Entelektüel Bir Hukuk Dinamizmi: Fıkıh Ve Ekol Sistematiği -I-

Özellikle son dönemlerde hemen hemen herkes medya ortamlarındaki teolojik tartışmalara şahit oluyor. Bu tarz dini tartışmalar insanların vicdanında önemli bir yer tuttuğu için pek çok kişinin dikkatini çekiyor. Fakat açıkça söylemek gerekirse yediden yetmişe birçok kişinin tartışılan dini  meselelerin ilmi ve  deruni boyutlarını bilmemesi çok hassas bir sistematiğe sahip olan din hakkında ilkesiz, tutarsız ve slogan içeren argümanların havada uçuştuğu bir şov zemininin oluşmasına ve her kafadan ayrı bir sesin çıktığı karmaşık bir kaos ortamının zuhur etmesine neden olmaktadır. Bu yazımda modern tabirle İslam Hukuku kadim tabirle ise fıkıh alanındaki güncellenme tartışmalarının yanısıra doğru anlaşılamadığı için üzerinde spekülasyonların yapıldığı mezhep içi fıkıh(hukuk) üretme faaliyetinden, günümüzün en büyük hastalıklarından ve entelektüel bir kısırlık olarak kabul ettiğim mealcilik akımından bahsetmek istiyorum.

Din Nedir?

(Fotoğraf/People photo created by jcomp – www.freepik.com)

Din, en yalın ifadesiyle Allah’ı tanımak ve ona ibadet etmek olduğundan dinin bir inanç ve ibadet sistemini içermesi zorunluluktur. Bu iki temel unsur yanında dinin ahlaki hükümleri de içermesi gereklidir. İlk iki unsur olan inanç ve ibadet kişinin doğrudan Allah ile teorik ve pratik bağlantı ve iletişimini sağlaması yönüyle insan-Tanrı ilişkisinin dikey metafizik boyutuna ilişkin dir. Ahlak, inanç ve ibadet yoluyla tesis edilmiş bulunan insan-Tanrı ilişkisinin dünyevi planda her türlü tutum ve davranışa yansıması olarak değerlendirilir. Ahlakın diğer bir boyutu ise Allah’a olan inancın ve ona yapılan ibadetin içtenlik derecesine ilişkindir. Bu husus ise İslami terminolojide ihlas ve ihsan diye anılır. Kısaca söylemek gerekirse iman, dinin Tanrı’yı tanıma ve bilme(marifetullah) boyutunu; ibadetler, Tanrı’ya itaat boyutunu(taatullah) ve ahlak ise Tanrı’yı sevme (muhabbetullah) boyutunu teşkil eder.

Fıkıh ne ifade eder?

Fıkıh ilk ve genel anlamıyla dinin yukarıda sözünü ettiğim bu üç boyutuna ilişkin bütün verileri kendi iç bütünlükleri ve birbirleriyle ilişkileri bağlamında ‘anlamak’ demektir. İmam Hanefi fıkhı kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi olarak tanımlamıştır. Apaydın(2018) bu yaklaşımı şu şekilde açıklamıştır: Bu tanımın, din ve şeriatin temel mesajının temerküz ettiği üç alanı yani inanç, ahlak ve amel (davranış) alanlarını içine aldığı ve kişinin gerek ahlâkî gerek itikadî ve gerekse amelî (davranışa ilişkin) alanlarda doğru/iyi olanı yapıp yanlış/kötü olandan kaçınmasını ifade ettiği açıktır. Fıkıh teriminin başlangıçta olmasa bile zaman içerisinde “fıkhetme süreci” yanında, yani inanç, ahlak ve davranış alanında yapılması gereken doğruların ve kaçınılması gereken yanlışların neler olduğunu belirleme yönündeki zihni faaliyeti ifade etmesi yanında, bu sürecin sonunda ulaşılan sonuçlara ilişkin bilgiyi de ifade etmeye başladığı görülür. Ebu Hanife’nin bu tanımı, fakih/müçtehit açısından bakıldığında fıkhetme sürecini tanımlarken, mükellef birey açısından bakıldığında bu sürecin sonucunda üretilen sonuçların bilgisini tanımlamaktadır.

İlerleyen süreçte, yaklaşık hicri ikinci asrın sonlarından itibaren ilimler birbirinden ayrıştıkça ahlâkî sahayı tasavvuf (ilmu’l-ahlâk), inanç alanını da kelâm (ilmu’t-tevhîd) almış ve fıkıh, yalnızca amelî konulardaki yorumlama ve sistemleştirme faaliyetini ifade eder olmuştur. Fıkhın ilk geniş anlamı ile sonraki dar anlamının arasını ayırmak için ikincisine fıkıh ilmi (ilmu’l-fıkh) demek uygun olabilir. Fıkıh terimindeki bu anlam daralması, Ebu Hanife’nin tanımına sonraki Hanefî usulcüler tarafından “amel bakımından” kaydı eklenerek yansıtılmıştır. Neticede fıkıh sadece amelî konulara ilişkin değer yargısı üreten bir ilme dönüşmüştür. Ameli konular derken, bireyin gerek kendisi, gerek Rabbi ve gerekse diğer insanlar karşısında sergileyeceği davranışların tamamı kastedilmektedir. Kısaca günümüz hukuklarının ilgilendiği bütün konular fıkıh ilminin ilgi alanına girdiği gibi fazladan ibadetler ve helaller-haramlar da fıkıh ilmi kapsamındadır.

Tüm bunlardan anlaşılan aslında günümüzde fıkıh denildiğinde -her ne kadar birbirleriyle ayrışamaz bağları olsa da ve fıkıh ilmi her daim inanç ve ahlak ilkelerini gözetmek durumunda olsa da- inanç ve ahlâk alanından ziyade davranışsal boyuttaki bilmenin/bilginin kast edildiğini anlamamız gerekmektedir.(s.69-85)

Fıkıh Din Midir Yoksa Şeriat mı?

Bu üç kavram arasında ayrım yapılmasına ihtiyaç var. Çünkü bu konuda zihinler hem karışık hem de bu ayrım yapılmadığında fıkhın ‘din’ ve ‘şeriat’ ile özdeşleştirilmesi gibi tehlikeli sonuçlar doğabiliyor. Bu üç kavram arasında benim yaptığım ve sonuçta fıkhın din ve şeriata göre konumunu, daha açık söyleyecek olursak fakihin/müçtehidin Allah ve Peygamber yanındaki konumunu belirginleştirmeye hizmet eden bu ayrım günümüzde fıkhın mahiyeti ve işlevinin ne olduğu sorusuna sağlıklı cevap vermeye hizmet edecektir.

Din, genel olarak “hiçbir peygamberde değişmeyen temel inanç ve ahlak ilkeleri” şeklinde nitelendirilmektedir. Hatta “Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmran 3/19) ayetinde bu noktaya işaret edildiği söylenmektedir. Din, içeriği temel inanç ve ahlak ilkeleri olan, vahiy mahsulü, değişmez, sabit ve statik ilkelerdir. Şeriatın içeriği ise genel olarak ibadet ve muamelata ilişkindir. Gündelik yaşayışa ve hukuki ilişkilere dair hükümler bu kapsamdadır. Şeriat da din gibi vahiy ürünüdür, fakat peygamberden peygambere değişme özelliğiyle ondan ayrılır. Literatürde din ve şeriat terimlerinin özdeşmiş gibi birbirlerinin yerine kullanılması aralarında işaret ettiğimiz farkların bulunduğu gerçeğini değiştirmez.

Fıkıh, bu ikisinden farklı…

Evet, Fıkıh din ve şeriat verileri üzerinde düşünme faaliyetinin adıdır. Daha açık söylenirse, fıkıh gerek din, gerek şeriat içerisinde yer alan temel ilkelerin yaşanılan zaman ve zemin dikkate alınarak sistematik bir inşa faaliyetiyle hayata geçirilmesidir. Fıkıh bu yönüyle bir yorumlama faaliyeti olmakta ve bu faaliyet beşer tarafından yapılmaktadır. Burada herkesin bu işe ehil olduğunu söylemiyorum. Kuşkusuz fıkıh faaliyeti, özel yetenek ve uzmanlık gerektiren bir iştir ve sadece ehil olanlar tarafından yapılabilir. Hatta fıkıh eğitiminde mahir bir fakih olabilmek için en az 40 senelik bir birikime ihtiyacın olduğu kabul edilmiştir. Ne yazık ki günümüzde takvim yapraklarından okuduklarıyla veya sadece  bir iki kitaptan öğrendiği niteliksiz, ilkesiz ve çapı olmayan bilgi kırıntılarıyla ahkam kesmeye çalışan birçok kişi bulunmaktadır.

(Fotoğraf/People photo created by jcomp – www.freepik.com)

Fıkıh ve Onun Diğer Kavramlardan Farkı

Fıkıh beşer tarafından yapılır derken altını çizmek istediğim husus, onun vahiyden farkını göstermektir. Din ve Şeriat koymak Şâri’in işi, fıkhetmek ise bizim işimizdir. Fıkhın din ve şeriatle irtibatı, onları hareket noktası ve kaynak kabul etmesiyle kurulmuş oluyor. Bununla birlikte fıkıh “insan eliyle yapılan” bir anlama, yorumlama ve hayata geçirme işlemidir. Diğer ikisiyle fıkıh arasındaki bu farklılık esas itibariyle fıkhın epistemolojik zeminini de oluşturmaktadır.

Şunu kastediyoruz: Her içtihat(hukuk üretme) zandan(kişisel görüşten) ibaret olduğu için fıkıh alanı büyük ölçüde zanların rekabet alanıdır; temel ibadetler ve temel yasaklar dışarıda tutulursa fıkıh alanında kesinlik neredeyse söz konusu değildir. Hal böyle olunca sözü edilen temel ilkelerin hayata geçirilmesi sürecinde farklı yaklaşımlar, anlayışlar olabilir. Dolayısıyla tanımı ve mahiyeti gereği fıkhın kendi içinde dinamik bir yapısı vardır. Çünkü bu ilkelerin hayata aktarılması, içinde yaşanılan zemin ve zaman şartları dikkate alınarak yapıldığı için ister istemez bunlara paralel olarak değişiklik göstermesi kaçınılmazdır. Bunun sistemi, yöntemi, hızlılığı, yavaşlığı ayrıca tartışılabilir ama fıkıh aslında böyle bir şeydir ve fıkıh insan olarak bizim işimizdir.

Fakat bu konuda en önemli husus şudur ki Kuran ve Sünnette bildirilmiş kesin hükümler yani kısaca ahkam ayetleri üzerinde asla değişiklik söz konusu değildir. Mecelle’de  bu konu  14.maddede geçen ‘’mevridi nassda içtihada mesağ yoktur ‘’ ilkesi ile açıklanmıştır (Şimşirligil,2008). Yani, bir mesele Kuran ve Sünnet’te  açıkça düzenlenmiş ise o mesele üzerinde içtihad,diğer tabirle yeni bir hüküm koyma veya değişim durumu söz konusu değildir.Değişebilir olan şeyler Kur’an ve Sünnette açıklanan hükümlerin dışında olan , zamana,zemine ve örfe göre değişebilen hükümlerdir (Erdoğan,2016).

Son Notlar

Yazımın buraya kadar olan kısmında dikkat edileceği üzere birçok kişinin din veya şeriat olarak nitelendirdiği fakat haddizatında(aslında) temel ilkelerini bu iki kavramın içeriğinden almış olsa da bu iki kavramdan hem anlam hem de içerik olarak farklı bir dinamizme sahip olan fıkıh sistematiği hakkında şematik ve zihinlerde karışıklık oluşmasını önleyecek bir tanımlama yapmaya gayret gösterdim.

Fıkıh denilen kavramın günümüz hukuk kavramıyla çok benzerliklerinin bulunduğunu, hukukun hangi alan ve sahada işlevsel bir halde ise fıkhın da aynı alan ve sahalarda işlevsel bir niteliğe sahip olduğunu anlatmaya çalıştım. Görüleceği üzere ciddi bir entelektüel birikimi ve tecrübeyi gerektiren  fıkhetmek veya içtihad etmek  faaliyeti, alanında ehil olmayan ve ihtisası İslam hukuku olmayan kimselerce istismar edlilmemeli; ister tefsirci,ister hadisçi, ister felsefeci olsun bu sahada salahiyeti(yetkisi) olmayan insanların yapmış oldukları konuşmalar ve vermiş oldukları hükümler ciddiye alınmamalıdır. Yazımın gelecek ay yayınlanacak kısmında ise fıkhın ve fıkhetmenin günümüze kadar (tamamen olmasa bile kısmen) devam etmesini sağlayan, işlevleselliğini sahip olduğu kurumsal bir ekol sistematiği ile sürdürmüş olan  mezhep kavramından ve mealcilik akımından bahserek sürdüreceğim.

Kaynakça

Apaydın Yunus,Din ve Fıkıh Yazıları,İstanbul,2018,s.69-85

Şimşirgil, A., & Ekinci, E. B. (2008). Mecelle 14. Madde. A. Şimşirgil, & E. B. Ekinci içinde, AHMED CEVDET PAŞA ve MECELLE (s.101-102 ). İstanbul: KTB.

Erdoğan Mehmet ,İslam Hukukunda Ahkamın DEĞİŞMESİ ,İstanbul ,2016,s.25-50

Emre KILIÇ

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisiyim. İslam ve Batı Medeniyeti üzerine okumalar yapıp Sosyoloji,Politika ,Teoloji ve Felsefe ile ilgileniyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.