Sincan’daki Kültürel Soykırımın Kökleri -II-

Sincan’daki Kültürel Soykırımın Kökleri içeriğimizin önceki bölümüne buradan erişebilirsiniz.

Terörün Serabı

ABD’deki 11 Eylül terör saldırıları ve Washington’un daha sonra küresel “teröre karşı savaş” ilan etmesi; Pekin’e Uygurları bastırma sürecini yeniden şekillendirme fırsatı sundu. Çin, eylemlerinin sadece ciddi bir terör tehdidine karşı yanıt olduğunu iddia etti. Sincan’daki politikalarına yönelik uluslararası eleştirileri savuşturmak amacıyla, Uygur’daki militanların El Kaide ile bağlantılı olduğunu da iddia etti. Birleşik Devletler de bu yemi yuttu. 2002 yazında Washington; Afganistan’da daha önce bilinmeyen küçük bir Uygur grubu olan Doğu Türkistan İslami Hareketi’nin (ETIM) El Kaide ile bağlantılı olduğunu iddia etti. ABD, kendi yetkililerinin sadece aylar önce yalanlamış olduğu Çin iddialarını gerekçe göstererek grubu terör örgütü olarak damgaladı.

ABD hükümeti son olarak Kasım 2020’de ETIM’i terörist dışlama listesinden çıkardı. Bu grubun on yılı aşkın süredir de bu listede var olmadığını kabul etti. Ancak orijinal atama, Çin’in Sincan’daki baskısını körükleyen kalıcı bir hasara yol açtı. Terörle mücadele kisvesi altında Çin, Uygur anavatanında muhalif olmayı ve dine baskıyı arttırdı. Aynı zamanda Sincan’da yeni altyapı ve sanayi inşa etmek için milyarlarca yatırım yaparak kolonileşme hedeflerini daha da ileriye taşıdı. Bu süreçte bölgeye daha fazla Han göçmeni çekti.

Çin ve Uygur’da Artan Tansiyon

Çinli yetkililer, bir süre Uygurlu elitleri hükümet programlarını desteklemesi için mahkemeye vermeye devam etti. Bu sürede Çin dindar Uygurlar üzerindeki baskısını da yoğunlaştırmıştı. Bölgenin yerli halkının terörizm veya ayrılıkçı militanlıkla suç ortaklığı yaptığını düşünmesinden dolayı, 2017’den beri Pekin; daha sert bir tutum sergiliyor. Çin politikasının bu denli sertleşmesinin altında yatan bir dizi faktör bulunmakta. Bunlar

  • Xi egemenliğinde Çin’in hızla otoriterleşmesi,
  • Devasa altyapı ve geliştirme projesi “Bir Kuşak Bir Yol” olarak bilinen girişim için Sincan’ın önemli bir kara limanı olarak geliştirilme isteği,
  • Uygurların devlet politikalarına karşı direnişi
  • Çin’in uluslararası eleştirilere aldırış etmeden küresel bir güç olarak kendine olan güveninin artması

olarak sayılabilir. Ayrıca Pekin yönetimi; çeşitli çevreler tarafından kabul edilen terörle mücadele mantığının Müslüman nüfuslar üzerinde varoluşsal bir tehdit olarak kolayca şeytanlaştırılarak kullanabileceğini de düşündü.

Çin ve Kültürel Soykırım
Bir kadın Urumçi kentindeki paramiliter polislere bağırıyor, Temmuz 2009. (David Gray / Reuters)

Çin Politikaları ve Kültürel Soykırıma Giden Yol

Son dört yılda, Çinli yetkililer; Uygur’da yerli nüfusunun %10’undan fazlasını ya hapse attı ya da toplu gözaltı kamplarına yerleştirdi. Geri kalan nüfus üzerinde ise daha önce eşi görülmemiş bir gözetleme uygulaması güttüler. Hapsedilmelerine yol açabilecek herhangi bir sadakatsizlik göstergesi için, davranışları, bağlantıları ve iletişimleri takip edildi. Sonuç olarak, ceza infaz kurumları dışında kalan nüfus; yerel halkın dönüşümünü amaçlayan zorla çalışma programları, zorunlu Çince eğitimi, rızasız kısırlaştırma, zorunlu melezleşme kampanyası ve yerel kültürel anıtların yıkımı veya o anıtların turistik amaçlar için restore edilmesinin (Kaşgar eski şehir tarafı gibi) iptali gibi devlet kampanyalarına boyun eğdiler. Agence France-Presse tarafından 2018’de ortaya konan bir kamu hükümeti belgesinde Çin Komünist Partisi’nin stratejisi fazlasıyla açık bir şekilde dile getiriliyor. O belgeye göre bu politikaların altında yatan en büyük amaç; söz konusu Uygur toplumunun soylarını, kökenlerini kırmak ve bağlantılarını kopararak özlerinden çıkarmaktır.

Bu strateji, gerçek veya algılanan herhangi bir terör tehdidine karşı koymaya çalışmıyor. Pekin’in gerçek hedefi kültürel soykırım gerçekleştirmek. Çin yönetimi; bölgenin Uygur karakterini temizleyerek, Uygur halkının etnik dayanışmasını kırarak, onların anavatanlarını Çin ticaret merkezine dönüştürerek “Bir Kuşak Bir Yol” girişiminin önemli bir çarkı haline getirmeyi planlıyor. Çin, Sincan’ın tıpkı diğer Han egemenliğindeki eyaletleri gibi kendilerine bağlanmasını istiyor. Bu amacı gerçekleştirirken, Uygurları ve onların kültürel kimlik karakterlerini en iyi ihtimalle gereksiz, en kötü ihtimalle ise kaldırılması gereken engeller olarak görüyor.

Verilen Zarar

Çin rotasını kolay kolay değiştirmeyecek. ABD Başkanı Joe Biden’ın yönetimi; büyük olasılıkla önceki ABD yönetiminin Sincan’daki son Çin eylemlerine yönelik sözlü eleştirilerini sürdürecek. Kongre, Sincan’da baskıcı eylemlerde bulunan Çinli yetkililere ve şirketlere yaptırım öngören yasayı uygulamaya geçirdi. Hatta bölgede zorla çalıştırılarak üretilen ürünlerin yasaklanması için daha fazla yasa çıkarmayı düşünüyor. Bu önlemler, insani krizin boyutu göz önüne alındığında gereklidir. Ancak Çin ve ABD arasındaki büyük güç rekabetinin sadece bir dayanağı olarak başkalarına göründükleri sürece Pekin üzerinde gerekli baskıyı uygulayamazlar.

Çin’in 2020’de 45 üye ülkenin Sincan’daki Çin eylemlerini savunan bir mektuba imza attığı BM İnsan Hakları Konseyi’nde daha önce de gösterdiği gibi, birçok ülke böyle bir anlaşmazlıkta Pekin’in tarafını tutmaya isteklidir. Pekin’in politikalarını değiştirme baskısı geniş bir uluslararası desteğe sahip olmalı ve sürekli ekonomik baskı uygulamalıdır. Ve en önemlisi, dış baskı ancak bu kadarını yapabilir; gerçek değişiklik yalnızca Çin Komünist Partisi’nin kendi içinden gelecektir. Etkili uluslararası baskı; Çin’deki önemli karar vericileri ülkenin Uygurlara yönelik muamelesinin önemli ekonomik ve itibari sonuçları olacağına dair ikna etmeyi hedefleyecektir.

Ancak Çin’in eylemleri; Uygurları kendi şartlarına göre kabul eden ülkenin daha kapsayıcı bir vizyonuna geri dönülmeyi teklif etmiyor.

Çin Komünist Partisi içinde beklenmedik bir fikir değişikliği olsa bile, Uygur halkına verilen zararı gidermek ve devletle aralarındaki güveni yeniden tesis etmek oldukça zor olacak. Xi de dahil olmak üzere üst düzey yetkililerin, özellikle son dört yıl içinde işlenen zulümlerin sorumluluğunu kabul etmesi gerekecek. Hatta, Çin’in Qing hanedanından devraldığı etnik çeşitlilikle birlikte gelen çok büyük bir hesaplaşma vazifesi var. Pekin, Çin Komünist Partisi’nin kendisinin 1980’lerde yapmayı düşündüğü gibi, yerli halklara en azından sınırlı egemenlik tanıyan Güney Amerika ve İskandinavya’daki pek çok ülke de dahil olmak üzere diğer ülkelerden bir şeyler kapması gerekiyor. Ancak Çin’in eylemleri; Uygurları kendi şartlarına göre kabul eden ülkenin daha kapsayıcı bir vizyonuna geri dönülmeyi teklif etmiyor. Bu da modern Çin devletinin karakterinde köklü değişiklikler gerektirecektir. Bunun yerine, Çin kasvetli bir son oyuna, Uygur halkının ve kültürlerinin yok edilmesi için baskı yapmaya kararlı görünüyor.

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.