Yasama, Yürütme, Yargı, MEDYA! -I-

Kuvvetler birliği sistemleri, yasama ve yürütme kuvvetlerinin ayrı organlar arasında paylaştırılmadığı sistemlerdir. Yasama ve yürütme kuvvetlerinin ayrı organlara dağıtılmadığı bu sistemler iki biçimde karşımıza çıkarlar (Gözler, 2017, s. 223).

Birinci ihtimalde yasama ve yürütme gücünü kullanma yetkisi yürütme organının elindedir. Yürütme organı isminden de anlaşılacağı üzere kanunları uygulamasının yanı sıra bu yönetim anlayışında uyguladığı ve uygulayacağı kanunları da kendisi koymaktadır (Gözler, 2017, s. 223). Monarşi ve diktatörlük biçiminde gözlenebilirler (Gözler, 2017, s. 224. 225).

İkinci ihtimalde yasama ve yürütme gücünü kullanma yetkisi yasama organının elindedir. Yasama organı işlevi gereği yasa koymanın yanı sıra bu sistemde koymuş olduğu yasaları da bizzat uygulamaktadır. Meclis hükümeti sistemi veya konvansiyonel sistem olarak tanımlanabilir (Gözler, 2017, s. 225).

Kuvvetler Birliği Sistemlerine Eleştiriler

  • Monarşilerde; yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerini kullanma yetkisinin tek elde toplanıyor oluşu ciddi bir keyfilik doğuracaktır. Zira monark, yasa belirlerken kimseye karşı sorumlu değildir, tamamen keyfi biçimde istediği yasayı koyabilecektir. Keza koyduğu bu yasaları uygularken de kimseye karşı sorumlu olmayacağından, yasanın lafzı size kendinizi güvende hissettirecek süslü kelimelerle donatılmış olsa bile uygulamada bu kelimeler tamamen keyfi biçimde eğilip bükülebilecektir. Üstelik bu iki tutumu şikâyet edebileceğiniz bir merci olmadığından, daha doğrusu şikâyet mercii de bizzat bu durumların ortaya çıkmasına neden olan makamın kendisi olduğundan, kendinizi güvende hissetmeniz mümkün olmayacaktır.  
  • Zaman zaman diğerlerine nispeten iyi yöneticiler gelip iyi kanunlar koyup adilce uygulasalar dahi bunlar sizin için güvence altına alınmış haklar değil size bahşedilmiş bir takım geçici korumalar olacaklardır. Dolayısıyla dönem dönem kendinizi güvende hissetmeniz mümkün olsa da asla çok net gelecek planları yapabilmeniz ve gerektiğinde adil yargılanacağınıza her daim güvenebilmeniz mümkün olmayacaktır.
  • Diktanın hâkim olduğu yönetimlerde anti plüralizm, toptancı ideoloji, tek parti ve terör vardır. İktidara ve onu meşru kılan ideolojiye muhalefet etmeniz, onları eleştirmeniz mümkün değildir. İktidarı oluşturan çoğunluğa mensup değilseniz devlet terörüne kurban gitme ihtimaliniz her zaman var olacaktır (Gözler, 2017, s. 225).
  • Kamu hizmetlerinin olması gerektiği şekilde (zamanında ve eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesinde) büyük aksaklıklar ortaya çıkabilecektir (Karakul, 2015).

Kuvvetler Ayrılığı Teorisi ve Sistemleri

Kuvvetler ayrılığı sisteminin temelleri Antik Yunan’a ve Roma’ya kadar takip edilebilir ancak Orta Çağ’da kuvvetler birliği sistemini benimsemiş olan yönetimlerin insanları canından bezdirmesi, gönüllü askerlik kurumunun zayıflaması… gibi nedenlerden ötürü aydınlanma düşüncesiyle birlikte kuvvetler birliği sistemleri daha şiddetli tartışılır hale gelmiştir (Karakul, 2015).

Machiavelli (Titus Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler) kuvvetler ayrılığı sisteminin, kuvvetler birliği sistemine nazaran daha istikrarlı ve güvenli olduğunu söylemiştir (Karakul, 2015). Montesquieu’ye göre bu kuvvetlerin kullanımı ayrı organlara verilmemişse hürriyetin varlığından ve güvence altına alındığından söz edilemez (Gözler, 2017, s. 220). Bunlar dışında iki İngiliz düşünür Locke ve Blackstone da kuvvetler ayrılığı sistemini savunan öncülerden olmuşlardır (Karakul, 2015).

Klasik kuvvetler ayrılığı teorisine göre; yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri üç farklı organ arasında paylaştırılmalıdır. Böylece güç bölünerek sınırlandırılacak, güce sahip farklı organlar birbirlerini dengeleyecek ve dolayısıyla vatandaşların temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmış olacaktır (Gözler, 2017, s. 218) (Karakul, 2015).

Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerini kullanma yetkisine haiz organların yeri geldiğinde üzerlerine düşeni yapmayıp diğer organa sorumluluğu atabilme ihtimalleri, mutlak bir kuvvetler ayrılığı sisteminin devlet mekanizmasının işleyişini bloke edebileceği gibi nedenlerle eleştirilse de şüphesiz ki kuvvetler birliği sistemlerinin doğuracağı sorunların yanında bunlar çok daha tolere edilebilirdir (Gözler, 2017, s. 221, 222).

Dördüncü Kuvvet Tartışmaları

            Klasik kuvvetler ayrılığı teorileri her ne kadar kuvvetlerin ayrı olmadığı sistemlere nazaran temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda çok daha işlevsel olsalar da değişen konjonktür klasik kuvvetler ayrılığı sistemini zayıflatmış, dolayısıyla bazı ek kurum ve kuruluşların sisteme entegre edilmesi gerekliliğini doğurmuştur (Karakul, 2015).

            Seçimler yoluyla siyasi partiler değişse de kısa vadede toptan değişmeyen üst düzey devlet görevlilerinin oluşturduğu bürokrasi, zaman zaman hükümetleri etkileyebilecek eylemlerde bulunabilecek kadar güçlenen sivil toplum kuruluşları, hükümet politikalarına yön veren hatta onları devirip başkalarını iktidara getirme kudretine sahip olan devletlerden daha büyük para kaynaklarına sahip ulus üstü şirketler gibi dördüncü kuvvet yakıştırması yapılan (Karakul, 2015) kurumlar, kuruluşlar, topluluklar olsa da bizim bu yazıda üstünde duracağımız dördüncü kuvvet; medya olacaktır.

Dördüncü Kuvvet: Medya

Medya ve Medyanın Gücü
(Fotoğraf/Man vector created by pch.vector – www.freepik.com)

Siyaset çoğunlukla zihnimizin içinde şekillenmektedir. Medya da günümüzde en az siyasi partiler, yargı organları, sivil toplum kuruluşları… kadar bu şekillendirme işleminin büyük bir parçası haline gelmiş bulunmaktadır. Siyasetin zihnimizdeki şekillenme sürecinde algılar, gerçeklikten daha önemli hale gelebilir hatta algılar gerçekliğin yerine bile geçebilir. Bu açıdan medya yalnızca toplumdaki güç ilişkilerini yansıtmakla kalmayıp, bu güç ilişkilerini şekillendiren bir boyutta konumlanarak siyasal sürecin doğrudan fazlasıyla etkili bir parçası haline gelmiştir (Heywood, 2019, s. 264).

            Çağımızda bireyci değerlerin giderek yükselmesiyle birlikte aile vb. kolektivist kurumların etkileri zayıflamıştır. Bu da medyanın etkinlik alanının epeyce genişlemesine yol açmıştır. Ayrıca gelişen teknolojiyle birlikte kitle iletişim araçlarının hızla yaygınlaşması, ucuzlayarak kolay ulaşılabilir hale gelmeleri herkesi küresel ağın doğrudan birer parçası haline getirmiştir. Medya araçlarının bu nedenlerden ötürü yaygınlaşması onları iktisadi açıdan da çok güçlü hale getirmiştir. Nüfuzunu arttırdıkça iktisadi açıdan güçlenen, iktisadi açıdan güçlendikçe siyasete olan etkisinin dozunu arttıran, önemli bir politik oyuncuya dönüşmüştür (Heywood, 2019, s. 274). Bu büyük gücün siyasal ortamda meydana getireceği muhtemel etkiler konusunda çeşitli fikirler ileri sürülmüştür.

Medyanın Doğurduğu Sonuçlar Hakkındaki Çeşitli Görüşler

Çoğulcu modele göre kitle iletişim araçları; çeşitli, hatta birbirine uyuşmayan görüşlerin paylaşılıp tartışılabildiği çoğulcu bir ortam sağlaması açısından demokrasiye faydalıdır. Ayrıca hem geniş halk kitlelerine bilginin ulaşmasını sağlayarak toplam eğitim seviyesini yükseltmekten hem de iktidarın denetim altında tutulması için halka gerekli bilgilendirmenin yapılabilmesini sağlayan araçlardır (Heywood, 2019, s. 275).

(Fotoğraf/Business vector created by dooder – www.freepik.com)

Marksist ideolojiden de beslenen hâkim ideoloji görüşüne göre medya; iktisadi ve toplumsal seçkinlerin kendi fikirlerini vatandaşlara empoze etmesinin, iktidardaki yozlaşmanın üstünü örterek iktidar alanlarını korumalarını sağlamasının, yani halkı uyutmasının bir aracıdır. Medya, bu yollarla kapitalist hegemonyanın sürdürülmesini sağlayan en önemi araçlardan biri haline gelmiştir. Hatta Chomsky’e göre medya, demokrasiyi alt üst edebilecek kadar tehlikeli bir canavara dönüşebilir (Heywood, 2019, s. 276, 277).

Piyasa modeli, medyanın taraflılığına olan tutumu açısından diğer görüşlerden ayrışmaktadır. ‘Kitle iletişim araçları, toplumun fikirlerini şekillendirmekten ziyade onları yansıtmaktadır’ düşüncesini savunmaktadır. Yani kitle iletişim araçları toplumu değil, toplum kitle iletişim araçlarını etkilemekte ve şekillendirmektedir. Çünkü medya kuruluşları kâr amacı güden ticari kuruluşlardır, bu yüzden içeriklerini en çok kâr elde edecek biçimde şekillendirirler (Heywood, 2019, s. 278, 279).

Son Notlar

            Nasıl ki siyasetçiler, bürokratlar, yargı mensupları, meclis üyeleri arasında halkın refahını yükseltmek ve kazandıkları parayı hak etmek için çalışanlar varsa, yalnızca kendilerine güç ve iktidar alanı sağlayıp bunu büyütmek ve sürdürmek için çalışanlar da var. Medya patronları ve çalışanları arasında da demokratik sürece katkı sağlama amacı güdenler olduğu gibi birilerinin fonuyla, sponsorluğuyla yazıp, çizip kendi çıkarları için toplum mühendisliği yapmaya çalışanlar; vardır ve var olmaya da devam edeceklerdir.

            Dolayısıyla medyayı herkesin özgürce fikir belirtebildiği, kolaylıkla güvenilir bilgiye ulaşabildiği bir aygıt olarak toz pembe görmek ne kadar hatalı ise iktidar mücadelesinin bir parçası olarak tamamen yozlaşmış, kirli ve karanlık bir aygıt olarak görmek de o kadar hatalı olacaktır. Zira egemenliği kullanma yetkisinin birbirlerine hemen hemen denk kurumlar arasında paylaştırılması, kendisini oluşturan milleti için var olan devletin hukuk devleti olarak işleyişini sürdürebilmesinin yegâne yollarındandır.

            Sonuç olarak medya tabii ki de bir takım yasal düzenlemelere tabi tutulmalıdır, suç aracı haline getirilmesi önlenmelidir, insanlara medya okuryazarlığı öğretilerek bilgi kirliliğinin önüne geçilmelidir. Ancak bunun yolu medyanın sansürlenmesi, kapatılması ya da kısıtlanması değildir.

Kaynakça

Akgül, M. E. (2010). Kuvvetler Ayrılığı İlkesinin Dönüşümü ve Günümüz Demokratik Rejimlerindeki Anlamı. Ankara Barosu Dergisi, 79-101.

Erdoğan, İ. (2013). Dördüncü Güç Medyadan Beşinci Güç İnetnete:Demokratik Bir Dönüşüm Mü Yaşanıyor? Selçuk İletişim, Cilt 8, Sayı 1, 176-191.

Gözler, K. (2017). Anayasa Hukukunun Genel Esasları. Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.

Heywood, A. (2019). Siyaset. Ankara: Felix Kitap.

Karakul, S. (2015). Yeni Kuvvetler Ayrılığı Teorisi ve Türkiye’de Uygulanabilirliği. İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, 63-112.

Ahmet Baha ŞARMAN

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Siyaset ve Hukuk Felsefesi ile ilgileniyorum.

1 Comment

  • […] Yasama, Yürütme, Yargı, Medya serisinin bir önceki yazısında kuvvetler ayrılığının öneminden ve kuvvetler ayrılığının tarihsel gelişim sürecinde ortaya çıkan dördüncü kuvvetin yani medyanın yönetişime etkisinden söz etmiştik. Bu yazımızda da genel olarak basın özgürlüğü ve hukuk ilişkisini değerlendirip geçtiğimiz aylarda şahit olduğumuz iki olayı (Fatih Portakal’ın ve Fahrettin Altun’un evlerinin izinsiz bir biçimde (!) görüntülenmesi hadiseleri) bu bağlamda değerlendirmeye çalışacağız. […]

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.