Akdeniz’de Dönen Oyunlar: Bir Oyun Teorisi İncelemesi

Oyun Teorisi Nedir?

Oyun teorisi en kapsayıcı haliyle rasyonel karar mercilerinin karar verme süreçlerinin matematiksel modeller ile modellendirilmesi olarak tanımlanabilir. Elbette rasyonellik ön şartını esneten modeller bulunmakla beraber yapılan tanımın kapsayıcılığı ve yazının içeriği bakımından bu tanım yeterli olacaktır. Oyun teorisi sosyal bilimler, biyoloji ve bilgisayar bilimi başta olmak üzere pek çok bilim dalının fenomenlerinin modellenmesinde yardımcı olmuştur. Tanım içerisindeki rasyonel karar mercileri çıkarlarını maksimize etmek isteyen “oyunculardır”. Bu minvalde bakıldığında bu tanımın bize uluslararası ilişkiler disiplinindeki devlet nosyonunu çağrıştırması çok doğaldır (Aumann, 1985). Zira uluslararası siyaset belirli stratejik kararlar almak suretiyle çıkarlarını maksimize etmek isteyen ülkelerden oluşur.  Bu benzerliğin kuruluşu elbette yalnızca bu yazıya mahsus değildir, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler büyük oranda oyun teorisinden yararlanmış ve bu konuda hatırı sayılır büyüklükte bir literatür oluşmuştur.

Uluslararası Krizleri Anlamak İçin Oyun Teorisi

Oyun teorisi bir teori olmanın yanısıra ülkelerin verdikleri stratejik kararların incelenmesi adına bir metodoloji de teşkil etmektedir. Bu noktadan itibaren tezimizi inşa etmeye başlayacağız.

Ülkeler nasıl karar verirler? Bu soruyu cevaplamak için öncelikle modelin işlevselliği adına akla yatkın, belirli varsayımlar yapmamız gerekecektir. Zira karmaşık sorunların modellenişi ancak belirli sınırlandırmalar, tanımlar ve diğer gereçler yardımıyla yapılarak mümkün olabilir (Tweedie , Spence and Dawkes, 1996).

Yazımızın konusu gereği ülkelerin uluslararası anlaşmazlıklar sırasında nasıl karar verdiklerini inceleyelim. Sorunların bir başlangıcı olduğunu kabul ederek sorunu başlatan ülkeyi “Saldıran Ülke” uluslararası sorundan etkilenen ülkeyi ise “Savunan Ülke” olarak adlandıralım. Saldıran ülkenin hamlesinden sonra karar veren savunan ülke, kendisinden önce yapılan hamle hakkında bilgiye sahiptir (Perfect Information) ve bir sonraki hamlesini bu bilgiyi işleyerek yapar. Örneğin Milosevic, KLA karşısında askeri çıkartma yapmadan önce NATO kuvvetlerinin ortak askeri tatbikatlarından haberdardı. Dolayısıyla ülkeler sıralı ve kendilerinden önce yapılan hamlelerden haberdar olarak karar vermektedirler. Bu sıralı oyunların tanımına çok benzemektedir. Zira sıralı oyunlar kendilerinden önceki hamlelerden haberdar olan ve sırayla stratejik kararlar alan oyunculardan oluşur.

Türkiye-Yunanistan Krizi ve Diğer Uluslararası Krizleri Anlamak: Arttırılmış Caydırıcılık Modeli

Arttırılmış caydırıcılık modeli üç taraflı sorunları anlamamız açısından faydalı olacaktır: saldıran ülke(uluslararası problemi başlatan ülke) ,savunan ülke (Uluslararası sorunun muhattabı olan ülkeyi koruyan ülke) ve korunan ülke(Korunan ülke, etnik yahut sosyal grup).

Oyun teorisi ve arttırılmış caydırıcılık modeli

İlk El

Yukarıdaki oyun ağacında saldıran ülkenin iki adet seçeneği vardır: C (cooperate: iş birliğinde bulunmak) yahut D (defect: iş birliği yapmamak). Eğer saldıran ülke iş birliği yapmayı tercih ederse sonuç statüko olacaktır zira taleplerin karşısındaki karşı söylevi (anti-narrative) kabul edecektir.

İkinci El

Fakat iş birliği yapmamayı tercih eder ve D dalını seçerse klasik caydırıcılık modeline ek olarak savunan ülkenin üç seçeneği olacaktır: C (cooperate: iş birliği), D (Defect: iş birliği yapmamak) ve E (Escalete: el yükseltmek).

Savunan ülke C dalını seçtiği durumda bazı tavizler vermek suretiyle saldıran ülke ile iş birliği yapar, bu saldıran ülkenin kazanması anlamına gelir. D dalını seçtiğinde sorun uzar ve oyun hakkı tekrar saldırana geçer.

Üçüncü Eller (A ve B)

Bu noktada(üçüncü el) saldıran ülke D ( İş birliği yapmamak) ve E (el yükseltmek) arasında bir seçim yapmak durumunda kalır, bunun sebebi bellidir saldıran ülke oyunun ilk elinde iş birliği yapmayı kabul etmeyerek tutumunu belirtmiştir. Dolayısıyla iş birliği yapmak, ihtimalleri arasından çıkmıştır. Eğer iş birliği yapmamak tercih edilirse sorun limitlenmiş bir sorun olarak kalır. Limitlenmiş sorunlar uluslararası kurumlar aracılığıyla bürokrasi kanalı kullanılarak çözüme ulaşması beklenen sorunlardır.

Fakat saldıran ülke el yükseltmeyi tercih ederse oyun hakkı savunana geçer zira sorun sürmeye devam edecektir. Savunan ülke bu durumda daha önce D’yi tercih edip iletişim kanallarını kısmi olarak kapattığı için D(iş birliği yapmamak) ve E(el yüseltmek) arasında bir seçim yapmak durumunda kalır. Savunan ülke D’yi seçerse tahmin edileceği üzere saldıran ülke kazanır zira saldıranın istikrarlı politikası sonucunda savunan talepleri kabul eden pozisyonda bulunmaya razı olmuştur. Saldıran ülkenin istikrarlı el yükseltmesi karşısında alt tonda cevap vermeyi tercih etmiştir. Fakat eğer savunan ülke de el yükseltmeyi tercih ederse sorun sahaya taşınan bir problem haline gelir. Bu durum savunanın C,D ve E arasından D’yi seçtiği oyunun ikinci eliydi .

Eğer Defender ikinci elde E’yi (el yükseltmeyi) tercih ederse oyun hakkı saldırana geçer. Saldıran ülke ya iş birliği yapmamayı tercih eder ki bu yükseltilmiş el karşısında saldıranın sesinin alt perdeden çıkması anlamına gelir dolayısıyla savunan ülke kazanır. Yahut saldıran da aynı sertlikte cevap vererek el yükseltir. Bu durumda sorun sahaya taşınır.

Türkiye-Yunanistan İlişkileri Bu Tabloda Nerede ?

Türkiye’nin arama yapmak talebi Türkiye’yi bu tabloda saldıran konumunda bulunduruyor. AB ve ABD bu modelde savunan ülke konumunda zira yukarıda da anlatıldığı üzere korunanı(protege) koruyan ülke yahut ülkeler modelde savunan olarak tanımlanıyor. Bu durumda Yunanistan korunan ülke olarak modelde kendisine yer buluyor. Türkiye’nin 21 Temmuz Tarihli ilk NAVTEX ilanı ile oyunun ilk elinde D dalını seçtiğini gözlemleyebiliriz. Bu durum karşısında AB ve özellikle Fransa Türkiye karşısında bir birlik imajı çizmek suretiyle Türkiye’yi model dahilinde tehdit ettiler.

Bir tehdit; eğer tehdit edici her şart artında tehdit etmeyi, etmemeye tercih ediyorsa geçerli bir tehdittir. Dolayısıyla literatür rasyonel tehditlerin geçerli tehditler olduğunu kabul eder. Yeterli tehdit ise tehdit edicinin tehdit etme gücüne dikkat çeker, yeterli tehdit tehdit edilene zarar verebilecek nitelikte olmalıdır ki bu tehdidin caydırma gücünden bahsedilebilsin. Yukarıda anlatıldığı üzere bu tehdidin geçerli olması için geçerlilik ve yeterlilik minimum gerekli şartlardır . Bu tehdit geçerli ve yeterli değildi zira Almanya henüz sorunda taraf olmamış, Amerika Türkiye’ye karşı ciddi yaptırımlardan bahsetmeye başlamamıştı. Dolayısıyla Türkiye yeni bir NAVTEX ilan etti.

Türkiye’nin Uzlaşmacı Tavrının Nedenleri

Daha zor olan soru ne oldu da Türkiye iş birliği yapmayan konumdan daha uzlaşmacı konuma ilerledi. Bunun temelde iki sebebi vardı;

1)Amerika ve AB’nin Yunanistan’a destek açıklaması

2)Akdeniz’de yapılan askeri tatbikatlar

Bu iki gelişme savunan ülkelerin tehdidini yeterli ve geçerli hale getirdi. Arttırılmış caydırıcılık modeli ile burayı anlamaya çalışalım. Türkiye’nin ilk Navtex ilanı ile D dalını seçtiğini söylemiştik. Bu durum karşısında yapılan askeri tatbikatlar ve destek açıklamaları literatür tarafından savunan ülkenin D dalını seçmesi olarak yorumlanır çünkü E yani el yükseltmek durumu ancak saldıran ülkeye yapılan yaptırımlar ile mümkün olacaktır. Yaptırım ihtimalinden bahsedilmesi D (Defect, iş birliği yapmamak) olarak adlandırılır. Yaptırımın kendisi el yükseltmek yani E olarak gösterilir. Dolayısıyla oyunun ikinci elinde savunan ülke D dalını seçmiştir. Bunun sebebi açıktır: Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu hakkında tam bilgiye sahip olan savunan ülke yani AB ve ABD Türkiye’nin sorunu büyütecek enstrümanlara sahip olmadığının farkında olarak kendisi için en mantıklı seçenek olan iş birliği yapmamayı yani D dalını tercih etmiştir. Bunun karşısında Türkiye el arttırmaktansa D dalını seçerek ses tonunu düşürmeyi tercih etti. Bunu Oruç Reis gemisinin Antalya limanına geri çekilmesinde gözlemleyebiliriz.

Oyun Teorisi ve Akdeniz

Bu durum, sonucun sınırlanmış sorun (limited conflict) olmasına sebep oldu. Daha önce de açıkladığımız gibi sınırlandırılmış sorunlar iletişim kanallarının tamamen kapalı olmadığı ve bürokrasi aracılığıyla çözülecek olan problemlerdir. Gerçeklik ve model bu durumda paraleldir zira Türkiye müzakere yanlısı söylevlerde bulunmaya başlamıştır.

Son Notlar

Oruç Reis Gemisi (Fotoğraf/Anadolu Ajansı)

Caydırıcılık modelleri elbette “her şeyin teorisi” değildir, uluslararası sorunların tamamını açıklamak için yeterli olamazlar. Zira bu modeller tek boyutlu modellerdir. Örneğin Türkiye-Yunanistan Krizinde Türkiye Rusya ile ortak tatbikat yapmış dolayısıyla bu noktada belki yakın bir görüntü çizmiştir. Fakat Ermenistan-Azerbeycan krizinde Rusya’nın karşısında yer almıştır. Tek boyutlu bakıldığında müttefik gözüken iki ülkenin durumu boyut sayısı arttırılınca muğlaklaşmaktadır. Burada boyut matematiksel anlamıyla kullanılmaktadır. Zira Türkiye-Yunanistan sorunu karşısında ülkelerin durumlarını yahut kime yakın olduklarını doğrusallık içerisinde açıklayabiliriz. Fakat uluslararası sorunların sayısı ve ülkelerin bu sorunlardaki konumları ancak her sorun için yeni bir eksen çizilerek anlaşılabilir (Deutsch, 2020).

Kaynakça

Aumann, R., 1985. What Is Game Theory Trying to Accomplish?. FRONTIERS OF ECONOMICS,.

Deutsch, K., 2020. Game Theory and Politics: Some Problems of Application. The Canadian Journal of Economics and Political Science / Revue canadienne d’Economique et de Science politique,.

Tweedie ,, L., Spence, R. and Dawkes, H., 1996. Externalising abstract mathematical models. CHI ’96: Proceedings of the SIGCHI Conference on Human Factors in Computing Systems,.

Dılşat KISABACAK

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.