Siber Alan ve Siyasi Meşruiyet

Sosyal Medya Platformları ve Sansür

Seçim yenilgisini kabullenmeyen ve insanları da kabullenmemeye çağıran Trump; 6 Ocak 2021’deki şiddet olaylarını tertiplediği gerekçesiyle bütün büyük sosyal medya platformlarından kovuldu. Örneğin sansasyonel, sloganvari tweetleri ile siyasi mesajlarını duyuran eski Amerikan başkanının hesabı Twitter tarafından silinmişti. Diğer büyük platformların sahibi şirketler de bu kararı takip etmişti. Bunun sonucunda Trump’ın fevriliğinden ve sonuçlarını düşünmeden attığı adımlardan sıkılan liberal kamuoyunun önemli bir kısmı; onun artık kamusal tartışma alanı sayılabilecek platformlardan engellenmesini sağlayan sansür kararını sevinç ve takdirle karşıladı. Ne de olsa bir polemikçinin siyasi diyaloğun bir parçasından uzaklaştırılmış olması; demokrasi için bir zafer sayılmalıydı.

Sansür ve Trump

Siyasi Meşruiyet ve Devlet Dışı Aktörler

Her ne kadar Trump ve benzeri demagogların sosyal medyadaki varlığı liberal demokratik işleyiş ve kamu düzeni için tahripkar olabilse de şirketlerin kimin ne söyleyip ne söyleyemeyeceği üzerinde bu denli etkili bir söz hakkının olması; zannedildiği gibi demokrasi için faydalı bir denetleyici eylem olmadığını söylemeliyiz. Hatta aksine, şirketlerin bilgi dolaşımı üzerindeki kontrolünün demokrasinin önümüzdeki yıllarda göreceği en ciddi tehditlerden biri haline gelebileceğini iddia edebiliriz. Bu sebeple bu tehdidin sebebini ve boyutunu anlamak için kritik bir siyasal kuram kavramını deşmemiz gerekiyor: Siyasi meşruiyet.

Rawls’a göre siyasi güç; vatandaşların ortak, kamusal bir aklın ve insan rasyonalitesinin sonucu mutabakata vardığı esaslar çerçevesinde kullanılırsa meşru olur (Fabienne, 2017). Bu esaslar anayasa gibi toplumsal sözleşmelerdir. Bu nedenle devlet kurumları da bu esaslara dayanarak siyasi güç kullanmalıdır. Devlet kurumları ancak bu şekilde demokratik meşruiyet kazanır. Elbette Twitter, Facebook gibi şirketler özel aktörlerdir; dolayısıyla aldıkları alelade iş kararlarında siyasi meşruiyet aramak anlamsız olacaktır. Ancak siyaset için belirleyici toplumsal diyalog artık sosyal medyaya taşmış olduğundan, şirketlerin bu diyaloğa yapacakları müdahalelerin kamusal alana dair olduğunu söyleyebiliriz. Bu mantıkla sansür gibi şirket kararlarının, özel aktör oldukları halde, siyasi meşruiyete ihtiyacı olduğu savunulmalıdır. Bir diğer deyişle sosyal medya devlerinin platformlardaki içeriklere ve kullanıcılara dair sınırsız yetki alanı; kamu kurumlarının şirkete sağladığı bir meşruiyete dayanmamaktadır. Sansür gibi demokrasi için zedeleyici olabilecek kararlar siyasetçiler ya da yargı mercileri tarafından alınmamakta. Buna karşın bu şirketlerin yönetim kurulları tarafından alınabilmektedir.

Denetlenemeyen ve Denetleyen İnternet

İş adamı Johannes Reck (2021); ‘Big Tech’ denilen pazar payı en büyük teknoloji şirketlerinin denetlenemeyen piyasa hâkimiyetinin, Batı demokrasileri için varoluşsal bir probleme yol açabileceğini söylüyor.  Teknoloji piyasası üzerindeki kontrolün çok sınırlı bir kadronun elinde toplanmasının rekabete hasar vereceği, inovasyona köstek olacağı ve eşitsizliği körükleyeceği malum. Fakat regülasyon eksikliğinin zararları yalnızca iktisadi değil. Nasıl piyasa ekonomilerinde tekelleşme ve beraberinde gelen bir aktörün fiyat belirleme gücüne sahip olması durumu arzu edilmiyorsa, siyasette de devlet-dışı aktörlerin kural koyma tekelini devletten almaları teoride arzu edilmemeli. Buna mukabil, büyük teknoloji şirketleri; sahip oldukları platformlarda ifade hürriyeti konusundaki kuralları gittikçe artan bir özgüvenle koyuyorlar. Trump örneğinde olduğu gibi oyunun kurallarının şirket tarafından konulması alkış da alabiliyor. Ancak demokratik bir devletin halk nezdindeki meşruiyetine sahip olmayan özel aktörün bu ‘kural-koyuculuk’ rolünü istismar etmeyeceğinin, piyasa ekonomisinde kendisinden beklendiği gibi kar için kullanmayacağının hiçbir garantisi yok.

Buna ek olarak ifade hürriyeti gibi konseptler demokratik işleyiş için yaşamsal olup yasaların alanına girmekte. Bu yüzden bu hürriyetin nerede başladığını da nerede biteceğini de ülkelerin kanunları tayin ediyor. Bu kanunların hakemliğini kendisine hiçbir devlet yetkisi verilmemiş özel vatandaşların, piyasa oyuncularının yapması; devlete kanun yaptırımı alanında rakip çıkarıyor. Bu rekabetin kanun yaptırımından kanun yapıcılığa evirilmeyeceğinin de hiçbir teminatı yok. Barron’s’a yazan ve bir yatırım şirketinin ‘Sorumlu Teknoloji’ ekibinin yöneticiliğini yapan Anamitra Deb (2021); bu denli bir güç birikiminin hesap verebilirliği olmayan CEO’ların elinde olmasının hem demokratik siyaset tarzı hem de serbest piyasa için tehlikeli olduğunu söylüyor.

Dijitalde Demokratik Açık: Siber Egemenlik, Şirket Egemenliğine Karşı

Demokratik devletler; kendileriyle rekabet eden ve tekelleşmiş konumları itibariyle rekabette öne geçmeye başlayan ‘Big Tech’den muzdarip oluyor. Buna karşın otoriter devletler bilişim alanındaki küreselleşmenin tahripkar etkileriyle mücadele etmek için stratejiler tasarlıyor. Çin Komünist Partisi; devletlerin regüle edilmeyen siber alanla ilgili bıkkınlıklarına karşı ‘siber egemenlik(cyber-sovereignty)’ adlı yönetişim doktrinini benimsiyor. Bunun yanında sergiledikleri bu yaklaşımın uluslararası örgütlerce kurumsallaştırılmasını savunduğunu da belirtebiliriz. Siber egemenlik doktrini, devlete internette dolaşan tüm içeriklerle ilgili son sözü söyleme hakkını veriyor. Tam kontrol çokuluslu şirketlerin alanını ya daraltıyor ya da Çin’de olduğu gibi, neredeyse yok ediyor. Bu siber alanın uluslararası karakterini yitirip bir ülkenin sınırlarına hapsolmasına sebep oluyor.

Sansür ve Şirket Hegomonyası

Çin ve internet üzerindeki egemen gücün devlet olmasını isteyen diğer ülkelerin bu tutumu benimsemesi; internetin serbest dolaşıma açık, küresel bir platform olmasının taraftarı Batı demokrasileri arasında diplomatik bir sürtüşme konusu haline de geldi. Bunun yanında Çin; siber egemenlik doktrininin yaygınlaşması için BM güdümlü, Çin’in güvenlikçi siber politikalarını sigortalayacak bir ‘küresel yönetişim’in de savunucusu haline geldi (Segal, 2020). İnterneti toplumsal huzursuzlukları kontrol etmek amacıyla kullanmayı deneyen otoriter hükümetlere Çin’in savunuculuğunu yaptığı strateji çok cazip geliyor. Çin-ABD hattında gittikçe somutlaşan ticaret savaşı ve diplomatik kutuplaşma; internet kullanıcılarını ya yıldırıcı bir devlet baskısına ya da yıldırıcı bir şirket hegemonyasına teslim ediyor.

Devlet ve Sosyal Medya Devleri Arasında Sıkışan Kamusal Alan

Özetlemek gerekirse ilk onyıllarında tamamen halka ait, demokrasiyi nihai zaferine taşıyacak bir kamusal alan olarak umut veren internet ve sosyal medya platformları sıkışmış vaziyette. Arap Baharı’nda ve daha pek çok toplumsal olayda organik bir şekilde gelişen taban hareketlerinin organize olmasına yarayan sosyal medya platformları artık demokrasi için gelecek vadeden kamusal alanlar değil. Tekrar bu statüye kavuşmaları için devletlerin sosyal medya devleri için yeni politikalar üretmesi gerekiyor. Sansür gibi kararlar piyasa aktörlerinin yetki alanından mahkemelerin yetki alanına devredilirse en azından bazı ülkelerde toplumsal diyaloglara hatırı sayılır katkı sağlayacak alanlar yaratılabilir. Sonuç olarak internet ve demokrasiler arasındaki çalkantılı ilişkilerin çözümlenmesi için daha uzun bir yol var. Bu uzun yolda karar alıcıların geleceğe dönük yaratıcı modeller üretmesi gerekecek. Sosyal medyanın siber bir ‘vahşi batı’ olması ya da şirket/devlet yetkisi altında ezilmesi dışında başka ihtimaller de yaratılabilir.

Kaynakça

Peter, Fabienne, “Political Legitimacy”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2017 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/sum2017/entries/legitimacy/>.

Reck, J. (2021). The regulation of tech monopolies will decide the fate of Western democracies. Business Insider. https://www.businessinsider.com/regulation-of-big-tech-decide-fate-of-western-democracies-2021-2 adresinden erişildi.

Deb, A. (2021). Big Tech Did the Right Thing for the Wrong Reasons. Barrons.com. https://www.barrons.com/articles/big-tech-did-the-right-thing-for-the-wrong-reasons-51610737986 adresinden erişildi.

Segal, A. (2020). China’s Vision for Cyber Sovereignty and the Global Governance of Cyberspace. NBR Special Report #87. https://www.nbr.org/wp-content/uploads/pdfs/publications/sr87_aug2020.pdf adresinden erişildi.

Sinan Akyol

ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi lisans öğrencisiyim. Küresel ve bölgesel siyaset ile ilgileniyorum.

1 Comment

  • Geçtiğimiz ay Twitter, Süleyman Soylu’nun LGBTI+ hakkında attığı tweet lere nefret söylemi sebebiyle kısıtlama getirdi. Türkiye’deki yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün durumu göz önüne alındığında, bu konuda karar verebilecek bağımsız bir yargının olmadığı aşikar. O halde Twitter’ın kararı Türkiye anayasasına uygunsa, siyasi anlamda meşru bir hareket denilebilir mi? Eğer adil karar alabilecek bir mahkeme, hakkaniyetli sansür uygulayabilecek bir yargı sistemi yoksa, tüzel kişiliklerin kanuna uygun kararları siyasi meşruiyet kazanır mı?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.