Ermenistan-Azerbaycan Çatışmasındaki Yeni-Eski Dinamikler

Avrupa’da otuz yıldır birbiri ile savaş halinde olan iki ülke bulunmaktadır ve bu iki ülke, Ermenistan ve Azerbaycan; geçen hafta tekrar savaşmaya başladı. Tavuş ve Tovuz yerleşimleri arasında bulunan kuzey sınırındaki çatışmalarda bir Azeri general ve bir sivil de dâhil olmak üzere en az on beş asker öldürüldü. Kısa bir sessizlik sonrası, 16 Temmuz tarihinde ağır silahlar ateşlemeye kaldığı yerden devam etti.

Çözülmemiş Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının merkezinde yer alan temel mesele, Azerbaycan’ın kanunen bir parçası olan ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmaya başlamasıyla kanlı bir çatışmanın patlak vermesi sonrası çoğunluğu Ermeni nüfusu tarafından yönetilen Dağlık Karabağ’ın tartışmalı topraklarıdır. Bu sorun 1988 yılına dayanan ve Geniş Avrupa bölgesindeki en eski süregelen çatışmadır. Bu, iki Sovyet milliyetçisi arasındaki çatışma, Mikhail Gorbachev planını uygulamak adına ilk etnik bölgesel tartışmanın da yaşandığı 1988 yılına dayanan, Avrupanın geniş bir kısmında hala devam eden, en eski sorundur.

Bu olay bölgesel bir anlaşmazlıktan daha da fazlasıdır. Bu, tarih ve kimlik üzerinden yürütülen iki milletinde birbirlerine karşı kederli kayıplar yaşadığı; 20.000 ölüm ve 1 milyondan fazla insanın kitlesel yer değiştirmesine sebep olan bir anlaşmazlıktır. Bugünlerde, Sovyet geçmişini paylaşan lakin hala birbirlerinin düşmanlığı ile esir olmuş iki devlet arasındaki uyuşmazlık tam teşekküllü bir çatışma olarak devam etmektedir.

Geçen hafta yaşananlar, Ermenistan’ın yeni lideri Nikol Paşinyan’ın 2018’de Erivan’daki barışçıl devrimden sonra iktidara gelmesi ile başlayan iki yıllık ‘’balayı’’ dönemine son verdi.

Azerbaycan, genç nesilden gelen ve Ermenistan’daki iki selefinin aksine, 1991-1994 yılları arasındaki şiddetli çatışma ile bağlantısı olmayan bu adamı memnuniyetle karşılamıştı.

Ermeni tarafı sahada askeri bir zafer kazandığından ve her iki taraf da Mayıs 1994’te ateşkes imzaladığından dolayı, Azerbaycan topraklarında 110 mil boyunca uzanan ve her iki tarafın silahlı kuvvetlerini bölen sözde bir temas hattı kuruldu; Avrupa’nın Keşmir’deki kontrol hattının veya 38. Paralel’in karşılığı da denilebilir. Bu bölgede ve aynı zamanda iki ülke arasındaki uluslararası sınırda, iki ordu önce hafif silahlarla; daha sonra özellikle son on yılda çok daha ölümcül (uzun menzilli silahlar, havanlar ve toplar) silahlar ile birbirleriyle çatıştı. Nisan 2016’da iki taraf dört gün boyunca silahlı çatışmaya geri döndü ve yaklaşık 200 kişi öldü.

Aliyev ve Paşinyan Davos’ta

2018’de Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, temas hattındaki gerginliği gerginliği hafifletme konusunda hemfikir oldular ve ilk kez askeri komutanlar arasında kırmızı telefon hattı kuruldu. Şiddet düzeyi neredeyse sıfıra düştü ve bu güncel silahlı saldırının kaza eseri olmadığının, yukarıdan politik bir onayla yapıldığının kesin bir işaretidir.

Atmosfer uzun yıllar boyunca olduğundan daha olumluydu ve duraklamalı da olsa müzakere sürecine dönüleceğine dair umutlar vardı.

Öyle ki Ocak 2019’da Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları ‘’halkları barışa hazırlamak için somut önlemler almanın gerekliliği’’ konusunda bile anlaşmaya vardılar.

Görüşler yumuşasa da ne yazıktır ki asıl mesele değişmemişti. Hem liderler hem de halklar Karabağ bölgesinin sorgusuz sualsiz kendilerine ait olduğunu savunmaya ve birbirlerini tamamen dışlayan pozisyonlarda kalmaya devam ettiler. Başbakan Paşinyan, eyaletin ve Ermenistan’ın asla ayrılmayacağını vurgulamak için Karabağ’daki halk mitinginde ‘’birleşme’’ kelimesini kullandı. Buna karşın Cumhurbaşkanı Aliyev, ‘’Savaş bitmedi, sadece ilk aşaması sona erdi.’’ diyerek Azerbaycan’ın iddialarından asla vazgeçmeyeceği ima ederek uyarıda bulundu.

Bu haftaki çatışmalarla beraber iki yıllık balayı dönemi sona erdi.

Saldırılar sonrası Aliyev Ermenistan’a tepki gösterdi.

Bunu kimin başlattığından emin değiliz ancak Azerbaycan’ın, Ermeni tarafının daha önemli müzakereler yapma konusundaki başarısızlığından dolayı sinirli olduğunu biliyoruz. Azerbaycan’ın temelde adaletsiz olarak gördüğü mevcut düzeni istikrarsızlaştırmak söz konusu olduğunda durumdan daha fazla çıkarı var.  Silahlar tekrar ateşlenir ateşlenmez, her iki nüfus da anında alevlendi. Öyle ki Bakü’de öfkeli bir gösteri sırasında, protestocuları parlamento binasına girerek ve hükümetin Ermenilere karşı olan çatışmanın yoğunluğunu artırmasını istediler. Erivan’da ise gruplar Ukrayna’nın Azerbaycan ile süregelen dayanışmasını protesto etmek için slogan atıp, Ukrayna Büyükelçiliği’ne cisimler fırlattılar.

Bu durumlar müzakere ve uzlaşma alanını kısıtlamakta. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) Minsk Grubunun Fransız, Rus ve ABD’li eş başkanları, on yıldan fazla bir zaman önce Temel İlkeler olarak bilinen ve çatışmaya iki aşamalı bir çözüm getiren ince ayarlanmış bir belge hazırladı. Her iki taraf da bunu tamamen reddetmedi ancak öngörülen milli tavizler herhangi bir Ermeni ya da Azeri liderin veremeyeceği kadar büyük.

Çoğu kişi Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığında jeopolitiği yorumlamaya ve bunun Rusya ve Türkiye’nin bölgedeki geleneksel rekabetinin bir uzantısı olduğunu görmeye meyilli.

(Fotoğraf/ REUTERS)

Bu bakış açısı, yerel faktörlerin hala çatışmanın ana itici gücü olduğu ve Rusya’nın her iki tarafta da kaynaklara sahip olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

Abhazya, Güney Osetya, Transdinyester veya Ukrayna’nın aksine Dağlık Karabağ bölgesinde Rus askeri varlığı bulunmuyor. Rusya, Ermenistan’ın Gümrü şehrinde bir askeri üs bulunduruyor ve Ermenistan, Rusya inisiyatifinde kurulan Toplu Güvenlik Antlaşması Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin bir üyesi. Ayrıca Putin yönetimi, birçok yönden Rusya’ya benzeyen bir petrol ülkesi olan Azerbaycan’ın yönetici seçkinleri ile yakın bir ilişki içerisinde olmanın tadını çıkartıyor.

(Fotoğraf/ REUTERS)

Türkiye ise Azerbaycan’ı aktif olarak desteklese de çevresinde başka bir çatışma görmek istemiyor. Azerbaycan, Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz sahasından Türkiye’ye petrol ve artan miktarda gaz sağlayıp modern Türkiye’de büyük bir yatırımcı konumunda bulunuyor. Bir zamanlar oldukça aktif bir arabulucu olan Amerika Birleşik Devletleri ise geçtiğimiz on yıl içinde, özellikle de Trump yönetimi altında bu yöndeki çabalarını önemli ölçüde azaltmıştır.

Bu durumlar temelinde Rusya, Türkiye, ABD ve AB’nin iki tarafı da ihtiva etmek için yeterli nüfuza sahip olduğu anlamına gelse de bir anlaşma yapmak için gereken barış güçlerini tanıtmak şöyle dursun;  barışı sağlamak için ne vakit, ne enerji ne de deneme isteğine sahip değiller. Umalım ki bu yeni çatışma raundundan kırılgan da olsa yeni bir ateşkes daha çıkar.  Ne yazık ki, Ermeni-Azerbaycan çatışması nihai bir sona bağlanmadan önce başka bir nesil daha büyüyebilir.

Çeviri Ekibi

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.