Aşı Milliyetçiliğinin Trajedisi

Pandemiyi Yalnızca İş birliği Sona Erdirebilir

Aşı geliştirme çalışmaları
Singapur’da bir koronavirüs araştırmacısı, Mart 2020 (Fotoğraf/Joseph Campbell ,Reuters)

Trump yönetimindeki yetkililer, COVID-19’a sebep olan koronavirüse karşı geliştirilecek aşıların küresel dağılımını, basıncı azalan uçaklarda bırakılan oksijen maskeleri ile karşılaştırdı. Amerikan Gıda ve İlaç Kurumundan, Amerikan hükümeti adına ilaç geliştirmelerinin ilk fazlarını gören yetkili Peter Marks haziran ayındaki panel tartışması sırasında “Önce siz kendi oksijen maskenizi takın, sonra biz de diğerlerine hemen yardım edelim.”  ifadelerini kullandı. Tabii ki aradaki en büyük fark, uçaklardaki oksijen maskelerinin sadece 1. sınıf yolculara dağıtılıyor olmamasıdır. Eğer aşı ulaşılabilir olduğunda hükümetler diğer ülkelerin aşıya erişimini ertelerse yaşanılacak durum bu olacaktır.

Temmuzun başı itibarı ile koronavirüse karşı 21’inin klinik deneyleri devam eden toplam 160 aşı adayı bulunmaktaydı. Aylar sürecek olsa da en azından 1 veya daha yüksek sayıda adayın etkili ve güvenli olduğu kanıtlandıktan ve dağıtıma hazır olduktan sonra, aşı üretimi yapan ülkeler (ve tabii ki refah seviyesi yüksek olanlar) ilk erişimi elde etmek için çoktandır yarışıyorlar. Hükümetlerin sadece şimdiki pandemide değil, önceki pandemilerde de davranışlarına bakılacak olursa, bu durum yüksek olasılıkla devam edecektir. Küresel olarak aşıların eşit ve rasyonel bir şekilde dağıtımı uluslararası, icrası mümkün bir şekilde iş birliğiyle olmadıkça liderler; kendi halklarıyla ilgilenmeyi diğer ülkelerdeki hastalık yayılımını azaltmaya veya başka ülkelerdeki yüksek riskli popülasyonuna, önemli halk sağlığı çalışanlarına karşı kullanmaya tercih edeceklerdir.

  Aşının dağıtım ve tahsisine yönelik “aşı milliyetçiliği” veya “önce benim ülkem” yaklaşımının çok derin ve çok boyutlu sonuçları olacaktır.

Küresel koordinasyon eksikliğinde, ülkeler birbirlerine karşı iddialarda bulunacaklar. Bu şekilde aşının fiyatının veyahut onun için gerekli materyallerin fiyatlarının artmasına sebep olacaklar. Kanıtlanmış aşıların arzı başlarda zengin ülkeler için bile sınırlı olacak. Ancak bu dertten en çok muzdarip olacak ülkeler orta ve düşük seviyede gelire sahip olan ülkeler olacaktır. Bu zayıf bölgeler öncelikle zengin ülkelerin tüketimini izleyip sıralarını aylarca beklemek durumunda olacaklar (belki de daha fazla). Bu arada fakir ülkelerin halk sağlığı çalışanları, milyarlarca yaşlı ve diğer yüksek riskli insanlar korumasız kalacaklar. Bu da pandeminin yayılmasına ve ölü sayısının artmasına hatta zaten sallantıda olan halk sağlığı sistemlerinin ve ekonomilerinin daha kötü etkilenmesine sebep olacak.

İlk stoğa erişim şansı olmayan aşı arayışındaki ülkeler bulabilecekleri bütün baskı unsurlarını (aşının bileşenlerinin ihracatının yasaklanması gibi) kullanacaklar. Bunun sonucunda da üretim zincirinin içindeki ham maddelere, şırıngalara ve ilaç şişelerine olan erişim kısıtlanacaktır.

Umudunu kaybetmiş ülkeler de aşı için kısa dönemli anlaşmalara imza atıp, uzun dönemli ekonomik, diplomatik ve stratejik çıkarlarına zarar verebilirler.

Sonuç ise sadece ekonomik ve insani zorluk olmayacak. Aşıyı göndermeyen ülkelere karşı içten bir dargınlık oluşacak. Bu da gelecekteki sorunları çözmek için gerekecek olan iş birliğini sekteye uğratacaktır (Küresel ısınma ve nükleer silahsızlanma gibi konulara değinmeye gerek yok sanırım).

Küresel fonksiyon bozukluğunu küresel iş birliği ile çözmek aslında geç değil. Ancak durumu değiştirmek için devletlerin ve liderlerin yaklaşımlarını değiştirmeleri gerekiyor. Dünyanın ihtiyaç duyduğu şey, aşı üreten ülkelerin liderlerinin korkularını hafifletecek, yürütülebilir bir COVID-19 aşı ticaret ve yatırım anlaşmasıdır. Buradaki liderlerin korkusu, aşı arzının paylaşılması durumunda kendi ülkesinin vatandaşlarına bakımının zorlaşabilme ihtimalinin olmasıdır. Böyle bir anlaşma mevcut sistem ve kurumlar aracılığıyla güçlendirilebilir ve bu herhangi bir ek uygulama mekanizması gerektirmez. Aşı üretim dinamikleri ve küresel ticaret, birbirlerine katılımcıların rahatça katkı sağlayabildiği bağlılık oluşturuyor. Burada ihtiyaç duyulan şey, ideal olarak ABD de dahil olmak üzere, aşı üreten ülkelerin çoğunluğunun liderliğidir.

KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

Aşının amacı, aşılanan kişinin virüse karşı bağışıklık geliştirmesidir böylelikle kişi virüse maruz kaldığında bağışıklık sistemini patojeni kontrol altına alır ve kişi enfekte veya hasta olmaz. Aşı adaylarının öncelikle COVID-19’a karşı güvenli ve etkili olduğu, ilk olarak hayvanlar üzerinde daha sonra küçük bir sağlıklı gönüllüler grubu üzerinde ve son olarak aralarında yaşlı, hasta ve gençlerden temsilcilerin olduğu büyük deneme grupları üzerinde kanıtlanmalıdır.

Şu anda üzerinde çalışılan adayların çoğu başarısız olacaktır. Eğer bir veya daha fazla adayın enfeksiyon önlenmesinde sağlıklı ve etkili olduğu kanıtlanırsa ve yeterli büyüklükte popülasyon aşılanırsa, hastalık kapmaya müsait insan sayısı koronavirüsün yayılmasını engelleyecek noktaya düşecektir. Popülasyon çapında koruma ya da “sürü bağışıklığı” aşı olsun olmasın herkese faydalı olabilir.

Halbuki, koronavirüse karşı sürü bağışıklığı kazanmanın mümkün olup olmadığı henüz belli değil. COVID-19 aşısı, daha ziyade gribe karşı koruma içeren aşı gibi olabilir. Gribe karşı olan aşılar hastalığın şiddetli semptomlarını ve ölme oranını azaltmasına rağmen, hastalığın yayılımına engel olamıyor. Nitekim, aşıların yüzyılın en ölümcül pandemisini bitirme veya sınırlandırma ihtimaline karşı Fransız Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres aşıların küresel kamu malı olması gerektiğini savunuyor. Burada kasıt aşının herkes için ulaşılabilir olması ve bir ülkenin aşı kullanımının diğer ülkenin kullanımını engellememesidir. 

En azından başlangıç olarak bu gerçekliği yansıtmıyor. COVID-19 aşısının küresel arzının sınırlı kalacağı süre boyunca aşıyı bazı insanlara sağlamak başkalarının erişimi mutlaka geciktirecektir. Bu darboğaz, aşının gerçek bir küresel kamu malı olmasını engelleyecektir.

Küresel fonksiyon bozukluğunu gidermek adına küresel iş birliği için henüz geç değil.

Aşı üretimi pahalı ve karmaşık bir süreçtir. Küçük değişikler bile nihai ürünün saflığını, güvenliğini ya da etkinliğini değiştirebiliyor. Bu nedenle yetkililer sadece tamamlanmış aşıyı değil, üretimin her aşamasını ve üretimin gerçekleştiği tesisi de lisanslıyorlar. Aşı yapımı; hammaddeleri saflaştırma, düzenleyicileri formüle etme ve ekleme, koruyucuları ekleme ve bağışıklık sisteminin tepki vermesini sağlayacak maddeleri ekleme, dozları şırıngalara ve küçük tüplere paketleme işlemlerini içeriyor. Dünya üzerindeki sadece birkaç düzine şirket, “doldur ve bitir” olarak bilinen son adımı gerçekleştirebiliyor. Çok daha azı, tarihsel olarak ABD, Birleşik Krallık ve AB merkezli olan sadece dört büyük çok uluslu şirket tarafından domine edilen alanda kalite kontrolü yaparak daha orijinal ve sofistike üretim yapabiliyor. Kabaca bir düzine şirket, birkaç büyük araç gereçle bu tür aşıları ölçekli olarak üretme yeteneğine sahiptir. Bunlardan biri de dünyanın en çok aşı üretimi yapan firması Hint Serum Enstitüsüdür. Ancak çoğu küçük ölçekli olan bu üreticiler, milyarlarca doz aşı üretecek kapasitede değildir.

Resmi daha da bulanıklaştıran ise bugünün önde gelen COVID-19 aşı adaylarının kullandığı teknolojiler henüz yeni çıkan ve daha önce hiç lisanslanmayan teknolojiler. Tecrübeli düzenleyici kuruluşların bulunduğu zengin ülkeler de dahi, üretim ölçeğini artırması ve onayların zamanında sağlanması zorlayıcı bir süreç olacak. Bütün bunlar gösteriyor ki COVID-19 aşı üretimi sadece bir avuç ülke ile sınırlı kalacak.

Aşıların hazır olmasından sonra bile, birkaç faktör üretici olmayan ülkelere teslimi geciktirebilir. Üretici ülkelerdeki otoriteler başka ülkelerle paylaşmaktansa, öncelikle kendi ülkesinin halkını aşılamaya öncelik verebilir.

Şirketlerin her gün üretebileceği dozun ve diğer aşı materyallerinin üretim hacminde teknik kısıtlamalar olabilir. Fakir ülkeler, ihtiyaç duydukları aşıları ulaştırmakta ve yönetmekte yeterli sistemlere sahip olmayabilir. 

Bu kaçınılmaz erteleme döneminde, özellikle fakir ülkeler olmak üzere pek çok kaybeden olacaktır. Kendi aşısını geliştirme ve üretme arayışındaki, ancak yanlış adaylara oynayan zengin ülkeler de nasiplerini alacaklar. Diğerleriyle iş birliğini reddederek, bu ülkeler kendi istisnailiklerine dair abartılı görüşlere dayanarak kendi ulusal sağlıklarıyla kumar oynamış olacaklar.

Kazanan ülkeler bile, kanıtlanmış aşıları paylaşmak konusunda uygulanabilir bir proje noksanlığı yüzünden gereksiz yere acı çekecekler. Eğer pandeminin yükü altında sağlık sistemleri çöker ve yabancı tüketiciler hastalanır veya ölürse, ihracata bağımlı zengin ülkelerin savaş uçağı ve otomobil gibi ürünlerine küresel talep azalmış olacak. Eğer yabancı işçiler karantina altında kalır ve işlerini yapamazlarsa sınırlar arası üretim zinciri alt üst olmuş olacak. Aşı arzına sahip ülkeler bile ekonomilerinin yürümesine imkan tanıyan ithal parçalar ve servislerinden mahrum kalacaklar.

DR. HOBBES ÇAĞRISI       

Öngörülere göre 2021 sonuna kadar koronavirüs Dünya çapında 40 milyon insanı öldürebilir. Küresel ekonomik çıktıyı 12,5 trilyon $ kadar azaltabilir. Herkesin isteği elbette bu pandemiyi olabilecek en kısa sürede sona erdirmektir. Ancak birçok başkentte, küresel yaklaşım için başvurular hiç önemsenmedi.

  Aslında pandeminin ilk aylarında yanlış istikamette bir yönlendirme oldu. Küresel sıkıntı karşısında önce Çin, sonra Fransa, Almanya, AB ve en sonunda ABD kendi hastanelerindeki çalışanların kullanımı amacıyla solunum cihazı, ameliyat maskesi ve eldiven stokladı. En nihayetinde ise, pandeminin ilk 4 ayı içerisinde 70’ten fazla ülke ve AB, yerli üretim olan koruyucu kişisel ekipmanlar, solunum cihazları ve ilaçlar üzerinde ihraç kontrolü uyguladı. Bunu uygulayan ülkelerin çoğu, aynı zamanda potansiyel COVID-19 aşı üreticisi olan ülkelerdir.

Bu istifleme davranışı aslında yeni bir şey değil. 2009’da küresel çapta 284.000 kişinin ölümüne sebep olan domuz gribi olarak da bilinen H1N1 virüsüne karşı aşı sadece 7 ay içerisinde geliştirildi. Ancak zengin ülkeler aşının neredeyse hepsini satın aldılar. DSÖ’nün bağış çağrısından sonra Avustralya, Kanada, ABD ve 6 diğer ülke sahip oldukları aşıların yüzde 10’unu fakir ülkelerle paylaşmayı kabul etti. Bu kararı ancak ülkeler kendi ihtiyaçlarını karşıladıklarından emin olduktan sonra verebildiler.

Aşı tahsisi, “tutsak ikilemi” olarak bilinen klasik oyun teorisi problemine benzer.

  Sivil toplum kuruluşları ve kâr amacı gütmeyen organizasyonlar COVID-19 örneğinde ulusalcılık riskini azaltmak için iki strateji geliştirdiler. Birincisi CEPI (Epidemik Hazırlık İnovasyonları Koalisyonu), Bill & Melinda Gates Vakfı ve Gavi olarak bilinen aşı partnerliği üzerine sivil toplum örgütleri ve diğer donörler; aşı kuyruğunun kısaltılması için planlar geliştirdiler. Umut veren adaylara henüz güvenlik ve yararlılıkları kanıtlanmadan üretim ve dağıtım kapasiteleri üzerine yatırım yapıyorlar. Bunu yaparak, fakir ülkelere tahsisin ertelenmesini azaltmayı ve onlara tahsisi arttırmayı umuyorlar. Bu yaklaşım güvenilir. Fakat daha iyi kaynakları olan, bilimsel uzmanların tek bir havuzda birleştirilmiş ve üretim kapasitesi fazla olan ulusal girişimlerle rekabet ediyor. Dahası kuyruğun bu şekilde kısaltılması; orta gelir grubundaki donör yardımı için gerekli kriterleri tutturamayan Pakistan, Güney Afrika ve çoğu Latin Amerika ülkesi gibi ülkeleri dışlıyor. Bu durum aynı zamanda, üretici ülkelerin hükümetlerinin, başka yerlerdeki kötü durumlara bakılmaksızın ihtiyaçlarından daha fazla aşı stoklayabileceği gerçeğinden bahsetmiyor.

Alternatif bir yaklaşım da bu kuyruğu hep beraber yok etmekten geçiyor.

Bir düzineden daha fazla ülke ve hayırsever bir girişimcilik olan ve amacı hızlı gelişme ve aşıların, iyileştiricilerin ve tanı aletlerinin eşit şekilde yayılması olan COVID-19 Araçlarına Ulaşım (ACT) isimli projeye 8 milyar dolarlık kaynak aktardılar. Ancak bu kuruluş, Hindistan ve ABD gibi ana aşı üreticisi devletlerin dikkatini çekmekte başarısız oldu. ABD’de Trump yönetimi bunun yerine Operation Warp Speed isimli 2021 Ocak’ına kadar yüz milyonlarca aşı ulaşmayı hedefleyen programa 10 milyar dolar aktardı; ama sadece Amerikalılar için. Bu arada Hint Serum Enstitüsü Başkanı Adar Poonawalla “en azından öncelikli olarak” şirketin üreteceği herhangi bir aşının Hindistan’ın 1,3 milyarlık insanına gideceğini açıkladı. Diğer aşı üreticileri de benzer açıklamalarda bulundular. Ev sahibi hükümetlerin veya ileri seviyedeki satın alıcıların arzın sınırlı sayıda olması durumunda öncelik sahibi olduklarını açıkladılar.

Bu gibi engellerden iş birliği ile çıkılabileceği konusundaki eksik inanç nedeniyle pek çok ülke kendi arzını güvenlik altına almayı denedi. Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda beraber aşı üreticileriyle ve geliştiricileri ile müzakere etmek amacıyla Aşı Müttefikliği kurdular. Bu müttefiklik; şimdi Avrupa Komisyonu’nun parçası halinde AB adına üreticilerle ileri seviyede anlaşmalar imzalamak, umut veren adaylardan doz almak için müzakere halindedir. Mayıs ayında, Xi Jinping DSÖ’nün karar alma organı olan Dünya Sağlık Asamblesi’ndeki katılımcılara eğer Pekin aşı geliştirmede başarılı olursa sonuçları dünya ile paylaşacağını söyledi. Ancak ne zaman paylaşacağını söylemedi. Haziranda, Amerikan Alerji ve Salgın Hastalık Ulusal Enstitüsü Başkanı Anthony Fauci bu konuda kuşkularını dile getirdi ve The Wall Street Journal gazetesine Çin Hükümeti’nin aşısını “öncelikle kendi çok büyük Çin popülasyonuna” uygulamasını beklediğini açıkladı. Bu yaz, ABD, COVID-19’a karşı kanıtlanan ilk ilaçlardan olan remdesivirin Birleşik Krallık, AB ve dünyanın geri kalanına hiç bırakmadan üç aylık bütün arzını satın aldı.

ZOR YOLDAN ÖĞRENME

Aşı tahsisi konusunda küresel iş birliği, virüsün yayılmasını engellemenin en etkili yolu olacaktır. Bu aynı zamanda ekonomileri canlandıracak, tedarik zinciri kesintilerini önleyecek ve gereksiz jeopolitik çatışmaları önleyecektir. Ancak diğer tüm aşı üreten ülkeler milliyetçi olmaya devam ederse, hiç kimsenin bu eğilime karşı çıkmak için bir isteği olmayacaktır. Bu bakımdan aşı tahsisi, “tutsak ikilemi” olarak bilinen klasik oyun teorisi problemini çağrıştırır ve ülkeler buradaki meşhur mahkûm gibi hareket etmektedirler.

Başkan Donald Trump’ın mart ayında ABD’nin COVID-19’a müdahalede tedarik zincirine liderlik etmesi için atadığı küreselleşme şüphecisi Peter Navarro, “2009’un koronavirüs ve domuz gribi H1N1 salgınından bir şey öğrendiysek,” diyerek başladığını sözlerini “Yüz maskelerinden aşılara kadar ihtiyaç duyulan malzemeleri bize sağlamak için diğer ülkelere, hatta yakın müttefiklere dahi bağlı olmak zorunda değiliz.” diyerek tamamladı. Navarro, herkesin bu dersi öğrenmesini sağlamak için elinden gelenin en iyisini de yaptı: Bu açıklamayı yaptıktan kısa bir süre sonra, Beyaz Saray, ABD yapımı cerrahi maskeler, solunum maskeleri ve eldivenlere birçok fakir ülke de dahil olmak üzere ihracat kısıtlaması getirdi.

Aşıların toplu üretimini ve dağıtımını koordine etmek için bir plan geliştirmede başarısız olunduğundan, ABD hükümeti de dahil olmak üzere pek çok hükümet küresel iş birliği potansiyelini ortadan kaldırıyor. Bu tür bir iş birliği mümkün olmaya devam ediyor, ancak liderlerin iç muhalefet korkularını yenmek için çok sayıda ülkenin paylaşım konusunda uygulanabilir bir bağlılık taahhüdünde bulunmaları gerekiyor.

Çoğu siyasi lider için zaman ufku kısadır, özellikle de yakın bir seçimle karşı karşıya olanlar için.

Pek çoğu, evlerinde aşı olmayı beklemek zorunda olan seçmenlerinin, yurt dışında yayılan koronavirüsün uzun vadeli sağlık ve ekonomik sonuçlarının, kendilerine veya sevdiklerine karşı olan acil tehditten daha büyük olduğunu anlayabileceğine ikna olmuş değil. Ve politikacılar için, yurt içinde muhalefet riski, özellikle sınırlı bir süre içinse ve diğer ülkeler de aynı şeyi yapma ihtimaline sahipse, yurtdışında malzeme istiflemeleri konusunda karşılaşacakları öfke riskinde daha büyük gibi görünüyor.

Aşı laboratuvarı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Haziran 2020’de aşı laboratuvarını gezdi. (Fotoğraf/Laurent Cipriani, Reuters)

Neyse ki, iş birliğine yönelik bu caydırıcı etkiyi zayıflatmanın yolları var. İlk olarak, politikacılar; yurt içinde kritik halk sağlığı hedeflerine ulaşmak için sağlık çalışanlarının, askeri personelin ve huzurevi personelinin korunması ve hastalığın yaşlı diğer savunmasız popülasyona yayılmasını yavaşlatmak, bulaşım zincirini kırmak için gereken doz miktarını ve bunun tahsisini gösteren güvenilir bir araştırma var ise, aşıları diğer ülkelerle paylaşmak için tüm nüfuslarını bağışıklığa kavuşturmaktan vazgeçmekte daha istekli olabilirler. Bu bilgilere sahip olmak, seçilmiş liderlerin aşı arzlarını diğer ülkelerle ancak içerideki hedefleri gerçekleştirecek kadar varsa paylaşmalarına olanak sağlayacaktır. Bu tür araştırmalar uzun zamandır bağışıklama kampanyaları için ulusal planlamanın bir parçası olmuştur. Örneğin, grip aşıları yaşlılarda nispeten zayıf bir bağışıklık tepkisine neden olduğu için, başlıca yayıcılar olan çocukların aşılanmasına öncelik verilirse, yaşlıların çok daha iyi korunduğu ortaya konmuş olur. Bu tür araştırmalar henüz COVID-19 için mevcut değildir. Ancak şirketlerin şu anda aşı adayları için yürüttüğü hızlandırılmış klinik çalışmaların bir parçası olmalıdır.

Aşı paylaşımına ilişkin bir çerçeve anlaşmasının başarılı olma olasılığı; kurulmuş bir uluslararası forum aracılığıyla üstlenilmesi ve COVID-19 ile ilgili tıbbi tedarik zincirlerini bozan ihracat yasaklarının, el koymaların önlenmesiyle bağlantılı olması halinde daha yüksek olacaktır.

G-20 ticaret bakanlarından oluşan bir çalışma grubu tarafından böyle bir anlaşmaya doğru küçük adımlar atılmıştı. Ancak bu çabanın içine kamu sağlığı yetkilileri de dahil edilerek genişletilmesi gerekiyor. Bu çabalardan çıkacak sonuç; herhangi bir ülkenin kesesinin büyüklüğü yerine halk sağlığı ihtiyaçları temelinde, güvenli ve etkili olduğu kanıtlandıktan sonra aşıları önceden satın almak, tahsis etmek için içinde bir yatırım fonu da içeren bir Covid-19 aşı ticaret ve yatırım anlaşması olmalıdır.

Devletler, güvence altına aldıkları aşı dozlarının sayısına ve ilerlemenin diğer safhalarına bağlı olarak artan, geri ödemesiz ödemelerle yatırım fonuna abonelik temelinde ödeme yapacaklardır. En yoksul ülkelerin katılımı yüksek oranda finanse edilmiş veya ücretsiz olmalıdır. Böyle bir anlaşmada, HIV / AIDS, tüberküloz ve sıtma için aşı ve ilaçların satın alınması ve dağıtılması için halihazırda var olan uluslararası kuruluşlardan yararlanabilir. Anlaşma, katılımcı ülkelerin diğer katılımcı ülkelere yönelik aşıların ve ilgili malzemelerin tedarikine ihracat kısıtlamaları getirmemesi için uygulanabilir bir taahhüt içermelidir.

Anlaşmada, en az sayıda aşı üreten ülkenin katılmaması halinde, anlaşmanın yürürlüğe girmeyerek erken imzalayanlara yönelik riski azaltması şartı koşulabilir. Katılımcı devletler tazminat taahhüt etmedikçe, ürün sorumluluk sigortasının kullanımına izin vermedikçe veya üreticilerin riskini azaltmak için sınırlı bir tazminat programını kabul etmedikçe, bazı üreticiler küresel bir tahsis planına başvurmakta tereddüt edeceklerdir. Anlaşmanın Uluslararası İlaç Düzenleyici Otoriteleri Koalisyonu gibi mevcut düzenleyici ağlara bağlanması; bu tür endişelerin hafifletilmesine, aşıların lisanslanmasına daha şeffaf bir yol oluşturulmasına, küresel güven aşılanmasına, geliştirme maliyetlerini azaltmaya ve daha az karlı piyasalarda erişimin hızlandırılmasına yardımcı olacaktır.

Bilmedikleriniz Size Zarar Verebilir (Ve Yardım Edebilir)

Politikacılar paylaşımın yararları konusunda ikna olsalar bile ülkelerin bir anlaşmadan vazgeçmelerini, güvenli ve etkili olduğu kanıtlandıktan sonra aşının yerel malzemelerine el koymalarını engelleyecek hiçbir şey olmayacaksa iş birliği umutsuz bir girişim olarak kalacaktır. İş birliği, ancak ülkeler bunun uygulanabileceğine ikna olduklarında gerçekleşecektir.

Anlaşılması gereken en önemli şey, COVID-19 aşılarının tahsis edilmesinin tek seferlik bir deneyim olmayacağıdır: sonunda her biri farklı güçlü yönlere ve faydalara sahip çok sayıda güvenli ve etkili aşılar ortaya çıkabilir. Eğer bir ülke diğerlerinin bir aşıya erken erişimini reddederse, diğer ülkelerin daha sonra geliştirebilecekleri potansiyel olarak daha etkili aşıları saklayarak karşılık vermeleri beklenebilir. Oyun teorisi gösteriyor ki, en bencil oyuncular için bile, oyun tekrarlandığında iş birliği teşvikleri artar. Oyuncular, hile için hızlı ve etkili cezayı inandırıcı bir şekilde tehdit olarak ortaya koyabilirler.

Hangi aşının en etkili olduğu, hedef hasta popülasyonuna ve ortama göre değişiklik gösterebilir. Bazıları çocuklar için veya soğutmanın sınırlı olduğu yerler için daha uygun olabilir. Ancak hala geliştirilmekte olan çeşitli aşı adayları farklı içerikler ve farklı türde üretim tesisleri gerektirdiğinden, hiçbir ülke, hatta Amerika Birleşik Devletleri bile, daha sonra yararlı olabilecek tüm tesisleri inşa edemeyecektir.

Günümüzün aşı tedarik zincirleri kaçınılmaz olarak küreseldir.

Bugünün aşı tedarik zincirleri de kaçınılmaz bir şekilde küreseldir. İlk kanıtlanmış aşıyı üretecek kadar şanslı olan ülkenin, üretimi büyütmek ve sürdürmek için gerekli tüm girdilere sahip olması pek mümkün değildir. Örneğin, aşı adayları bir kısmı Şili sabun ağacından çıkarılan doğal bir bileşikten üretilen bir madde olan aynı yardımcı maddeyi kullanır. Bu bileşik çoğunlukla Şili’den gelir ve İsveç’te işlenir. Şili ve İsveç aşı üretmeseler de nihai çıktıya erişimi garanti altına almak için bu girdinin sınırlı arzı üzerindeki kontrollerine güvenebilirler. Aşı tedarik zincirlerinde bu tür durumlar bol miktarda bulunmaktadır. Bilim hangi aşının en iyi sonuç vereceğine karar vermemiş olduğundan, gerekli tüm girdileri tam olarak tahmin etmek ve böylece hazırlamak pek mümkün değildir.

Trump yönetimi ve kongrede olanlardan bazıları, ABD’nin COVID-19 konusunda müdahale için ihtiyaç duyduğu her şeyi büyük miktarda tedarik edememesini bir ‘’bağımlılık’’ olarak ayıpladı.

Ama uygulanabilir bir uluslararası aşı anlaşması oluşturmak söz konusu olduğunda, karmaşık sınır ötesi tedarik zincirleri belirleyici bir niteliktir, bir hata değil. Aşı üretme kapasitesi olmayan ülkeler bile, aşı milliyetçiliğine kendilerini kaptırmaları halinde Amerika Birleşik Devletleri’ni veya diğer aşı üreten ülkeleri girdi malzemelerinin arzını durdurmakla tehdit edebilirler.

Trump yönetimine, nisan ayında başkan, Savunma Üretim Yasası’nı yürürlüğe koyup Kanada’yı ve Meksika’yı 3M tarafından üretilen solunum cihazlarının ihracatını yasaklamakla tehdit ettiği zaman bu dinamik hatırlatıldı. Trump bu tutumu sürdürmüş olsaydı, Kanada, ABD şirketlerinin cerrahi maske ve önlük üretmek için ihtiyaç duyduğu hastane sınıfı temel ihracatını durdurarak misilleme yapabilirdi. Ya da Kanada, Amerika’nın hastalarını tedavi etmek için çaresizce ihtiyaç duyduğu; Kanadalı hemşire ve hastane çalışanlarının Michigan sınırını geçmelerini durdurabilirdi.  Meksika, ABD şirketlerinin solunum cihazı yapmak için ihtiyaç duyduğu motor ve diğer bileşenlerin arzını kesmiş olabilirdi. Beyaz Saray bu potansiyel zayıflıklarının farkında değilmiş gibi görünüyordu. Ancak durumu bir kez anlayınca, yönetim geri adım attı.

Elbette, Trump yönetimi, tarihi müttefikler de olsa ticaret ortaklarının, eğer taraflardan bir anlaşmayı bozarsa, birbirlerine karşı hızlı ve etkili bir şekilde misilleme yapmaya istekli ve buna muktedir olduklarını çoktan öğrenmiş olmalıydı.

2018’in başlarında, görünüşe göre bu durum en azından Navarro tarafından bilinmiyordu. Trump’ın neden çelik ve alüminyuma gümrük vergisi koymayı planladığını açıklayan Navarro, Amerikalılara “Dünyada misilleme yapacak herhangi bir ülke olduğuna inanmıyorum” diyerek güven verdi. Trump  gümrük tarifelerini uyguladıktan  sonra Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği’nin yanı sıra Çin, Rusya ve Türkiye anında misilleme yaptı. AB de mart ayında benzer bir deneyim yaşadı. Avrupa Komisyonu başlangıçta kişisel koruyucu ekipmanlara geniş bir ihracat kısıtlaması getirmişti. Ancak, Norveç ve İsviçre gibi AB üyesi olmayan üyelerin erişiminin kesilmesinin, AB merkezli şirketlerin AB’nin kendi üye ülkelerine tıbbi malzeme sağlamak için ihtiyaç duydukları parça akışını tehlikeye atabileceğini fark ettikten sonra bunları hızla eski haline getirmek zorunda kaldılar.

Amerikalı ve Avrupalı politikacılar artık sınır ötesi akışlar hakkında bilmedikleri şeylerin kendilerine zarar verebileceğini anlıyorlar ya da en azından anlamaları gerekiyor. Mantığa aykırı olarak, bu bilgi eksikliği, şüpheci politikacıları pandemiyle mücadele için gereken karşılıklı bağımlılığı sürdürmeye ikna etmeye yardımcı olabilir. Neyi bilmediklerini bilmemek, hükümetlerin yarın, bugün imzaladıkları kendi çıkarlarına en uygun olan anlaşmadan vazgeçme riskini azaltır.

FOMO’NUN GÜCÜ (FOMO:Fear of Missing Out; Fırsatı Kaçırma Korkusu)

Oksijen maskeleri kabin içi basıncı azalan uçakta düştüğünde, uçağın her yerinde aynı anda düşerler çünkü zaman çok önemlidir. Bu, uçaktaki herkesin güvenliğini sağlamanın en iyi yoludur. Aynı şey COVID-19’a karşı güvenli ve etkili aşıların küresel ve eşit olarak dağılımı için de geçerlidir.

Aşı milliyetçiliği sadece ahlaki ve etik açıdan kınanması gereken bir şey değildir: bu her ülkenin ekonomik, stratejik ve sağlık çıkarlarına aykırıdır. Eğer zengin ve güçlü ülkeler bu yolu seçerse, kazanan olmayacaktır; sonuçta, her ülke kaybedecektir. Ancak dünya bunu zor yoldan öğrenmeye mahkûm değildir. İş birliğini teşvik edecek ve dar görüşlü “önce ülkem” yaklaşımlarının cazibesini sınırlandıracak bir anlaşma yapmak için gerekli tüm araçlar mevcuttur.

Ama zaman tükeniyor: dünya ilk kanıtlanmış aşıların ortaya çıktığı güne yaklaştıkça, onları tahsis etmek için adil ve uygulanabilir bir sistem kurmaya da o kadar az zaman kalıyor. İlk adım olarak, küresel aşı üretim kapasitesinin en az yüzde 50’sini temsil eden ülkelerin siyasi liderlerden oluşan koalisyon bir araya gelmeli; halk sağlığı yetkililerine ve ticaret bakanlarına sığındıkları yerden çıkmaları ve birlikte çalışmaları için talimat vermelidir. Güçleri birleştirerek, daha yoksul, üretim yapamayan ülkelerin birlikleri de dahil olmak üzere paylaşım koşullarını belirten ve daha sonra sözünden dönen ve aşı milliyetçiliğine girişen katılımcılara ne olacağını açıklığa kavuşturan kısa vadeli bir anlaşma yapmalıdırlar. Böyle bir adım, diğerleri için örnek olacak ve imalatçı ülkelerden daha fazlasını imzalamaya ikna edecektir. Ülkelerin kendi aşı adaylarının başarısız olması durumunda aşıya erişimi kaçırma korkusu, günümüzün en isteksiz liderlerine bile iş birliği yapma konusunda baskı yapmak için gereken şey olabilir.

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.