Pandemi Döneminde Temel Hak ve Özgürlükler

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de koronavirüs salgını etkinliğini kaybetmeden devam ediyor. Hükümet ise ekonominin durumunu da göz önünde bulundurarak salgının yayılma hızını azaltmak maksadıyla birtakım tedbirler alıyor: maske takma zorunluluğu, belli saatler dışında sokağa çıkma yasağı, belirli alanlarda sigara içme yasağı, çeşitli işletmelerin kapalı tutulması, alkol satışlarının kısıtlanması… Peki, bu önlemler hukuktaki temel hak ve özgürlüklere ne kadar uygun? Bu yazıda bu soruyu cevaplandırmaya çalışacağız.

Özgürlüklerin Sınırlanmasının Hukuki Sınırları

Temel Hak ve Hürriyetler

Anayasamızın 12. maddesinde: “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir…” denilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisindeki herkesin temel hak ve hürriyetleri güvence altına alınmıştır. 17 ve devamındaki maddelerde de aile hayatından vücut dokunulmazlığına, çalışma hayatından adil yargılanma hakkına… sahip olduğumuz temel haklar ve özgürlükler sıralanmıştır.

Hak ve Özgürlükler ve Pandemi
(Fotoğraf/Background photo created by jcomp – www.freepik.com)

Ancak 15. Maddede “– Savaş, seferberlik (…)10 veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…)11 dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” denilerek bu hak ve özgürlüklerin belirli zamanlarda kısıtlanabileceği öngörülmüştür.

Olağan Koşullarda Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

            Hukuk devletinde, olağan dönemde hak ve özgürlüklerin sınırlanabilmesi için belirli şartlar gerekmektedir. Bu şartlar şunlardır:

  • Temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilirler. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, yönetmeliklerle, genelgelerle sınırlanmaları mümkün değildir (Gözler, 2017, s. 125). Zira kanunlar yasama organında aleni biçimde ve üzerinde uzun süre tartışılarak yapılırlar. Böylece kişilerin yaşamına ilişkin temel özgürlüklere ivedilikle ve dolayısıyla hata doğurmaya müsait bir şekilde, üzerinde yeteri kadar tartışılıp müzakere edilmeden müdahale edilmesinin önüne geçilmesi güvenceye alınmaktadır (Gözler, 2020, s. 549).
  • Sınırlamalar ancak Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapılabilir (Gözler, 2017, s. 125). Böylece sınırlamalar keyfi biçimde yapılamayacak ancak kamunun daha üstün yararı söz konusu olması halinde yapılabileceklerdir (Gözler, 2020, s. 549).
  • Sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olmak zorundadır (Gözler, 2017, s. 127).
  • Sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalıdır (Gözler, 2017, s. 129). Başka bir deyişle sınırlamalar temel hakkın özüne dokunmamalıdır. Yani temel hak veya özgürlük tamamen ortadan kaldırılmadan, geçici süreyle alanı daraltılacak şekilde sınırlandırılmalıdır (Gözler, 2020, s. 552, 553)
  • Sınırlamalar laik Cumhuriyetin gereklerine uygun olmalıdır (Anayasa madde 13).
  • Sınırlamalar ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır. Yani başvurulan araç, sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmalıdır ve sınırlama aracı açısından zorunlu olmalıdır. Aynı zamanda araç ve amaç orantısız bir biçimde bir arada bulunmamalıdır (Gözler, 2017, s. 132). Elverişlilik ilkesi, başvurulan tedbirin ulaşılmak istenen üstün kamu yararının gerçekleşmesi sonucuna katkıda bulunması demektir; gereklilik ilkesi ise bu sonuca ulaşılabilmesi için en azami derecede gerekli olan sınırlamaların uygulanması demektir (Gözler, 2020, s. 551).

Olağanüstü Koşullarda Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

            Savaş, seferberlik, ayaklanma, deprem, sel, salgın hastalıklar gibi olağanüstü hallerde doğal olarak normal koşullardakinden daha fazla sınırlama yapılabilmesine imkân tanınmıştır. Hatta o kadar ki bazen temel hak ve hürriyetlerin tamamen askıya alınması dahi söz konusu olabilmektedir (Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 2017, s. 134).  Bunun için:

  • Olağanüstü yönetim usullerinden biri ilan edilmiş olmalıdır; sıkıyönetim, seferberlik, savaş… (Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi Cilt 2, 2020, s. 557).
  • Uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemelidir; Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi. (Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 2017, s. 136).
  • Olağan dönemlerde olduğu gibi burada da sınırlamalar getirirken ölçülülük ilkesine riayet edilmelidir (Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi Cilt 2, 2020, s. 557).
  • Olağanüstü hallerde dahil çekirdek alana ilişkin temel hak ve özgürlüklere dokunulamaz. Bunlar: kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi bütünlüğü; din, vicdan, düşünce ve kanaat hürriyeti; suç ve cezaların geriye yürütülememesi ve suçluluğu mahkeme kararınca tespit edilene kadar hiç kimsenin suçlu sayılamamasıdır (Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 2017, s. 136).

Mevcut Sınırlamalar Hukuka Uygun mu?

Yukarıda “salgın hastalıkların” olağanüstü hal ilan etmek için yeterli bir gerekçe sağladığını belirtmiştim. Ne var ki hükümet, olağanüstü hal ilan etmeme yolunu seçmiş gözüküyor. Dolayısıyla hâlihazırdaki pandemi sınırlamalarını olağan dönem kapsamında değerlendirmek gerekmektedir.

İlk olarak bu sınırlamaların kanunla yapılması gerektiğini ifade etmiştim. (Kabahatler hukuku kapsamına giren bu tarz düzenlemelerin ceza hukukundaki kadar dar biçimde kanunilik ilkesine aykırılık değerlendirilmemesi yapılması gerektiğine dair görüşler de olsa da, takdir edersiniz ki hukuk devletinde temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabilir). Hâlihazırda maske takma zorunluluğu, belirli saatlerde dışarı çıkma yasağı gibi tedbirler kanunlarla düzenlenmemiştir. Bu nedenle mevcut sınırlamalar kanunla düzenlenmediği müddetçe Anayasaya aykırılık teşkil edeceklerdir.

Küresel bir salgın nedeniyle sınırlamalar getirmek, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasının geçerli bir gerekçesi olması şartını sağlamaktadır. Aynı zamanda Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olma şartını da sağlamaktadır. Zira Anayasa ismini verdiğimiz toplumsal mutabakat sözleşmesi insanların birlikte sağlıklı ve huzurlu bir biçimde yaşayabilmeleri için vardır.

Demokratik toplum değerlerine aykırı olmamak açısından ise ne yazık ki ayrım yapmak gerekiyor. İnsanların toplu halde bulunduğu veya kapalı ortamlarda bulunduğu durumlarda maske takmanın zorunlu olması demokratik toplum değerleriyle bağdaşırken, kendi arabalarında yalnız başlarına seyahat ederken veya başka insanların bulunmadığı açık yerlerde yürüyüş yaparken, otururken… maske takmalarını zorunlu tutmak hakkın özüne dokunmaktadır. Keza belirli saatlerde marketlerin, büfelerin… kapalı olması demokratik toplum değerlerine uygunken sadece belli ürünlere sınırlama konulması (alkol) hakkın özüne dokunmaktadır ve sınırlama için gereken hukuki sebepten yoksundur. Keza bu iki durumun ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını söylemek de mümkündür çünkü diğer ürünlerin satışı serbestken sadece alkollü ürünlerin satışını sınırlamak veya kendi arabasıyla yalnız başına seyahat eden kişiye maske cezası kesmek üstün kamu yararının gerçekleşmesine hizmet etme görevini yerine getirmemektedir.

Tüm bu nedenlerden ötürü herhangi bir cezai işlem uygulanması söz konusu olduğunda yargı yoluna başvurarak bu cezayı iptal ettirmek mümkün olacaktır. Hatta baro seçimlerinin genelgeyle ertelenmesi, sınırlamalara uymayan herkese aynı miktarda ceza kesilmesi gibi başka hukuka aykırılıklar da söz konusudur.

Korona Tedbirlerinin Değerlendirmesinin Değerlendirmesi

Peki hukuka aykırı olmasına rağmen mevcut uygulamaların devam ettirilmesinin nedeni ne olabilir? Pandemi süreci yokken zaten herhangi bir davanın sonuçlanması aylar hatta yıllar sürüyordu. Bir de ilk derece mahkemesinden istediğiniz kararı alamayıp işi Anayasa Mahkemesi’ne hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımak ve sonuç elde etmek isterseniz daha da uzun yıllar sürüyordu. Şimdi de değişen bir şey olmadığı gibi bazı önlemlerden ötürü bu süreler daha da uzamış vaziyette. Dolayısıyla zaten mahkemelere bu gerekçelerle başvurulup sonuçlar alınana kadar bu süreci sürekli değişen genelgelerle götürmeyi düşünüyor olabilirler. Sonuçta tazminatıyla birlikte iade edilmeyecek mi bu cezalar derseniz de eminim birçok kişi mahkeme süreciyle vs. uğraşıp başımı ağrıtacağıma cezamı öder geçerim diye düşünüyordur. Dolayısıyla süreç yasal olarak böyle işlememeliyken söyleyebilirim ki muhtemelen böyle işlemeye devam edecek hatta bu şekilde sonlanacak. Nitekim bazı mahkeme başvuruları bu yönde sonuçlanmaya başlasa da birçok kişinin cezai işlemle uğraşmamak için getirilen kısıtlamalara uyduğunu görüyoruz, dolayısıyla hedeflenen şeyin sağlandığı söylenebilir.

Bu yazıda pandemi yasaklarını/tedbirlerini hukuki açıdan ele almaya çalıştım. Elbette açıklamalarımın hiçbiri tabiri caizse yatırım tavsiyesi değildir! Zira durumu “olması gereken hukuk” açısından değerlendirdim. Karşılaştığınız bir durumda mahkemelerin bu doğrultuda karar vereceğini garanti edemem. Hatta söyleyebilirim ki hiç kimse hiçbir hukuki sonucu garanti edemez, maalesef çok açık bir biçimde Anayasa’da yazsa bile! O yüzden vatandaş olarak haklarınızın bilincinde olmalıyız ancak yine de hukuki belirsizlik ortamında temkinli davranmalıyız.

Kaynakça

Gözler, K. (2017). Türk Anayasa Hukuku Dersleri. Bursa: Ekin Basın Yayın Dağıtım.

Gözler, K. (2020). Anayasa Hukukunun Genel Teorisi Cilt 2. Bursa: Ekin Basın Yayın Dağıtım.

Ahmet Baha ŞARMAN

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Siyaset ve Hukuk Felsefesi ile ilgileniyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.