Yasama, Yürütme, Yargı, MEDYA! -II-

Yasama, Yürütme, Yargı, Medya serisinin bir önceki yazısında kuvvetler ayrılığının öneminden ve kuvvetler ayrılığının tarihsel gelişim sürecinde ortaya çıkan dördüncü kuvvetin yani medyanın yönetişime etkisinden söz etmiştik. Bu yazımızda da genel olarak basın özgürlüğü ve hukuk ilişkisini değerlendirip geçtiğimiz aylarda şahit olduğumuz iki olayı (Fatih Portakal’ın ve Fahrettin Altun’un evlerinin izinsiz bir biçimde (!) görüntülenmesi hadiseleri) bu bağlamda değerlendirmeye çalışacağız.

Basınla ilgili cezai düzenlemeler genel olarak; hakaret (TCK 125), kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması (TCK 133), özel hayatın gizliliğinin ihlali (TCK 134), halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (TCK 216), iftira (TCK 267), ses ve görüntülerin kayda alınması (TCK 286), kamusal aşağılama suçu (TCK 301), devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgiyi açıklama (TCK 329) olarak sıralanabilir (Tabanoğlu, 2010).

Bir İfade Ne Zaman Haber Olmaktan Çıkıp Suç Teşkil Eder Hale Gelir?

Basın Özgürlüğü ve İfadeler
(İllüstrasyon/Microphone vector created by freepik – www.freepik.com)

Basın özgürlüğü (haber verme ve alma özgürlüğü), her hukuk devletinin vatandaşlarının sahip olduğu ifade hürriyeti, bilgi edinme hakkı, kişisel verilerin korunmasının güvenceye alınması… gibi haklarla birlikte birbirlerini tamamlayan bir biçimde Anayasamızın da 26 ve devamındaki maddelerince güvence altına alınmıştır. Keza devletimizin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve devamındaki maddelerince de ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, toplanma ve örgütlenme özgürlüğüyle birlikte güvence altına alınmıştır. Ancak her özgürlüğün olduğu gibi basın özgürlüğünün de sınırları vardır. Bu sınırların çizilmesini gerekli kılan çatışmaları temel olarak iki başlık altında inceleyebiliriz.

1. Ulusal Güvenlik, Toplum Huzuru ve Basın

Ceza hukukunda suç teşkil eden eylem ve bu eylemin neticesinde eylemi gerçekleştirenin katlanacağı külfet çok net bir şekilde açıklanmış olmalıdır (belirlilik ilkesi). Açıklama öyle iyi yapılmalıdır ki kişiler neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiğini önceden ölçüp biçebilmelidir. Çünkü hukuk devletinde hukuki güvenlik vardır ve öngörülebilirlik bu güvenliğin sağlanmasındaki başat aktörlerdendir. Kanunda yer alan kavramların açık şekilde düzenlenmemesi, gücü elinde bulunduranların kavramlara keyfi anlamlar yüklemesine yol açabilir ve bunun doğuracağı neticeler de toplumun hukuka olan güvenini sarsabilir (Akbulut, 2018, s. 106, 107).

Ulusal Güvenlik

Ulusal güvenlik ise belirlilik ilkesinin varoluş gayesinden oldukça uzak bir kavramdır. Hukuki değil fazlasıyla siyasidir. Ulusal güvenliğe yüklenecek anlam, kişilerin dini ve ideolojik inançlarına, sosyal statülerine, eğitim durumlarına… göre oldukça geniş bir yelpazede değişebilecektir. Keyfiyetin doğurabileceği bu risk, Türkiye gibi gerek fikri açıdan gerek yaşayış biçimi açısından derin bir şekilde bölünmüş toplumlarda çok daha yüksektir.

Ulusal güvenlik; devletin toprak bütünlüğünün korunmasıyla, ulusun varlığını ve birliğini tehdit eden bir sözün aleni bir şekilde dillendirilmesiyle, açık ve ciddi bir tehlikenin varlığıyla, demokratik bir toplumda müdahale etmenin elzem olmasıyla, şiddet teşvik etmesiyle bağdaştırılmaya çalışılsa da (Hazar, 2013) açık bir şekilde görülecektir ki bütün bu kavramlar da en az ulusal güvenlik kavramı kadar esnektir ve alenilikten uzaktır. Elbette önüne somut olay gelen mahkemelerin bir şeylere dayanarak sorunu çözmekten başka çareleri yoktur ancak açık olmayan kavramlara dayalı sorunların yine açık olmayan başka kavramlara dayanarak çözüme kavuşturulduğunu zannetmek fazlasıyla naif bir düşüncedir.

Toplum Huzuru

Keza toplum huzurunun korunması için genel ahlaka ve adaba aykırı hareketlerin engellenmesi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik edenlerin cezalandırılması çabası da en az ulusal güvenliği tehdit edenlerin belirlenip cezalandırılmaya çalışılması kadar komik bir çabadır. Çünkü hiçbir toplum homojen değildir. Her toplumda hemen her fikre kısmen ya da tamamen karşı çıkan birçok kişi vardır ve var olmaya devam edecektir. Zaten geniş çerçevede ifade özgürlüğünün, dar çerçevede ise basın özgürlüğünün güvenceye alınma sebebi budur. Yoksa her fikir hâlihazırda birilerini rahatsız edecektir. Bunun sınırlarının belirlenebilmesi için ne çoğunluğa başvurabiliriz -zira çoğunluk kendi lehine olanın bilincinde olmayabilir, yanlış yönlendiriliyor olabilir- ne de herhangi bir azınlığın görüşünü benimseyebiliriz çünkü çoğunluk bile tüm toplumu kapsayamıyorken herhangi bir azınlığın tüm toplumu kapsaması düşünülemez.

Şöyle ki; toplu biçimde yaşamanın zaruri bir gereksinimi olan birbirine saygı çerçevesini bir şekilde aşmak isteyen insanlar kendi dinlerine, fikirlerine, önem verdikleri kişilere, yaşam biçimlerine hakaret edildiği gerekçesiyle toplumun en az onun kadar hak sahibi bir başka ferdinin ceza almasına neden olabiliyorlar. Burada gözden kaçan nokta ise aslında toplumun huzur ve güvenliğini sağlamak için koyulan kuralların tam aksine toplumun huzur ve güvenliğini bozmak için bir araç haline geliyor oluşu. Bu yüzden basın özgürlüğünü toplumsal kaygılarla sınırlandırmaya çalışmak kaçınılmaz olarak geri tepeye mahkumdur.

2. Kişilik Hakları ve Basın

Kişilik hakları, para ile ölçülemeyen tinsel bir değere sahip ve kişilerin manevi kişisel değerleri üzerinde geçerli olan haklar olarak tanımlanabilirler (Doğan, 2014). Kişilik haklarının ihlal edilmesini hedefleyen eylemlerin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer; kişilerin şerefi, hasiyeti, namusu, toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır (Koca & Üzülmez, 2019, s. 469). Yani kişilik hakları, maddi ve ekonomik hakların yanı sıra manevi hakları da içermektedir (Doğan, 2014).

Basın Özgürlüğü Ölçütleri
(Fotoğraf/People photo created by freestockcenter – www.freepik.com)

Medya aracılığıyla kimi zaman kişinin yukarıda sayılan hakları ihlal edilebilmektedir. Basın/medya aracılığıyla kişilik hakkının ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için kişiye yönelen söylemin veya eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Bu noktada suç teşkil eden eylem ve söylemlerin çerçevesinin çizilmesi gerekmektedir. Bu vesileyle bir haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi, bir başka deyişle suç teşkil etmeden ifade özgürlüğü kapsamında hareket edilebilmesi için bazı ölçütler belirlenmiştir (Doğan, 2014).

Bir İfadenin Basın Özgürlüğü Kapsamına Girmesini Sağlayan Ölçütler

Haber Niteliği Taşıması

Haber verme hakkının söz konusu olabilmesi için her şeyden önce haber niteliği taşıyan bir hadise meydana gelmiş olmalıdır. Yani gerçekleşmiş olaylar haber niteliği taşımaktadır (Koca & Üzülmez, 2019, s. 487). Ancak haberin gerçekliği somut gerçekliği değil, haberin veriliş anındaki beliriş biçimine uygunluğu ifade etmektedir (Akbulut, 2018, s. 499). Basın mensubu mutlak doğruyu bulmak zorunda değildir. Eldeki mevcut veriler bu yönde kuvvetli bir intiba oluşturuyorsa haber yapılabilmenin ilk şartı gerçekleşmiş demektir (Koca & Üzülmez, 2019, s. 487). Burada önemli olan husus haber verenin, haberi, haberin gerçekliğini elinden geldiğince değerlendirerek mi yoksa tamamen söylentiye dayalı veya hakikatle bağdaşmayacak derecede eklemeler çıkarmalar yaparak mı verdiğidir (Doğan, 2014). Şayet haber veren bu şartları yerine getirdiği takdirde yanlış haber verdiyse hukuki açıdan sorumlu olmayacaktır (Akbulut, 2018, s. 500) (Koca & Üzülmez, 2019, s. 487).

Kamu Yararının Gözetilmesi

İkinci şart kamu ilgisinin ve yararının bulunmasıdır (Akbulut, 2018, s. 501). Haberin yayınlanmasının okuyucuların marazi merak duygularını tatmin amacı gütmediği, kamunun üstün hukuki ve ahlaki değerleri koruma gayesini taşıdığı hallerde kamu yararı gerçekleşmiş demektir (Koca & Üzülmez, 2019, s. 488). Demokratik bir toplumda yapılan ve yapılacak olan tartışmalara katkı sağlamak maksadıyla yapılan haberlerde kamu menfaati bulunmaktadır (Akbulut, 2018, s. 501). Ek olarak haberin içeriğine konu olan kişinin veya kişilerin sosyal konumu ve toplumsal statüsü ne kadar önemliyse bu kişiye ilişkin olayların haber yapılmasında o kadar büyük kamu menfaati olduğu kabul edilmektedir (Koca & Üzülmez, 2019, s. 488). Örneğin bir bürokratın yolsuzluklarıyla ilgili açıklamalar kamu menfaati taşıyacakken aynı kişinin tamamen özel yaşamıyla ilgili olan haberler basın özgürlüğü kapsamına girmeyecektir (Doğan, 2014).

Güncel Olması

Bir diğer şart haberin güncel olmasıdır. Çünkü güncelliğini kaybetmiş olayların kamuoyuna duyurulmasında kamu yararı şartı yerine getirilmemektedir (Akbulut, 2018, s. 500). Haberin güncel olması demek; haberin, kamunun ilgisini az veya çok çekiyor olması demektir (Koca & Üzülmez, 2019, s. 487). Yargıtay da güncel bir durum nedeniyle aynı veya benzer nitelikteki olayların tekrar gündeme getirilmesini –kamu yararı olduğu gerekçesiyle- basın özgürlüğü kapsamında değerlendirmektedir (Akbulut, 2018, s. 500). Aynı zamanda bilimsel bir araştırma niteliği teşkil eden bir yazı (Doğan, 2014) veya zamana yayılmış bir haber de bu kapsamda değerlendirilmektedir (Akbulut, 2018, s. 500).

Ölçülü Olması

Son olarak haberin ölçülü olması gerekmektedir (Koca & Üzülmez, 2019, s. 488). Bir diğer değişle haberde özle biçim arasındaki denge gözetilmiş olmalıdır: haberde kullanılan dil, ifade ve resimler haberin veriliş biçiminin gerektirdiği ölçüleri aşmamalıdır (Doğan, 2014). Elbette habere bir takım değerlendirmeler eklenebilir, haberle ilgili yorumlar yapılabilir. Ancak yapılan habere fayda sağlamayan şahsi ifadelere yer veriliyorsa bu ifadeler basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecektir (Akbulut, 2018, s. 502).

Kişilik Hakları ve Basın Özgürlüğü Çatışmasına İki Örnek Olay ve Olayların Değerlendirmesi

            Geçtiğimiz aylarda CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuktaki evinin fotoğraflarını çekmişti. Bunun üzerine Altun ailesi kendilerine karşı özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin ele geçirilmesi suçlarının işlendiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Olay üzerine Fatmanur Altun Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Ben bir anneyim. Her anne gibi çocuklarımın ve ailemin güvende olduğunu hissederek yaşamak istiyorum. Evimin ve ailemin mahremine girerek, çocuklarımın en temel güven duygusunu paramparça ederek ne elde edeceksiniz?! Elde ettiklerinizin hayrını görecek misiniz?! Tarifsiz üzgünüm.” değerlendirmesinde bulunmuştu

İbrahim Kalın ise “Aile mahremiyetini hiçe sayan, bir devlet görevlisini ve ailesini açıkça hedef gösteren bu pervasız girişim suçtur, vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. Çamur siyasetinden medet umanlar sadece kendilerini kirletirler. Bu cürmün kanun önünde de kamu vicdanında da yeri bellidir” demişti.

Ayrıca hükümete yakın isimlerden Nedim Şener ve Mete Yarar da olayı “aile mahremiyetine yönelik bir taciz” olarak nitelendirmişlerdi.

            Bu olaydan yaklaşık bir ay kadar sonra Fatih Portakal’ın evi, Fahrettin Altun’un eviyle benzer nedenlere dayanılarak drone vasıtasıyla görüntülenmişti. Bunun üzerine Fatih Portakal “Dron kaldırıp evimin üstünde uçuruyorlar. #YeniAsır’i, #DHA’sı özel mülkümü yukardan dikizleme hukuksuzluğunu gerçekleştiriyorlar. #AA bile oraya geliyor. Evimin adresini paylaşıp bizimle yaşayanları, eşimi hedef gösterme sorumsuzluğunu yapıyorlar. ” çıkışında bulunmuştu.

            Fahrettin Altun’un ve Fatih Portakal’ın evlerinin görüntülenmeleri olaylarını basın özgürlüğü kapsamında değerlendirecek olursak:
  • Evlerde kaçak yapı vb. olduğuna ilişkin iddialar haber niteliği taşıyan bir hadise meydana gelmiş olması şartını karşılamaktadır. Yine yukarıda bahsettiğimiz üzere haberi veren, haberin içeriğinin doğruluğundan yüzde yüz emin olmak zorunda değildir. Doğru olduğuna inanması yeterlidir.
  • Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı sıfatını taşıyan üst düzey bir bürokrat olduğuna göre; Fatih Portakal ise o dönem en çok izlenen ana haber bülteninin sunucusu olduğuna göre bu kişiler hakkında hukuka aykırı inşaat yaptıklarına ilişkin iddiaların haber yapılmasında kamu yararı olduğu söylenebilir. Yani söz konusu haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için gereken ikinci şart da sağlanmıştır.
  • Her iki kişi de o dönem faal olarak görev yaptığı için ve haberin içeriğindeki iddialar da o dönem mevcut olduğu için, haberin güncel olma şartının da yerine getirildiğini söyleyebiliriz.
  • Son olarak her gün karşılaştığımız yüzlerce haberi göz önünde bulunduracak olursak bu iki şahıs hakkında yapılan haberlerin ölçülülük ilkesini de gözetmiş olduklarını söyleyebiliriz.

Yani söz konusu haberler, kişilerin iddia ettikleri gibi ailelerine, şahıslarına, özel yaşamlarına… herhangi bir saldırı içermemektedir. Her iki kişi de ifa ettikleri görevler sayesinde sağladıkları maddi olanakların ve sosyal statülerin külfetlerine de katlanmak zorundadırlar. Üst düzey bir mevkide bulunmak bir anlamda özel yaşamının sınırlarını oldukça daraltıp yaşamını kamusal alana açmayı da kapsar. Her iki kişi de görevlerini kendileri özgür bir biçimde seçmişlerdir. Daha fazla mahremiyet istiyorlarsa başka işler yapmayı tercih edebilirler. Nitekim geçtiğimiz günlerde de zaten Fatih Portakal emekli olduğunu açıklamıştı.

Son Notlar

Bir önceki yazımızda medyanın, demokrasi için nasıl da önemli bir dengeleyici dördüncü kuvvet haline geldiğinden bahsetmiştik. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın ve dönemin en çok izlenen ana haber bülteni sunucusunun “basın özgürlüğü” kavramının içeriğinden habersiz olduklarını düşünmüyoruz. O halde neden görevi basınla ilgili olan bu kişiler basının işini yapmasını hamasi söylemlerle engellemeye çalışıyorlar? Medyanın en tepesindeki isimler bile içinde yer aldıkları medyanın işleyişine ve hukuk sistemimize güvenmiyorlarsa nasıl olur da biz sıradan vatandaşlardan medya bağımsızlığını özümsememizi ve demokrasiyi içselleştirmemizi bekleyebilirler ki?

Kaynakça

Akbulut, B. (2018). Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Adalet Yayınevi.

Doğan, P. (2014). Çatışan İki Değer: Haber Verme Hakkı ve Kişilik Hakkı. Ankara Barosu Dergisi, 477-493.

Hazar, Z. (2013). Basın Özgürlüğü ve Ulusal Güvenlik. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 1525-1548.

Koca, M., & Üzülmez, İ. (2019). Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler. Ankara: Adalet Yayınevi.

Tabanoğlu, H. (2010, Ocak 24). Genel Olarak Basın Hukuku. muharrembalci.com: http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/makaleler/birikimlerIII/125.pdf adresinden alındı

Ahmet Baha ŞARMAN

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Siyaset ve Hukuk Felsefesi ile ilgileniyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.