Eşitsizliğin Gölgesinde COVID-19’un Etkisi

Koronavirüs neoliberal mantığı değiştirmek zorunda. Refah devleti ile piyasa ekonomisi arasındaki gelecek krizlerden korunmak için plan yapmamıza olanak sağlayan sosyal sözleşmeyi de kurtarmalı. El yıkamak ve mesafeyi korumak öncelerde bir öneriyken, şu anda bir emir haline geldi. Görünüşte basit olan bu iki eylem, bugün yaşadığımız dünya düzenini temsil ediyor; milyonlarca insanın bu emirler için gereken sudan, sonrasında ise alandan mahrum olduğu bir dünya. Bu sürecin sonrasında ise kendimizi evlere kapatmamız da söylendi ancak bu da birçok kişinin erişemeyeceği bir şeydi. Covid-19 ya da Koronavirüs, görüldüğü üzere küresel toplumumuzda ve devletlerin arasında bulunan derin eşitsizliği vurgulamakta.

Pandemi yayılmaya devam ettikçe sağlık sistemleri var olan krizle başa çıkmak için gerekli kaynaklara sahip olmadıklarını fark ediyor. Ekonomi ve bilim dünyalarının yapmış oldukları uyarılara rağmen hiçbir ülke böylesine bir senaryoya hazırlanmış gibi görünmemekte. Yapılan uyarılar dışında, Oxford Üniversitesi’nden Profesör Ian Goldin, altı yıl önce bir sonraki küresel krizin pandemi nedeniyle başlayacağını tahmin etmişti. Bugün dünya tehlikeli paradokslarla karşı karşıya kalmış bir durumda bulunuyor.

Çeşitli hükümetler vatandaşlarından birbirleri ile olan mesafelerine dikkat etmelerini istemişti. Sosyal mesafe uyarısı üzerine Lübnan, Kolombiya ve İtalya’daki kalabalık hapishanelerde sıkışmış olan binlerce mahkûm, serbest bırakılmayı talep etti ve ayaklandı. Birçok ülkede hapishaneler cehennemden daha kötü durumda. Devlet, insanlara kendilerini kapalı kapılar ardına kapatmalarını söylerken, mahkûmlar ise virüs kapmanın korkusu ile sokaklara çıkmak için can atıyorlar. 

Su

Dünya Genelinde Eşitsizlikler
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Su Doldurmak İçin Bekleyen Küçük Bir Kız (Fotoğraf/UNICEF)

Ellerimizi yıkama buyruğu; Johannesburg, Nairobi, Mexico City veya Sao Paulo gibi şehirlerin gecekondu mahallelerinde, barakalarında ve kenar mahallelerinde yaşayan milyonlarca insan arasında güvensizliğe bir zemin hazırlamış olmalı ki bu bölgelerde eksik olan bir şey varsa, o da sıhhi tesisler ve sudur.  Bunun yanı sıra, Güney Afrika gibi bazı yerlerde içme suyuna erişim özelleştirilmiştir. %80’i Sahra Altı Afrika ve Asya’da bulunmakta olan ve büyük şehir çevrelerinde yaşayan ‘’kentsel yoksullar’’ın 1 milyar civarında oldukları tahmin edilmektedir. Ayrıca su kaynakları, Sahra Altı Afrika ve Orta Doğu’nun birçok ülkesinde, özellikle iklim değişikliği nedeniyle giderek azalmaktadır.

Yüzyılı aşkın süredir temizlik ve sağlığın sıkı ilişkisi bilinse de haliyle yoksulluk ve hastalıkların da bir o kadar yakın olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalar, düşük gelir ile farklı hastalıkların yüksek vaka oranları arasındaki bağlantıyı açıkça göstermektedir.

Göçmenliğin hastalık izni yok.

Dünya Üzerinde Göçmen Hareketleri
(Fotoğraf/Human vector created by macrovector – www.freepik.com)

Yakın zamana kadar yaşanan olaylar ya Ebola gibi Küresel Güney’in uzak ülkelerini etkilemiş ya da veba salgınları gibi geçmişte kalmışlardı. Ama geçmişin aksine iklim değişikliği gibi problemlerin etkileri evimize daha yakın hissediliyor; Avrupa’daki sıcak hava dalgaları, ABD’de her yıl birkaç santimetre daha batan şehirler veya Avustralya’da aylarca bitmek bilmeyen yangınlar.

Son on yılda, genelde başkalarını etkilediği için bize uzak görünen sert gerçekleri göç yoluyla tanımaya başladık. Yoksulluk ve savaşlar, milyonlarca insanın Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Orta Amerika, Haiti, Venezuela, Myanmar ve birkaç Afrika ülkesinden ayrılmaya zorluyor. Öte yandan sınırların kapatılması, yapılan duvarlar ve elektronik engeller, göçmenlerin sınır dışı edilmesi ya da hiçbir şekilde geçiş izinlerinin olmaması için diğer ülkelere yapılan baskılar temel sorunu çözmüyor.

Ne Covid-19 ne de Donald Trump’ın duvarı insanların hareket etmesine engel olamayacak. Birleşmiş Milletler verilerine göre, sadece 2019’da 272 milyon insan kendi ülkesinden göç etti. Örnek vermek gerekirse Libya’da binlerce göçmen ve sığınmacı; daha Akdeniz’i geçmeden kendilerini cinsellik, ağır işçilik için kullanan silahlı gruplar ve insan tacirleri arasında mahsur kalmış durumda. Peki, kaçakçılar bu günlerde çalışmayı bıraktı mı ya da mahkûmları ile aralarında güvenli bir mesafe tutacaklar mı?

Birkaç hafta önce polis güçleri ve Midilli Adası’nın yerel halkı, Türkiye’den gelen sığınmacıları ve göçmenleri geri çevirmişti. Ancak Myanmar, Yemen, Suriye, Afganistan veya Venezuela’dan kaçanlar için hazırlıksız bir şekilde kurulan mülteci kamplarındaki yaşananlar, artık İtalyan ve İspanyol hastanelerinde de görünebilmekte. Tedavi edilmek için kaynaklara sahip olmayan ve hastane zeminlerinde yatan hasta insanlar… Koronavirüsün yayılma dönemi öncesinde, mülteci kamplarındaki ölümlerin çoğu yetersiz beslenme, ishal, kızamık ve sıtmadan kaynaklanıyordu.

Bu iki ayrı dünya arasındaki benzerlik, çoğu bağışçının yaptıkları yardımı kendi ihtiyaçlarına yönlendirmek için kalkınma ve insani yardım programlarından kesinti yapmalarıyla yakın zamanda artacaktır.

Bu iki ayrı dünya arasındaki benzerlik, çoğu bağışçının yaptıkları yardımı kendi ihtiyaçlarına yönlendirmek için kalkınma ve insani yardım programlarından kesinti yapmalarıyla yakın zamanda artacaktır. Aslına bakarsak, büyüme oranlarının 2015’te %10’ken 2018’de bu artışın %3 olması ile her geçen yıl düşmesine rağmen AB hükümetleri ve kurumları tarafından sunulan insani yardım son beş yılda artmaya devam etti. Bu sırada Trump yönetimi ise uluslararası kalkınma yardımlarının ve özellikle mültecilerle çatışma mağdurları için sağlanan fonun %22 oranında kesilmesini önerdi.

Savaşlar Bitmek Bilmiyor

Dünya Genelinde Savaşlar ve Mağdurlar
(Fotoğraf/Banksy)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünya çapında devam eden yaklaşık 30 silahlı çatışmada Koronavirüs krizi boyunca ateşkes ilan edilmesini talep etmişti. Ancak bu isteğin yerine getirilmesi pek de mümkün görünmüyor. Milisler, Şam hükümeti ve Rus ile Türk güçleri; kriz bitene kadar Suriye’nin kuzeydoğusundan düzgün bir şekilde geri çekilmeyi koordine edebilecekler  mi? Ya da Suudi Arabistan Yemen’i bombalamayı bırakacak mı?

Günümüzde devam eden çoğu savaşta ekonomik çıkarlar siyasi çıkarların önüne geçmiştir. Hayata böylesine az değer biçilirken, hiç kimse, insani değerler ve kaygılar için savaşmayı bırakmayacaktır, söz konusu kendi sağlıklarını korumak olsa bile.

Bu dönemde Kolombiya’da yirminin üzerinde silahlı suç örgütü faal durumda bulunuyor. Bu örgütlerin bazıları Venezuela’da da mevcut olup uyuşturucu, insan, silah, maden, doğal kaynaklar ve vahşi yaşam kaçakçılığı yapan ağlarla uluslararası bağlantılara sahiptir. Bu olayların hiçbiri krizde ya da sonrasında durmayacak.

Organize suç örgütleri, Meksika ve Afganistan’da görüldüğü üzere, toplulukları yasadışı üretim operasyonlarında sistemin bir parçası haline getirerek onları çalışmaya zorlar. Organize suçların içinde bulunan avukat ve politikacılar elbet işlerini evlerinden yürütebilirler; ancak ailelerini doyurmak için mal üretmek, taşımak ve yasadışı olarak satmak zorunda kalan kimseye hastalık izni verilmeyecek ya da işsizlik yardımı olmayacaktır.

Bu esnada ise Kolombiya, ABD ve İzlanda gibi birbirinden farklı ülkelerin süpermarketlerinde ve gıda taşıyan araçlarında yağma başladı.

Güvencesizlik Yeni Standart Haline Geldi.

Koronavirüs; dünyanın yarısını bozulan sosyal asansörde gafil avlamış, hepimizin yararına olacağı varsayılan bir küreselleşme mitini ortaya koymuş bir karartıya benzemekte. Virüsün herhangi bir sınıf ayrımı gözetmediği ve dünyadaki servetin %85’ini kontrol eden %9,5’lik bir nüfusun da solunum yollarına saldırabileceği doğrudur. Ancak bu nüfus için izolasyon, ev içindeki görevlilerle sosyal mesafeyi korumak ve evde verilen özel sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanmak anlamına gelmekteyken; milyarlarca insan için, katlanarak artan bir dizi çıkmazlara sürüklenmek demek.

Güvencesiz işlerde çalışarak hayatını idame ettiren insanlar için hasta olmak hep daha çetrefilli olmuştur. Bu kişilerin çalıştığı şirketler belirsiz bir süre ile kapatıldığında ise durum daha da zor bir hale bürünür. Alman siyaset bilimci Isabell Lorey; güvenceye sahip olmamanın sosyal güvensizlik yarattığını ve bunun sosyal refah sistemi bir kez bozulduğunda veya yok edildiğinde neo-liberalizmin tam olarak nasıl yönettiğini ve işlediğini gösterdiği şeklinde açıklıyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre, dünya genelinde bulunan işçi nüfusunun %60’ından fazlası kayıt dışı işlerde çalışıyor.

Dünya Genelinde Kayıt Dışı İstihdam
(Fotoğraf/Vijay Kutty)

Ayrıca, Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre, dünyamızda bulunan işçi nüfusunun %60’ından fazlası kayıt dışı işlerde çalışıyor. Bu durum -her ne kadar Kuzey’de de kayıt dışı işçiliğe eğilim artsa da- çoğu Küresel Güney’de olan 2 milyar insanın sosyal güvencelerden, işçi haklarından ve insancıl çalışma koşullarından yoksun olduğu anlamına geliyor.

İspanyol ulusal televizyon kanalı olan Televisión Española ‘nın röportaj yaptığı bir grup Meksikalı sokak satıcısı bu durumu bıkkın bir tonla açıkladı: ‘’İşe gitmeyi bırakamayız, Tanrı izin verirse de hastalanmayacağız.’’ Bu cümlenin alt metni ise, hayatın yoksullar için var olmayan sağlık sistemi dışında başka bir şeye emanet edilmesidir.

Hindistan’da bulunan milyonlarca göçmen işçi, kendilerini çalışmayı bırakmak ve evde kalmak ile ilgili hükümet emirleri altında ezilmiş bir halde buldu. Ulaşım imkanı olmadığı için, insanlar enfeksiyon riskinin yüksek olmasına rağmen aralarında mesafe bulunmadan uzun mesafelerde yürümek zorunda kalıyorlar. Bir geçici işçi BBC’ye, ‘’Başka hiçbir seçeneğim yok; ya işim olmadığı için açlıktan öleceğim ya da virüs kapacağım’’ cümlesini kurarak durumun özetini yapmıştı.

Gelecek günlerinin garantisi bulunmayan, ailesini ancak bir şey satarak ya da tacirlik yaparak doyurabilen insanlar diğer kişiler ile güvenli mesafeyi koruyamaz.

Benzer şekilde, ertelenen vergi ya da ipotek ödemelerini de önemsemelerini bekleyemeyiz. Bunun sebebi ise bu kişilerin vergi sisteminin birer parçası olmamaları ve kendilerine ev almaya güçlerinin yetmeyeceği gerçeğidir. Bu kişilerin tek istedikleri ise hayatlarını devam ettirmek için işe gitmek.

Bu günlerde temizliğe ne kadar önem verildiğini düşündüğümüzde, toplumun alt kesimi üzerinde çalışmanın tuhaf sonuçları olabilir. Hindistan, Etiyopya ve Filipinler’de bulunan 15 milyon insanın büyük atık sahalarında yaşaması ve çalışması ise bu sonuçlara örnek niteliğindedir.

Hızlı İlerleniyor

Bulunduğumuz durumda insan taşımacılığının devam etmesi de kolay değil. Avrupa’da yolcular bir veya iki metrelik mesafeleri korusa da Kenya’daki matatular veya Kolombiya’daki insan dolu minibüslerde virüsün bulaşma olasılığı çok yüksektir.

Sürücüsüz otomobil çağına doğru ilerlerken, dünya nüfusunun %47’sinin resmi ya da gayri resmi taşıma araçlarına erişimi bulunmuyor. Bu durum sadece Güney ülkeleri için de geçerli değil; Amerika’da bile vatandaşların %45’inin toplu taşımaya erişimi yok. Aynı zamanda şehir dışında yaşayan ailelerin %20’sinin de araba alma imkânı bulunmamaktadır.

 1980’lerden beri baskın olan ekonomik ve politik ideoloji; devlet ve sosyal refah sistemini sınırlamayı, özel sektörün ve insanların kendi çıkarları için savaşmasını teşvik etmeyi, sendikalar ve örgütlü hareketlerin terk edilmesi gerektiğini savunmakta. Bu dönemlerde devlet, özel sektör ve toplum arasındaki toplum sözleşmesi ise ciddi ölçüde şekil değişti. Ayrıca şu an finansal ekonomi üretken ekonomiden daha fazla kar sağlamakta. Bunun dışında maaşlar arasındaki fark katlanarak büyüdü ve büyük sermaye için gereken vergi muafiyetlerinin yanında vergi kaçakçılığı biçimleri de gelişti.

2008 finans krizi, eyaletlerin sağlık, eğitim ve diğer kamu hizmetlerinin yanı sıra çevre araştırmaları, bilim ve teknoloji harcamalarında da yıkıcı kesintilere yol açmıştı. Önemli para kaynakları ise, bankaları kurtarmaya ve krizden büyük ölçüde sorumlu olan finansal sistemi korumaya yönlendirildi. Ayrıca sosyal fonda yaşanan kesintiler İspanya, İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi ülkelerdeki sağlık ve takip sistemlerini zayıflattı.

Yeterli bir evrensel sağlık sistemine sahip olmamız, bugün karşı karşıya olduğumuz gibi bir krizle yüzleşirken bize daha fazla imkanlar sağlayacak olan önleyici politikanın bir parçasıdır. Ancak bunun yerine, neredeyse tüm ülkeler, belirli bir dereceye kadar vatandaşları özel sağlık sigortası için teşvik ederken halk sağlığı için olan yatırımlarını azaltmaktadırlar. Oxford Üniversitesi Astronomi Enstitüsü’nün eski direktörü Martin Rees, 2019’da, Asya’da ortaya çıkabilecek olası pandemiler hakkında; ‘’Uzun vadeli ve küresel bir plana sahip olmamak kurumsal bir başarısızlıktır.’’ yorumunu yapmıştı.

Oxford Üniversitesi Astronomi Enstitüsü’nün eski direktörü Martin Rees, 2019’da, Asya’da ortaya çıkabilecek olası pandemiler hakkında; ‘’Uzun vadeli ve küresel bir plana sahip olmamak kurumsal bir başarısızlıktır.’’ yorumunu yapmıştı.

2008 yılından bu yana eşitsizlik dünya çapında artmaya devam etti. Nüfusun az bir kısmı servetlerini biriktirip yeniden üretti. Ancak geriye kalan milyonlarca insan; iyi ücretli işlere ve kamu hizmetlerine daha az ulaşabilir hale geldi aynı zamanda kendileri ve gelecek nesilleri için bir sosyal ilerleme olanağına sahip olmadan geride bırakıldılar. Zengin kesim ve onları çevreleyip hizmet sunanlar, nüfusun geri kalanından her gün daha da kopuk ve ayrı bir şekilde yaşamaya başladı. Bu kesim, Yuval Noah Harari’nin Homo Deus adlı kitabında anlattığı gibi; muhitlerinde ya da gökdelenlerinde izole bir durumda, farklı ülkelerdeki konutlar arasında rahatça hareket ediyor ve hatta ölümsüzlüğe ulaşmayı bile hayal ediyorlar.

Öncesinde yer verildiği üzere Koronavirüs, refah devleti ile piyasa ekonomisi arasındaki sosyal sözleşmeyi kurtarmaya ve sonraki krizleri önlemeyi planlamaya hizmet etmelidir. Yaşanan kriz sona erdiği zaman, piyasaların, durgunluk ve kayıplardan kurtulmak için sağlık harcamalarında kesintiler de dâhil olmak üzere, kemer sıkma politikaları ve tasarruf önlemleri uygulanmasına izin verilmemelidir.

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.