Cezalandırılamayanı Cezalandırmak: Habré Davası

Yolsuzluk… İşkence… Savaş suçları… İnsanlığa karşı suçlar… Cinsel saldırılar… Yargısız infazlar… Tüm bu saydıklarımız bir korku filminin afişinde yer alan pazarlama taktiklerinin ürünü kelimeler gibi duruyor olabilir. Bu metnin yazarı ve daha on binlerce insan bunun öyle olmasını dilerdi fakat ne yazık ki bunların hepsi gerçek. ‘’İnsanlık’’ bizi bir kez daha şaşırtmıyor, sözü geçen bu korkunç durumlar Hisséne Habré ve onun 8 yıllık iktidarının ardında bıraktığı kırıntılar… Bugün itibariyle ise kırıntıların altında ezilen insanların çabaları ve çeyrek asırlık bir sürecin sonunda yargılanan Habré, ömür boyu orada durmak üzere hapiste. Yazıya başlamadan önce bu sürecin tam olarak ne izafe ettiğini anlamak için şu soruyu soralım: Nedir bu Uluslararası Hukuk?

Nedir bu Uluslararası Hukuk?

Hukuk, uyuşmazlıkları çözmenin en güvenli aracıdır ve bir araç olarak hukuk; uyuşmazlığın konusuna, öznelerine ve sair birçok duruma göre farklı şekillere ve niteliklere bürünür. Uluslararası hukuk ise sahneye çıkan aktörler açısından değerlendirirsek son derece özellikli bir vasfa sahip olup şu şekilde tanımlanabilir: Uluslararası toplumun üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen bir hukuk disiplini. Burada esas ayrım noktası uyuşmazlıkların kimler arasında olabileceği, sözgelimi mağdur yahut hak sahibi sıfatını kimlerin alabileceğidir.

Bu hususta ilk ele alınan özne elbette ki devletlerdir. Bunun yanına uluslararası örgütler ve mahkemeler de eklenecektir. Hatta günümüzde bireyler bile uluslararası hukukun konusunu oluşturabilmektedir. Peki, uyuşmazlığın kaynağı eğer bir ‘’suçsa’’ kim, nasıl ve neden bu uyuşmazlığı çözecektir?

Uluslararası Suçlar

Uluslararası vasfa bürünmüş suçlar hem yarattığı etki bakımından hem de yargılama süreci açısından hassas bir meseledir. Sonuç olarak ‘’soykırım suçu’’ ile basit bir hırsızlık suçunun yarattığı etkiler çok daha farklı olacaktır. Bu suçları meydana getiren eylemlerin suç olup olmadığına nasıl ve kim tarafından karar verileceği ise ayrı bir tartışma konusudur. Bu tartışmalar insanlık olarak etkin ve sağlıklı yargılama süreçlerine ulaşmamızı geciktirmiştir. Son 100 yılda, özellikle 2.Dünya Savaşı ve korkunç sonuçlarından sonra, bu konuda yeni antlaşmaların yapıldığı veya birçok kodifikasyon çalışmalarının yapıldığı, buna ek olarak çeşitli uluslararasılaşmış/karma mahkemelerin kurulduğu söylenebilir (Akyürek,2018). Fakat aşağıda da belirtileceği üzere Uluslararası Adalet Divanı’nın bile kuruluşu 2000’li yılları bulmuştur.

Aynı zamanda belirtmekte fayda var ki; hukuk, hukuki karşılık izafe eden herhangi bir olayı sonuca bağlamaktan ibaret değildir, aynı zamanda önleyicilik vasfına da sahip olmalıdır. İşte bu tartışmaların ikinci bir sonucu da hukukun önleyicilik özelliğinin uluslararası suçlar bakımından etkin bir şekilde çalışamaması olmuştur. Bu denli hassas olup belki de milyonları etkileyebilen bu suçlar ‘’müthiş’’ bir yargılama süreciyle adalete kavuşturulsa bile bu adalet; yaşananlar yaşandıktan, gözyaşları döküldükten sonra herkesin vicdanını ‘’rahatlatmaktan’’ başka ne işe yarar?

Par in parem potestatem non habet.

Yargılanmaya konu olabilecek şeyler tanımlansa bile, bir devlet başka bir devleti yargılayabilir mi? Peki ya eski bir devlet başkanını? İşte başlıkta belirtilen Latince söz öbeği de bu hususta bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır ve bütün devletlerin birbiriyle eşit derecede onur sahibi olmasını, dolayısıyla eşit olmasını ve bağımsız olmasını ifade eder. Diğer bir ifadeyle birbiriyle eşit pozisyonda bulunan iki devletin birbiri üzerindeki hakimiyetinin noksan oluşundan dolayı devletler, kendileri dışındaki devletlerin yargı gücünden bağışıktır (Erdoğan, 2016). Zira Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 2.maddesinin 1.fıkrası der ki;

Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.

Uzun yıllar vazgeçilmez bir unsur olarak uluslararası hukuk ve teamüllerde kendine yer bulan bu anlayış, globalleşen modern dünyada kendine istisnalı bir rol bulabilmiştir. Bu istisnanın çerçevesini, yargılamaya konu edilebilecek eylemin devletin egemenliğinin gereği veya sonucu olup olmadığının tespitinin yapılması ve bu tespitin dışındaki eylemlerin yargılamaya konu edilebileceği hukuki anlayışı çizer. Habré gibi diktatörlerin yargılanması önündeki en büyük engellerden birisi de bu ilkedir çünkü bu ilkeye göre bir devlet eğer egemen gücünü kullanıyorsa, bu sebepten ötürü başka bir devletçe yargılanamaz. Devletin egemenliğini kullanması da devletin temsilcileri aracılığıyla olduğundan dolayı devlet başkanları da yargı bağışıklığına haizdir yorumu da yapılabilir. Fakat günümüz koşullarına geldiğimizde, Habré’nin yargılanması sürecinde de tartışılan bu hukuki müessese, çeşitli senaryolarda esneklik kazanmıştır.

Habré neden yargılanmayı hak ediyor?

Hissene Habré’nin esasında ‘’olağanüstü’’ bir kariyeri vardır. Devlet kademesinde basit bir göreve sahipken hızla basamakları tırmanmış ve dönemin devlet başkanının savunma bakanlığına kadar yükselmiştir. Sene 1982’ye geldiğinde ise gerçekleştirdiği askeri bir darbeyle yönetime el koymuş ve 1990’a kadar tek parti rejimiyle ülkeyi yönetmiştir. 1990’da Idriss Déby tarafından ‘’tahtından indirilen’’ Habré, bunun ardından Senegal’e kaçmıştır. Habré’yi adalet önüne çıkarma süreci de onun Senegal’e kaçmasıyla başlamıştır.

Hissene Habré (Fotoğraf/AFP)

Arkasında bıraktığı devasa enkaz ise 1991 yılında Çad’da kurulan ‘’National Truth Commission’’ ve çeşitli Sivil Toplum Örgütlerinin çalışmaları ile nispeten ortaya çıkarılmıştır. Komisyon yayınladığı raporda 40.000’den fazla insanın Habré’nin tiranlığı altında öldürüldüğünü, yargısız infazlara kurban gittiğini, sistematik olarak işkenceye ve tecavüze uğradığını rapor etmiştir (Brody, 2015). Habré bunlarla yetinmeyip etrafındakilerle birlikte Çad’ın tüm olanaklarına el koymuş, adeta ülkeyi sömürmüştür. Kendisinin kurduğu özel polis teşkilatı keyfi gözaltılar, sebepsiz tutuklamalar gerçekleştirmiş ve insanların özgürlüklerini sınırlamıştır (Brody, 2015). Tüm bunlar sadece sekiz yılda gerçekleşmiştir!

Bir Türlü Gelmeyen Adalet!

Mağdurlar ve Habré arasındaki süreç daha önce de belirtildiği üzere Habré’nin Senegal’e sığınmasıyla başlamıştır. Bu sırada bir yandan komisyon, raporunu yayınlarken diğer yandan mağdurlar, çeşitli yerlerde adalet aramaya başlamışlardır. İlk adımlardan olan Senegal mahkemelerine yapılan başvuru ise sonuçsuz kalmıştır. Senegal mahkemesi, Habré’nin işlediği suçların bazılarının halihazırdaki Senegal kanunlarında var olmamasından ve eylemlerin Senegal ülke sınırlarında işlenmemesinden ötürü Habré’yi yargılamamıştır.

Çad hükümeti de bu süreçte Habré’nin yargılanmak üzere iadesini talep etmiş fakat sonuç alamamıştır.

Senegal’den beklediğini alamayan mağdurlar çeşitli sebeplerle ve yönlendirmelerle rotayı Belçika’ya çevirmiştir. Belçika mahkemelerine yapılan şikayet sonucu, uzun bir soruşturma sürecinden sonra Habré hakkında yakalama kararı çıkmıştır. (Bir devletin, başka bir devletin bürokratı hakkında yakalama kararı çıkarıp çıkaramamasına ilişkin tartışmalardan doğan başka bir örnek: 11 April 2000 , Democratic Republic of the Congo v. Belgium- https://www.icj-cij.org/en/case/121 ) Bunun yanında, Habre’nin yargılanmak üzere iadesi talebi de Senegal Hükümetine iletilmiştir. Senegal ise başta mağdurların başvurusunda takındığı tutum ve gerekçeyle paralel olarak bu talepleri reddetmiştir.

Aynı zamanda Çadlı mağdurlar Birleşmiş Milletler bünyesinde bulunan işkenceye karşı kurulan komiteye (CAT) başvurmuşlardır. Bu başvuru sonrası bu komite Senegal’e Habré’nin başka bir ülkeye kaçmasını engellemek için gereken tüm önlemleri alması çağrısında bulunmuştur. Tarihler 2006’yı, yani bundan 5 yıl sonrasını gösterdiğinde ise aynı komite Senegal’in, Habré’yi yargılamayarak veya yargılanmak üzere iade etmeyerek Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’yi ihlal ettiğine karar vermiştir (Brody, 2015).

Uluslararası Adalet Divanı Neredeydi?

Bu süreçte akıllara neden Uluslararası Adalet Divanı’nda neden yargılama yapılmadığı sorusu gelebilir. Bunun sebebi Uluslararası Adalet Divanı’na vücut veren Roma Statüsü’nün 11. Maddesidir: ‘’ Mahkeme, bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden sonra işlenen suçlar üzerinde yargı yetkisini haizdir.’’ Dolayısıyla, mahkemenin kuruluş yılı olan 2002’nin Habré’nin işlediği suçlardan sonra olması Uluslararası Adalet Divanının Habré’yi doğrudan yargılamasına mani olmuştur. Ancak dolaylı yoldan bazı etkileri olmuştur. 

Yüzük Mordor’a Ulaşıyor: Olağanüstü Afrika Daireleri

Kısa bir yazının kapsamına sığmayacak nitelikte bir mücadelenin sonunda Senegal, 2005 yılında Afrika Birliği’ne Habré’yi yargılayacak bir yargı müessesesinin kurulması talebiyle başvurmuştur. Afrika Birliği de oluşturduğu özel bir komite ile (Uzmanlar Komitesi) konunun incelendikten sonra rapora bağlanmasını sağlamış, ardından Senegal’in Habré’yi yargılamasını talep etmiştir (Akyürek, 2018). Burada belki de en can alıcı nokta Senegal’e yöneltilen bu yargılama talebinin ‘’AFRİKA ADINA’’ olmasıdır! Yargılamayı yapacak mahkemelerin ismi ise Olağanüstü Afrika Daireleri olmuştur. Bu mahkeme, Senegal yargı makamları bünyesinde kurulmuştur.

Bunun üzerine Senegal gerekli yasal ve anayasal değişiklikleri yapmış ve süreci başlatmıştır. Ancak belirtmekte fayda var ki, Olağanüstü Afrika Dairelerinin kurulmasına ilişkin antlaşma ve statü ancak 2012 yılında kabul edilebilmiştir. Bu kadar gecikmesinin sebebi ise Habré’nin avukatlarının CEDEAO’ya (ECOWAS) başvurması ve buradan çıkan ‘’garip’’ kararlardır (Brody,2015).

Peki Habré’yi özel kılan nedir?

Tarih bize göstermiştir ki insan eline gücü aldığında altındaki güçsüze eziyet etmek konusunda çekingen davranmamaktadır. Bu yüzden herkes diktatörleri ve onların işlediği/işlettirdiği iğrenç suçları duymuş, dinlemiştir.

Habré’nin, eylemler bakımından diğer diktatörlerden ayrılan noktaları pek olmamasına rağmen onu hatırlanmaya değer kılacak çok önemli bir özelliği vardır: İnsan hakları ihlallerinden ötürü bir devletin eski başkanının başka bir devlette yargılanmasının ilk örneği olması! (Brody, 2015) Bu çok çetin bir adalet arayışının, sayısız başvuruların ve inanılmaz bir emeğin sonucudur. Habré, devlet başkanının bağışıklığını, suç ve cezalarda kanuniliği ileri sürüp hukukun teknik boyutu ile kurtulmaya çalışsa da dünya kamuoyu ve mahkeme ‘’gerçek olanı’’ öncelemiş ve Habré’yi ait olduğu yere yollamıştır.

Alınan Dersler

Öncelikle Dünya kamuoyu gördü ki ne olursa olsun bazı hassas suçlar hukukun radarında kalmaktadır ve bunları işleyen suçlular adaletten kaçamamaktadır. Bu hususta birçok engel olsa da uluslararası, cesaret ve özveri ile dolu çalışmalarla hiçbir şey imkansız değildir. Bu süreçte Sivil Toplum Örgütlerinin ve Uluslararası Kuruluşların, aynı zamanda her bir bireyin çok önemli rolü olmuştur (Brody, 2015).

Bu insanlardan en önemlilerinden Souleymane Guengueng, gösterdiği çabayla tüm insanlığa örnek olmuştur.

Çad’lı bir Avukat olan Jacqueline Moudeı¨na, Senegal Mahkemelerine yapılan ilk başvuru sonuçsuz kalınca yanına diğer mağdurları alıp Belçika’ya başvurulmasında öncülük etmiştir (Brody, 2015).

Hissene Habré’nin Adil Yargılanması İçin Uluslararası Komite (The International Committee for the Fair Trial of Hisséne Habré), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (International Federation of Human Rights), ATPDH (Chadian Association for the Promotion and Defence of Human Rights) ve daha bir çok sivil toplum örgütü veya uluslararası kuruluş bu mücadelede etkin rol almıştır.

Bu mücadelede yer alan herkes ayrı bir yazının konusu olmayı hak etmektedir.

Nihayetinde, Olağanüstü Afrika Daireleri birçok suçtan ötürü Habré’nin ömür boyu hapsine karar vermiştir. Bugün insanlık olarak umuyoruz ki diktatörler, savaş suçluları, işkenceciler, tecavüzcüler ve diğer ‘’berbat’’ insanlar asla hukuktan kaçamasın. Bunu bir kademe arttırıp söyleyebiliriz ki Habré gibiler önümüzde duran uzun gelecekte yavaş da olsa insanlığın bu güzel sahnesinden insinler. Çünkü insan, vicdanı kadar vardır.

Hisséne Habré ve Tiranlık

Halk, hükümetinden korktuğu zaman tiranlık; hükümet, halkından korktuğu zaman özgürlük vardır.

Thomas Jefferson

Kaynakça

  • Ersin Erdoğan, YABANCI DEVLETIN YARGI BAĞIŞIKLIĞININ SINIRLARI HAKKINDA GÜNCEL SORUNLAR VE TERÖR SUÇLARI AÇISINDAN YARGI BAĞIŞIKLIĞI  Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, 65 (4) 2016: 3375-3391
  • Güçlü Akyürek , ‘Olağanüstü Afrika Daireleri ve Habré Davası’  (2018)
  • Reed Brody, ‘Bringing a Dictator to Justice: The Case of Hissène Habré; (2015)

Bekir Emre AKDAĞ

Ankara Üniversitesi Hukuk Bölümü lisans öğrencisi, bu dünya bizim memleket diyen bir sosyal bilimler meraklısı. Aynı zamanda tiyatro ve dans icra eder.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.