Uyuşmazlıktan Anlaşmaya: Devlet Oluşturma Dersleri

Carne Ross,kendisine ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı hareketi üzerince danışılınca der ki “ Bağımsızlık için bir kurulum kitapçığı yok ve tarihten alınan dersler çok ağırdır.” Birkaç gün önce, kendi devletini kurmak isteyen bir akımın lideri bana bunu nasıl yapacağımı sordu. Bu tabii ki kolayca cevaplanabilecek bir soru değil ama, bunca zamandır Dünya’da çeşitli toplumların devlet oluşturmaya yönelik mücadelesine tanıklık etmemden dolayı öğrendiklerimi ona aktardım. Devlet olmaya yönelik dersler akademik çalışmalardan, hukuki analizlerden veya kitaplardan değil, deneyimlerden geçiyor. Kuruluşum, Independent Diplomat, ve ben en son bağımsızlığını kazanmış 3 ülkeden ikisine -Kosova, Güney Sudan- danışmanlık hizmeti verdik (en son daha yeni bağımsızlığını kazanan Karadağ). Filistin, Katalunya gibi danışmanlık hizmeti verdiğim bazı hükümetler ve siyasi partiler bu hedefi gerçekleştirmekte başarısız oldu.

Batı Papua, Keşmir, Batı Sahra ve Somaliland ve hatta Güney Tirol gibi yerlere çalıştım ve onların liderleri ve aktivistleriyle görüştüm. Hatta, BM Güvenlik Konseyi’nde bu akımlar üzerine yapılan 5’ten fazla toplantıya katıldım. Bir defasında orada Britanya diplomatı olarak da bulunmuştum, dolayısıyla hem birinci sınıf hem de diğer sınıf muamelesini görerek yaşadım. Hatta giriş yapmama izin verilmediği bile oldu.

1.Ders

               Son tecrübemde, çoğu aday ülke için kabul edilmesi zor bir ders aldım. Hindiler, Noel için oy kullanmaz (veyahut Şükran Günü için). Şu anki devletler üzerine kurulu uluslararası sistem, yeni devletlere karşı şüpheyle bakıyor. Belki de bu şaşırtıcı bir durum değil. Nijer’den İspanya’ya kadar bir çok devlet bölünme korkusuyla yaşıyor. Hükümetler ve yöneticiler daha azıyla yetinmek istemezler. İnsanlar ayrılma konusunda çok rahatsız hissedebilirler özellikle konu onların haklarına geliyorsa.

bağımsız iskoçya devlet referandum

               Ama bu iş sadece güçlü kanıları/görüşleri redderek olmuyor ve çoğu zaman reddetmeler bir bastırılmayla ifade ediliyor. Britanya Hükümeti’nin İskoç bağımsızlık referandumuna onay vermesi bu açıdan bir istisnaydı ve akıllıcaydı.

               Bunu İspanya’nın Katalan milliyetçiliğine karşı verdiği saldırgan cevapla karşılaştıralım: Katalunya’da barışçıl oylamayı organize eden kişilerden birkaçı hala hapiste tutuluyor.  Her bağımsızlık mücadelesinde, yeni oluşumlara mevcut uluslararası sistem tarafından  düşmanca bakılıyor (Sadece Filistin örneği ayrılabilir). Kosova ve Güney Sudan örneklerinde, BM ve AB’nin ilk zamanlarda duruşları negatifti, ancak sonunda değişti (Bunun nedenini ve Kosova’nın neden hala BM üyesi olmadığını sonra paylaşacağım.). İki olayda da, acı verici işkenceli diplomatik süreç yaşandı ancak çıkarılan sonuç, yeryüzündeki herkese açıktı: Ya iki devlet de var olacaktı ya da savaş olacaktı.

2.Ders

               Bu sistemik karşıtlığın sonucunda, ikinci dersimiz ortaya çıkıyor: Devlet olmak için bir başvuru süreci yok. Bunu araştıracak bir komite veya BM organı yok. Nasıl yapılacağına dair bir internet sitesi de yok. Her durum kendine has ögeler barındırıyor. Ama kısacası, ancak kendini bunun için adarsan bağımsız olabilirsin. Eninde sonunda seni devlet olarak tanıması gerekenlerin şu anda varlığını sürdüren devletler olmasına karşın , kimse sana bağımsızlık vermeyecek. (Problemdeki ana paradoks buradan kaynaklanır). Tek taraflı bildiri sadece küçük şeyler getirir ama sıklıkla daha çok direnci de beraberinde getirir.

3.Ders

               Ve tabii ki bu süreç kurumsallaşmadığından dolayı, kendi kaderini tayin etme sürecinin pratikte , teoride değil, hukukla pek ilgisi yoktur (bazı istisnai olaylar dışında). Devlet olmanın kriterleri üzerine Montevideo Sözleşmesi ve daha niceleri gibi birçok kapsamlı ve geçerli çalışma var. Ama ben bunların çoğunluğunu gerçekte olanla alakasız buluyorum, sadece geçmişe yönelik analiz yapmaya yarayan aletler olarak görüyorum. Devlet olarak seçilme meselesi her daim diğer devletlerin siyasi kararına bağlı kalmıştır. Uluslararası mahkemelerin kuralları kararın gerekliliğini gösterse de bu mahkemeler bu konuda karar almazlar ( Uluslararası Adalet Divanı’nın Batı Sahara örneğindeki gibi). Hukuki argümanlar,siyasi olanları gerekçelendirebilir ancak hiçbir zaman ilk sırada değillerdir. Bir seferinde Kosova hükümetine kağıt üzerine devlet olmanın hukuki gerekçesini yazdırmadık. Neden? Çünkü çok zayıftı. Ama Kosova’nın siyasi gerekçesi güçlüydü: Nüfusunun büyük çoğunluğu bağımsızlık istiyordu ve bölge 1999’dan beri özerk yönetiliyordu.

               Bir garip durumda nasılsa hukuk işe yaradı. Ama işimize yarayan uluslararası hukuk değildi. Karadağ olayında, Sırbistan dahil tüm Dünya Karadağ’ın bağımsızlık referandumunu kabul etti, bunun nedeni ömrü kısa süren Yugoslavya Federal Cumhuriyeti anayasasında Tito zamanındaki yenileme sonucunda Karadağ’ın durumunun cumhuriyet olarak belirlenmesiydi. Ülkenin bir parçası olmasına rağmen, Kosova’nın bu şekilde anayasal bir hakkı yoktu. Bu durum Sırbistan tarafından bir koz olarak sıkça öne sürüldü. Bunun sonucunda çıkarılacak üçüncü ders ise: Hukuk, meşruiyeti tanımaz ve tanımamalı.

4.Ders

bağımsız katalonya devlet

               Dördüncüsü ve özgürlük hareketleri için kabul etmesi en zor olanı: Kendi kaderini tayin etme sürecinde dikkate alınması gereken devlet ayrılmaya çalıştığınız devletten başkası değildir. Katalunya örneğinde, sadece Madrid’in karşı çıkması bu durumu etkili bir şekilde baltaladı, en azından şimdilik.

               Somaliland içinse, diğer devletler tarafından tanınmaktaki en büyük engel, Somaliland’in kendi kendine oluşturduğu söylenen Mogadişu’daki demokrasisinin ve istikrarının sorgulanması. Diğer sorunsa Somaliland’in Orta Doğu’daki devletleşme süreçlerine uzman yollamaması. Burada Filistin’in devlet olmak için savaşı ve İsrail önemli.

5.Ders

               Beşinci olarak şunu söyleyebilirim ki bu özgürlük hareketlerinin mottosu: Asla vazgeçme. On yıllardır, devlet adamları ve uzman denilen kişiler Doğu Timur’un Endonezya’dan asla bağımsızlık elde edemeyeceğini düşündüler. Doğu Timur’un liderleri henüz hapiste değil sürgündeyken, en kibar red cevaplarını alarak Bm koridorlarını turlarlardı, (Ki çok zaman şahitlik ettim).  Onlar asla vazgeçmediler. Ve bugün Doğu Timur bağımsız. Batı Papua’nın cesur liderleriyle tanıştım. Orası da Timur ile aynı baskıya maruz kalmış ve özgürleşmesi gereken bir yer ve bir gün,inanıyorum, özgürleşecek. Onlar da bu dersi aldılar. Keşmir’in de vazgeçtiğini görmüyorum. En azından anlaşma için onların da çetin talepleri var. Ve bu öylece bitmeyecek.

6.Ders

               Altıncısı uluslararası toplumun katılımı, uluslararası hukuk gibi bu da pek sayılmaz. Kütüphanenizi BM’in Filistin’in devlet olmasına yönelik belgeleriyle doldurabilirisiniz. Buna BM’nin Filistine bir tarz üyelik verdiği 67/19 1137 nolu genel konsey belgesi ve 242 ve 338 nolu 2 devletli çözüm belgeleri de dahil. Ancak Filistin bağımsız değil.

               Batı Sahra’da ise 1991 BM Güvenlik Konseyi burada yıllık olarak bağımsızlık için referandum yapması üzerinde anlaşmıştı. Ve bu periyodik olarak bazen 6 ayda bir olmak üzere yapılıyor. Maaliyetli bir BM misyonu oluşturuldu ve referandumda orayı yönetiyor. Uluslararası toplum (BM’yi çalıştıran 5 güçlü ülke) kendi katılımlarını sağlayacak hiçbir katkı vermedi. Memnuniyetsizce, Filistinli arkadaşlarıma birkaç sefer söylerdim: “onlar” sizin kendi devletiniz üzerine söz verdi diye “onlar” ın bir gün sözünü tutup böyle yapacağını düşünmek çok büyük bir hata olur. İşler böyle yürümüyor.

7.Ders

ABD devlet
Designed by wirestock / Freepik

               Yedincisi, son dönemlerde ortaya çıkan bağımsızlık mücadelelerinde ABD’nin tutumu önemli. Kosova ve Güney Sudan bağımsızlıklarını kazandı çünkü ABD öyle istedi, böylelikle geri kalan tüm uluslararası toplumu beraberinde getirdi. Eğer ABD bir gün Filistin’in gerçekten devlet olacağına karar verirse-ki öyle olmalı- benim tahminimce olacaktır. Bu gerçeklikte, çok kutuplu dünya ilan edecektir ancak şimdilik değil. Bağımsızlığına Moskova tarafından kağıt üzerinde izin verilmeyen Kosova’ya zıt olarak (aslında özelde istemişti) Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını destekliyor.Ancak burada ABD’nin karardaki önemi/gücü azalmaya devam edecek mi diğer bir soru.

8.Ders

               Son olarak, en zor ders.

               Somaliland, Afrika’nın boynuzunda demokrasi ve istikrar sahibi bir ülke. Somali’nin oluşturulmasından önceye dayanan güçlü hukuki dayanakları var. Nüfusu büyük çoğunlukla bağımsızlık için oy kullandı. 1991’den beri barışçıl şekillerde bağımsızlığını talep ediyor (Hatta bir zamanlar Britanyalılar ülkeyi terke ettiğinde bağımsızlardı). Ancak hiçbir devlet tarafından tanınmadılar ve BBC’nin deyişiyle “kenara atılmış” bir devlet olarak varlığını sürdürüyor.

               Frente Polisario bir diğer deyişle Batı Sahra’nın yerli insanları, 30 yıldır özgürlük peşinde koşan etkisiz bir diplomasi sürdürdü. Bütün bu zaman boyunca askeri güç ile bağımsızlık savaşı içine girmeyi Fas yönetiminin topraklarını ilhak etme provakasyonuna rağmen hep reddetti. Çok büyük sessizlik içinde barışçıl görüşmelerden medet umuyorlar. Sonuç mu? Hiçbir referandum olmadı, lafı bile geçmedi. Frente Polisario ve 175.000 mülteci Fas’tan 1975 yılında Sahra çölündeki mülteci kamplarına yerleştirildi.

               Bir New York sabahında, Güney Sudan’ın bağımsızlık referandumundan hemen önce, ateşkesin sonucunda Sudan’ın uzun ve inananılmaz kanlı iç savaşı sona erdi, BM Güvenlik Konseyi oylamayı desteklemek için bir resmi toplantı düzenledi. Hillary Clinton gibi isimler katıldı oturuma. Ben de konuşma yapmak üzere davet edilen Güney Sudan Özgürlük Hareketi Lideriyle beraber oradaydım. Şansa bakın ki, aynı gün akşam üzeri Güvenlik Konseyi gizli danışmaya toplandı ve sonunda Batı Sahra ile ilgili hiçbir şey çıkmadı. Frente Poliserio oraya konuşma yapmak üzere davet edilmemişti ancak bir yerde bekletiliyordu. Güney Sudan Özgürlük Hareketi Lideri ve ben giriş yaptık: iki özgürlük hareketi lideri, ikisi de bunun için geçmişte gerilla savaşı verdi, ikisi de özgürlük istiyor. Sahara temsilcisinin Güney Sudanlıya sorduğu ilk soru: Siz nasıl bağımsızlık referandumunuzu elde ettiniz de biz edemedik? Sudan liderinin cevabı açıktı: biz herhese açık şekilde söyledik, eğer bağımsızlık referandumu kazanmayacak olsaydık ertesi gün savaşa geri dönecektik.

               Kosovada öğrendiğim benzer bir ders daha. Orada Sırp yönetimindeki bölgeye 1999 daki Nato müdahalesinden sonra birkaç yıl boyunca BM Kosova’nın nihai statüsü üzerine adım atmayı reddeti. Çok fazla konuşma olmasına rağmen bölgedeki Kosovalı bağımsızlık arayan Arnavut çoğunluklu bölge üzerinde sonuca ulaşılamadı. 2004 yılında Kosova’da hiçbir gelişme olmamasından dolayı ölümcül ayaklanmalar baş gösterdi bu süreç dolayısıyla. 14 insan öldürüldü. Bölge şiddete terkedildi. ABD’den AB’den bir çok yetkili oraları korkulu yüzlerle ziyaret etti. Bir seferinde oradaydım (Britanya hükümeti tarafından BM’ye görevlendirilmiştim). Onlara dedim ki: Burayı bağımsız hale getirin yoksa başınıza bunlardan daha fazlası gelecek, hatta daha da fazlası. Diğerleri de aynı şeyi söylediler oradaki hiçbir ülke bunu kabul etmek istemese de, bu şiddet 2008’de Kosova’nın nihai kararın alınmasını tetikleyen şeydi.

               Alınacak ders belki de daha açık olamazdı ama yine de belirtilmesi gerekiyor. En azından uluslararası görüşbirliği oluşturulmalı Dünya’daki diğer bağımsızlık hareketleri üzerine. Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki hayali çizilen sınırlar geride birçok çözülemeyen egemenlik sorunu bıraktı. İki nükleer güç sahibi devlet tarafından sorun edilen Keşmir, sadece yerel bir mesele değil. Bizim bu hareketleri ölçümleyecek kriterlere sahip olmamız gerek. Bu kriterlerin içinde azınlıkların korunması, dış güçler tarafından devletin iç işlerine müdahale edilmemesi ve demokratik yönelim olmalı (ki böylelikle belki şiddet olmadan çözümlenebilir). Bunları oturup hasssas bir şekilde konuşmalıyız. Olacak yer mahkeme değil, çünkü bunlar hukuksal gerekçelere bağlanamıyor. Bunlar siyasi meseleler ve ancak müzakare, müzakare ve daha çok müzakere ile çözülebilir.

               İşte bu benim bağımsızlık liderine verdiğim cevaptı. O bunları ağırbaşlı şekilde ciddiye aldı, tabi dediklerim onu bazen memnun etmedi. Savaşın içinde olsa da, o tam bir barış ve mantık adamıydı. Ona savaş tehdidinin kesin olduğunu tanık olduğum ancak gerçek olan iki “başarılı” örnek üzerinden anlatırken pek memnun değildim. İki örneğin sonunda da ortaya çıkan devletler sorunlar yaşadı. Güney Sudan örneğinde yerel anlaşmazlıklar sonucunda oluşan korkunç bir şiddet: öyle bir örnek ki sonucu yeni kurulmaya çalışan devletleri görmezden gelmek için küresel olarak çok da ciddiye alınmayan. Ama eminim ki o lider de benim gibi diğer yolu tercih edecek. Daha barışçıl ve içten çözüm için daha çok anlaşma yolunu talep edecek. 

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.