Söylemler ve Eylemler: Ali Babacan Örneği

Siyasetçileri dinlerken ve gözlemlerken bizi en çok rahatsız eden sorun; söylemleri ve eylemleri arasındaki hatta zaman zaman bazı söylemleriyle diğer söylemleri arasındaki tutarsızlıklardır. En fanatiğinden en ılımlısına bütün siyasetçiler kaçınılmaz olarak bu tür tutarsızlıkların içine düşmektedir. Ali Babacan da Cüneyt Özdemir’le yaptığı ve milyonlarca kişinin izlediği yayında bu kronik siyasetçi hastalığından paçayı sıyıramamıştır. Gelin bu yayındaki en temel tutarsızlıklara birlikte göz atalım.

Cüneyt Özdemir’in Ali Babacan ile Yaptığı Röportaj

Tiyatro Söylemi

TDK’da tiyatro tanımına bakacak olursak “1.Geniş anlamı içinde, dram sanatının yönetmen, oyuncu, tasarım sanatçıları, uygulayımcılar, uzmanlar ve seyircinin etkileşimi ile ortaklaşa üretilmesi. 2. Dramatik gösterilen tümü. 3. Oyun oynama eylemi” tanımlarını görürüz. Yani bir oyun yazılıyor, oyuncular bu rolleri güzelce öğreniyor ve seyirciye karşı, onları oynanan oyunun gerçek olduğuna inandırmaya çalışarak oynuyorlar. Ali Babacan ise siyaseti tiyatro olarak görmediklerini söylemiş. Cüneyt Özdemir’in “yetkiniz varken neden sustunuz?” diye sorduğunda ise Ali Babacan, çalışma etiği, parti içi disiplin gibi kavramların arkasına sığınıyor ve biz mücadelemizi içeriden verdik diyor. Ancak bunun doğruluğunu teyit etmek bizim için mümkün değil. Keza “FETÖ’ye karşı çıktığınız zamanlar var mı” diye sorulduğunda da “bazı şeyleri söylemek devlet adabına yakışmaz” demekte. 

Bu söylemleri göz önüne aldığımızda Babacan parti içi disiplin, siyasi gelenekler, çalışma etiği, devlet adabı gibi kavramların arkasına saklanmaktadır. Gerçekte olanları değil de vatandaşın duyması gerektiğini düşündükleri şeyleri “gerektiğinde” çarpıtarak sunmaları kaçındıkları siyasi tiyatrodan da farklı bir durum değildir. Çoğulcu demokrasiden ve ortak akıldan dem vuran Babacan’ın bahsettiğimiz yaklaşımı ile bunları gerçekleştirmesi ise pek mümkün gözükmüyor. Neticede siyasilerin gösterdikleri kadarını gören insanlar ne kadar sağlıklı kararlar verebilir? Hem bu yönüyle yaptıkları hemen her eylemi devlet bekası gibi kavramların arkasına saklanarak meşrulaştırmaya çalışanlardan ne farkları kalmaktadır? Bir insanla, her şeyi ortaya sermeden istişareye kalkışırsanız nasıl olur da iyi bir netice almayı bekleyebilirsiniz?

Özgürlük Söylemi

Babacan'ın Akpartinin ilk yıllarındaki görünümü
Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidar olduğu ilk yıllarda Abdullah Gül, Ali Babacan ve Recep Tayyip Erdoğan

Babacan “Türkiye iyi yönetilirse birçok şeyi başarabiliriz, biz bunları daha önce yaptık yine yaparız” diye anlatırken Cüneyt Özdemir “yarın seçilseniz yapacağınız ilk iş ne olur?” diyor Ali Babacan da bir parmak şıklatmayla hemen özgür ortamın sağlanabileceğini söylüyor. Ancak bir parmak şıklatmayla sağlanan özgürlük ortamı yarın yine birinin parmak şıklatmasıyla ortadan kaldırılamaz mı? Getirmek o kadar basitse götürmek de o kadar basit olmaz mı? Zira kendisinin de sık sık bahsettiği üzere Ak Parti’nin ilk döneminde özgürlükler alanı hızla genişlemişti. Ancak kurumsal bir işleyişe sahip olmadığı için gidişi de bir o kadar hızlı oldu. Tepedekilerin söylemi değişse birden çoğu şey değişir derken doğru bir noktayı işaret etmekte fakat bu değişimin kalıcı olup olmayacağı ise şüpheli bir durumdur. Bunun yanısıra gücün yozlaştığı veya başka iktidarların egemen olduğu zamanlarda özgürlüklerin kısıtlanışı da bir o kadar kolay ve hızlı olabilir. Türkiye’deki özgürlükler meselesini ne iktidarın geçici tavırları ne kanunlar ne de Anayasa değişiklikleri çözebilir; ancak eğitimin tamamen bu yönde reforme edilmesiyle çözülebilir ki bu da siyaseten pek mümkün gözükmüyor. Kaçınılmaz olarak birtakım fikirlerin telkin edilmesiyle yürümekte olan eğitim, karşılıklı saygı ve özgürlükleri de kapsayıp bunları aşılarsa  bu ülkedeki özgürlükler meselesi temelli çözülebilir. Fakat bu da mümkün gözükmüyor zira hiçbir siyasi parti ebeveynlere “sizler yanlış düşünecek şekilde eğitildiniz, çocuklarınızı sizin düşüncelerinizle çatışacak şekilde özgürlükçü yetiştireceğiz” diyerek iktidara gelemeyeceğinin de farkında. Uzun lafın kısası Ali Babacan’ın özgürlükler konusundaki çözümü aynı Ak Parti’nin ilk döneminde olduğu gibi en fazla geçici bir rahatlama getirebilir. Kalıcı çözümler varsa da bunları paylaşıp tartışmaya açmaları gerekir. Lafla gelen özgürlük lafla, kanunla gelen özgürlük kanunla gidebilir, ancak insanların ruhuna işleyen özgürlük kalıcı hale gelebilir.

Parlamenter Sistem Söylemi

Son olarak parlamenter sisteme geri dönmeyi taahhüt ediyor Babacan. Bu konuda muhalefetin “iktidar da getirdiği sistem de bozuk, işlemiyor, değişmesi gerekli” söylemine sıkıştığını düşünüyorum. Sistemsel sorunlarla kişilerin meydana getirdikleri sorunları ayırmak yerine ikisine birden muhalefet etmeyi tercih etmekteler, aynı iktidarın mevcut sistemi getirirken parlamenter sistemle siyasetçilerin hatalarını birbirinden ayırmayıp birlikte topa tuttuğunda olduğu gibi. Bizim meclisimiz; ne yüzyıllar süren doğal süreç içinde oluşmuş ve bugün entelektüel tartışmaların yapıldığı İngiltere Parlamentosuna benziyor ne de özgürlüklerine düşkün Fransız veya Amerikan halklarının demokrasi için yapılan mücadelelerle kazandıkları meclislerine benziyor. Şahsen bizim meclisimizi koca bir tiyatro sahnesi olarak görüyorum. Entelektüel tartışmalara girip çağdaş kanunlar hazırlayacak düzeyde olan vekil sayısı da epey az. Neden parlamenter sisteme geri dönüyoruz ki?. Eğer istişareye, hukukun üstünlüğüne, medyanın özgürlüğüne önem veriyorlarsa bunu başkanlık sisteminde de yapabilirler. Nasıl ki başkanlık sistemi geldiğinde aniden şey harika olmadı eski sisteme dönülse de her şey birden harika olmayacak. Parlamenter sisteme dönünce sorunların çözüleceğinin yeterince üzerinde durulmayan popülist bir söylemden ibaret olduğunu düşünüyorum.

Ahmet Baha ŞARMAN

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Siyaset ve Hukuk Felsefesi ile ilgileniyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.