir yaklaşımla kendilerini ifade ettiler. Karşıt görüşe sahip diğer kesimler ise Ayasofya’nın Kılıç Hakkı olduğunu dile getirip bu kararı savundular.

Nedir bu kılıç hakkı, ne anlam ifade eder?

Osmanlı Devleti, bazı asker görevlilerine, hizmetlerine karşılık veya geçimlerini sağlamak amacıyla belli bölgelerden devlet adına vergi tahsil etme yetkisi vermekteydi. Bunun yanısıra yıllık 20.000 ile 99000 akçeye kadar maddi geliri olan ve “Zeâmet” adı verilen dirlikler vermekteydi. Ancak bunun karşılığında devlet, zeâmet sahibinden bazı sorumlulukları yüklenmesini istiyordu.
Zeâmet sahibi, o topraktan elde edilen bütün gelirin 20.000 akçelik kısmını kendine “kılıç hakkı” olarak ayırmaktadır. Sonrasında kalan gelirinin her beş bin akçesi için bir atlı asker (cebeli) yetiştirmek, onları devamlı savaşa hazır tutmak, savaş çıktığında cebelileri yanına alarak sancak beyinin komutasında savaşa götürmek zorundaydı(Cin, 1985).

Görüleceği üzere ‘’Kılıç Hakkı’’ Osmanlı Devletinde uygulanmış toprak sisteminin içerisinde düzenlenen ve toprak sahibi memura  hizmeti karşılığı  tahsis edilmiş olan bir haktır.

Gücün Dili Sembollerdir

Fakat Türk İslam Geleneği’nde, yukarıda bahsettiğimiz  anlamın dışında gayrimüslimlerin yaşadığı ve savaşılarak fethedilen beldenin en büyük ibadethanesinin camiye çevrilmesi de Kılıç Hakkı olarak nitelendirilmiştir. Bu gelenek fethedilen beldede artık Müslümanların hakimiyetinin başladığını  bütün dünyaya ilan etmek anlamını taşır. Bunu bir güç sembolü olarak değerlendirmek daha makul olacaktır ve bu sadece bize has bir durum da değildir.

Kılıç Hakkı ve Sembollerin Gücü
Mostar, Hum Dağı

 Bosna Hersek’in tarihi ve turistik kenti Mostar’ın  batısında bulunan ve kentin  her yerinden görülebilen  en hakim noktasındaki Hum Dağı’nın tepesine 2003 yılında 33 metre olarak inşa edilen ve geceleri de aydınlatılan ; yine  Osmanlı kültürünün en fazla yaşatıldığı kentlerden biri olan Makedonya’nın başkenti Üsküp yakınlarındaki Vodno Dağı’na da 2001 yılında  “milenyum” hatırası olarak  50 metre uzunluğunda dikilen, ve hala varlıklarını koruyan Haç işaretleri de bir güç sembolüdür. Bu semboller o beldenin hakiminin Hristiyanlar olduğunu gösterir.

Sembollerin Ruhu

Okullardaki  coğrafya kitaplarında dünyanın başlangıç noktası olan sıfır meridyeninin  Greenwich olduğu kabul edilir. Fakat 1884 yılına kadar sıfır meridyeninin Yerebatan Sarnıcı’nın giriş kısmının yakınında bulunan  Milyon Taşı’nın bulunduğu İstanbul’dan geçtiği kabul edilirdi. Dolayısıyla dünyada birçok ülke saatlerini İstanbul’a göre ayarlardı. Hatta haritalar bu nokta esas alınarak hazırlanır ve yönler buraya göre bulunurdu.

Kılıç Hakkı ve Kant'ın Tezi
Kant’ın Doktora Tezi Olduğu İddia Edilen Görsel

1884’te Washington’da düzenlenen Uluslararası Meridyen Kongresi’nde başlangıç meridyeninin konumu İstanbul’dan Greenwich’e taşınarak büyük  bir değişim yaşanmıştır. Bunu da bir güç sembolü olarak okumamız tutarsız olmayacaktır. Çünkü o yıllarda artık gücünü gittikçe kaybeden Osmanlı tarih sahnesinden yavaşça çekilmeye başlayarak yerini zamanın en büyük gücü olarak kabul edilebilecek İngiltere’ye bırakmıştı. Yine dünyaca meşhur feylesof  Kant’ın doktora tezinin besmele ile başlaması, 18. Yüzyıla kadar yazılan dünya tarihi kitaplarında modern dönemin Hz. Muhammed ile başlatılması gibi daha verebileceğimiz binlerce örnek bize Hegel’ in  ‘’zamanın ruhu’’ dediği kavramı hatırlatır. Tarihte toplumlar döneminin hakim gücünün etkisi altında kalırlar. Diğer bir ifade ile zamanın tahtında oturan kral bir otobiyografi yazdırır ve tesiri altındaki herkesi bunu kabule maruz bırakır. Semboller ise bu kraliyetin bayraklarıdır. Çünkü gücün dili sembollerdir. 

Hülasa, Ayasofya günümüzde de Katolik aleminin yanı sıra Ortodoks alemi için de çok mühim bir konum arz etmektedir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğunu çökertmiştir. Ayasofya’yı ise camiye çevirerek artık buranın bir Müslüman beldesi olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir. Yayınladığı vakfiyesinde ise buranın sonsuza değin cami olarak kalmasını emretmiştir. Fakat 1934 yılında sert bir şekilde esen inkılap rüzgarları, Ayasofya’yı hüzne boğarak statüsünün müzeye çevrilmesine sebep olmuştur.

Alev Alatlı Hocamız, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri’ndeki konuşmasında Her yasal olan hak, helal değildir. diyerek önemli bir noktaya işaret etmişti. 481 yıl boyunca Türk’ün Kılıç Hakkının sembolü olan ve Fatih’in vakfiyesinde cami olarak kalması telkin edilen Ayasofya’nın 1934 yılında müzeye çevrilmesi belki kanuni veya yasal olabilir  fakat helal değildi…

Dünyadaki Diğer Uygulamalar

Müslümanlar fethettikleri beldelerde genelde şehrin en büyük kilisesini (katedral- bazilika) camiye çevirmişler; diğer kiliselere dokunmayıp mümkün olduğu ölçüde korumuşlardır. Buna karşılık gerek Haçlı savaşları gerekse daha sonraki kolonyal istilalara uğrayan Müslüman beldelerinde camiler başta olmak üzere birçok eser çok büyük yıkımlara ve statüsüne uygun olmayan muamelelere maruz kalmış, pek çok cami de kiliseye çevrilmiştir.

Kılıç Hakkı ve Fatih Sultan Mehmet

Mesela 1612’de inşa edilen Cezayir’in en büyük camilerinden Keçova, Fransız kolonisi döneminde (1830-1962) St. Philippe Kilisesi adıyla Katolik kilisesine  dönüştürülmüş, etrafındaki eski camiler yıkılmış, 4 bin Müslüman caminin içinde şehit edilmişti. Ayasofya kararına en sert tepkilerden birini veren Yunanistan, başkentinde cami olmayan tek Avrupa ülkesidir. Selanik’te Osmanlı dönemindeki kalma camilerden hiçbiri açık değildir. Yine  Müslümanların Endülüs’ten çıkarılmasından sonra, Endülüs’ün en ihtişamlı eseri Kurtuba Ulu Cami başta olmak üzere bütün camiler kiliseye çevrilmişti. Üstelik Kurtuba Cami’nin katedrale çevrilmesi büyük bir ayin ile gerçekleştirilmiş, Müslümanların girişine de izin verilmemişti (Yıldız, 2016).

Ancak bütün bunlara rağmen, Fatih Sultan Mehmet Han kılıç hakkı olan Ayasofya’yı yeniden ihya ederek camiye çevirmişti ve yayınladığı beyanname ile insanların can güvenliğini ve hukuki haklarını da  teminat altına almıştı.

Ayasofya’nın Tekrar İbadete Açılmasını Dünya Nasıl Karşıladı ?

Ayasofya özellikle Hıristiyan aleminde olmak üzere farklı milletler ya da mezhepler için önemli bir sembol değerine sahiptir . Ortodokslar için, Doğu Roma İmparatorluğu’nun en büyük kilisesi olmasının yanında Megali İdea adını verdikleri İstanbul’u da içine alan büyük hülyanın bir parçasıdır. İstanbul’da kurulan Latin Krallığı döneminde ise Papalık tarafından katedral olarak kullanıldığı için Katolikler açısından da büyük bir öneme sahip. Bu bağlamda Papa’nın “Aklım İstanbul’da; Ayasofya’yı  düşünüyorum  ve  çok  acı  çekiyorum” ifadesi her şeyi özetler nitelikte .

Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yükledim, kırkı da çekemedi…

Yunus Emre

Yine ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Yunanistan Hükümet Sözcüsü Stelios Petsas gibi Avrupa’nın en üst mercilerinden olumsuz tepkilerin alınması da doğal olacaktır. Hatta ABD Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı James Risch ve üyelerden Bob Menendez de bu kararı Hıristiyanlar için büyük bir aşağılama/hakaret olarak niteleyerek kınamıştır.

Bazen sineklerin kanat çırpışı kadar basit bir karar alırsınız ama bu kararın etkisi kırk kağnı kuvvetinde olanları bile sarsar. O yüzden Ayasofya sadece bir camiden ibaret değildir, içinde barındırdığı değerler itibariyle Ayasofya, Ayasofya’dan büyüktür.

Son Sözler

Mecellenin 39. maddesi “Ezmanın teğayyürü ile ahkamın teğayyürü inkâr olunamaz.” der (Şimşirgil & Ekinci, 2008, s. 119). Zaman değişince hükmün de değiştiğini ifade ediyor bu kaide. Bu kapsamda belli bir zamanda yönetici idare tarafından hukuki, politik, siyasi olarak doğru veya yanlış bir şekilde alınmış herhangi bir kararı tapınılacak kutsal bir kitap metni gibi kabul etmemek gerekir. Şartlar değiştiği, bakış açıları farklılaştığı ve belli bir güç seviyesine gelindiği takdirde önceden alınmış kararlar pek tabii değiştirilebilir, aksine hükmedilebilir. İfade ettiğim manaya uyacak değişimlere tarihimiz çok defa şahitlik yapmıştır.

Ayasofya’nın müzeden tekrar camiye çevrilmesi kararı da Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi bizim ülkemizin egemenlik hakları ile ilgili bir karardır.1930’ların siyasi koşullarında genç bir cumhuriyetin aldığı kararın; günümüz siyasi koşulları ve daha olgun bir cumhuriyetin iradesi ile yenilenmesidir. Tarihçi Yazar Murat Bardakçı’nın da ifade ettiği üzere meselenin laiklik ile de alakası yoktur.

Dış dünyadan gelen tepkiler, rahatsızlıklar, hakaretvari açıklamalar göz önüne alındığında şunu söylemek gerekir ki; Ayasofya kararı, hem karar verilmeden önce hem de karar verildikten sonra iç siyasetten ziyade dış siyasette yankı bulmuştur.

 Türkiye dünya siyasetinde tabiri caizse bahis yükseltmektedir. Walt Whitman 20.yüzyılın Amerikalıların yüzyılı olacağını söylemişti ve öyle de oldu. Fakat her alanda yapmaya başladığımız hamlelerle gerçekleştireceğimiz Türk fütürizmi, dünyanın bozulan dengesine yegâne umut olacak ve 21. yüzyıl Türkiye’nin yüzyılı olacaktır.

Kaynakça

Cin, H. (1985). Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması. İstanbul.

Şimşirgil, A., & Ekinci, E. B. (2008). Mecelle 39. Madde. A. Şimşirgil, & E. B. Ekinci içinde, AHMED CEVDET PAŞA ve MECELLE (s. 119). İstanbul: KTB.

Yıldız, F. (2016). Kilise ve Sinagoga Dönüştürülen Endülüs-İslam Dönemi Camilerinin Geç Ortaçağ Hıristiyan Kent Yapılaşmasına Etkileri – Sevilla. Medeniyet Sanat Dergisi, 97-111.

Emre KILIÇ

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisiyim. İslam ve Batı Medeniyeti üzerine okumalar yapıp Sosyoloji,Politika ,Teoloji ve Felsefe ile ilgileniyorum.

2 Comments

  • Hocam elinize emeğinize sağlık Allah razı olsun 🙂

  • Emeğine sağlık 10 numara olmuş 🙂

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.