Afetlerde Kadın Olmak

Afetler, toplumun tüm bireylerinin yaşamına dokunan, bir diğer deyişle toplum hafızasına kazınan makro ölçekli etkilere sahiptir. Öyle ki afetlerin yalnızca insanlar üzerinde değil. O bölgede bulunan hayvanlar ve bitkiler gibi diğer canlılar üzerinde de yıkıcı etkileri bulunur. Peki, afetlerin bahsi geçen yıkıcı etkilerinden kimler daha fazla etkilenir? Böylesi devasa sonuçlara sahip olayların o bölgede yaşayan her canlıyı eşit şekilde etkilediğini düşünmemiz zaten fazlasıyla gerçek dışı olacaktır. Söz gelimi bir depremde, binaların içinde olanlar dışarda olanlara veya dayanıksız binalarda oturanlar dayanıklı binalarda oturanlara göre daha dezavantajlı konumdadır. Bu ilk akla gelen gruplardan öte, daha korunaklı bir yerde yaşayarak değiştiremeyeceğimiz, doğuştan sahip olduğumuz bir özellik de afet esnasında bizi daha dezavantajlı hale getirebilir: Kadın olmak.

Afetlerde Cinsiyet Eşitsizliği

Kadınların sosyal çevre tarafından inşa edilen normlar ve roller sonucu günlük hayatta taşıdığı bazı endişeler, afet gibi olağanüstü bir durumda bile onların hayatta kalma içgüdüsünün önüne geçebiliyor. Nedir bu endişeler? Örneğin birçok ülkede kadınlar, çocukların ve yaşlıların bakımından sorumlu kişi olarak görülüyor. Bunun sonucunda çoğunlukla afet esnasında yalnızca kendilerini kurtarmaya değil, aynı zamanda göz kulak oldukları kişileri de kurtarmaya çalışıyorlar. Maalesef bu uğraş her zaman mutlu sonla bitmiyor.

Sosyal Normlar ve Afetlerde Kadınlar

Kıyafetler

Sosyal tabunun getirdiği bir diğer dezavantaj ise kıyafet kodu. Dünyanın birçok bölgesinde geleneksel ya da daha mütevazi kıyafetler giymesi gereken kadınlar için afet anında giydikleri kıyafet; kaçma olasılıklarını azaltan bir bariyer olabiliyor. Söz gelimi, Hindistan’ın kırsal bölgelerinde yaşayan kadınların “sari” isimli hareketlerini oldukça kısıtlayan geleneksel bir kıyafet giymeleri bekleniyor.

Kadınların mahremiyete olan ihtiyacının daha fazla olduğunu dikte eden kültürel pratikler; afet anında kadınların kendilerini evden daha zor atmasına sebep oluyor. Çünkü terazinin bir kefesinde yaşam diğerinde ölüm olduğunda bile onlar; toplum tarafından ezberletilmiş kıyafet kodunun dışarıya “uygunluğunu” düşünüyorlar. Çoğu kadın deprem esnasında ve sonrasında dışarı çıkmaya “uygun” kıyafet ararken zaman kaybediyor ve enkaz altında kalıyor. Bir başka örnek ise Aralık 2004’te yaşanan tsunami felaketinden geliyor. Tsunami sırasında kıyafetleri kaybolan kadınların bu sebeple dışarı çıkıp yardım isteyemediği ve günün sonunda da gerekli yardıma ve bilgiye ulaşamadıkları ile ilgili raporlar mevcut. Bu raporlarda bahsedilen bir diğer tsunami sonrası etki de gerekli yardıma ulaşamayan kadınların tacize uğrama olasılığının artması.

Ev Hapsi

Kadınların afetlerde daha çok ölmesine sebebiyet veren bir diğer faktör ise onların evlere hapsedilmesi. Özellikle düşük gelir seviyesine sahip ülkelerde sayıları nüfusun ciddi bir bölümünü oluşturan ev işlerinden sorumlu kadınlar; zamanlarının çoğunu evde geçirdikleri için, hatta bazı bölgelerde halka açık alanlara çıkmalarının kendisi bile bir tabu olduğu için genellikle afetlere kapalı alanlarda yakalanıyorlar (Walia & Rathi, 2015).

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2002 yılında yayınlanan “Doğal Afetlerde Cinsiyet ve Sağlık” isimli rapor gösteriyor ki Hindistan’da 1993 yılında Maharastra ve 2001 yılında Gujarat kentlerinde yaşanan depremlerde meydana gelen büyük miktardaki kadın ölümlerinin başlıca sebebi kadınların depreme kapalı alanlarda yakalanmış olmaları. Aynı bölgede yaşayan erkekler ise hasat zamanı tarlalarda ya da sıcak gecelerde çatılarda uyuyabildiği –ki bu, toplumsal tabular gereği o bölgedeki kadınlar için imkansız- ya da festival hazırlığı için dışarıda olduğu ve son olarak erkek çocukları da okul için kasabadan uzakta olduğu için depremden daha az etkilendi. Hatta bu iki deprem sonunda ölenlerin cinsiyet dağılımına baktığımızda söyleyebiliriz ki kadın ölümleri daha fazla gerçekleşti (WHO, 2002).

Afet Sonrasında Kadınlar ve Sosyal Normlar

Afetler bittikten sonraki süreçte de patriyarkanın getirdikleri kadınların peşini bırakmıyor. Çünkü bazı kültürlerde kadınların eşlerinin ya da erkek bir akrabalarının müsadesi olmadan evden dışarı çıkmaları mümkün değil. Yine aynı rapor gösteriyor ki 1991 yılında Bangladeş’te yaşanan kasırga felaketinin ardından birçok kadın evde çocukları ile birlikte mahvolmuş halde tahliye edilme kararının verilmesi için eşlerinin eve geri dönmesini beklemek zorunda kaldı. Bu afette hayatını kaybeden kadınların sayısı ise erkeklerin neredeyse beş katı.

Afet ve Kadınlar
Nepal’in Janakpur bölgesinde bir kadın evinden selin etkilerini izliyor. (Fotoğraf/REUTERS, Navesh Chitrakar)

Dünyanın bazı bölgelerindeki kadınlar için kendilerini evden dışarı atabilmek maalesef afetten kurtulmak için yeterli olmuyor. Çünkü birçok ülkede kadınlara yüzme, ağaçlara tırmanma gibi basit yetenekler bile kazandırılmıyor. Bu yüzden kadınlar afete karşı erkeklerden daha savunmasız hale geliyor. Oxfam tarafından haneler üzerinden yürütülen bir anketten alınan verilere göre 2004’te Endonezya’da dünyanın en yıkıcı tsunami felaketlerinden biri yaşanırken bir erkeğe karşılık dört kadın öldü (Ross, 2014). Hatta bazı küçük yerleşim yerlerinde ölenlerin hepsi kadındı. Bunun en büyük sebebi ise bu bölgelerde kadınların yüzme ve ağaçlara tırmanma konusunda eğitilmemesi ve bu basit yeteneklerin sadece erkeklere kazandırılması idi.

Afet ve Onun Yıkıcı Etkileri
(Fotoğraf/Reuters, Kim Kyung-Hoon)

Son Notlar

Sonuç olarak, LSE (London School of Economics) tarafından yapılan araştırmada 1981-2002 yılları arasında 141 ülkenin oluşturduğu bir örneklem gösteriyor ki doğal afetler ortalama olarak erkeklerden daha fazla kadını öldürüyor. Buna ek olarak afet sonrası etkiler de afetzedeler arasında kadınların erkeklere göre daha erken yaşta ölmesine sebep oluyor (Ross, 2014). Afetlerden bu ölçüde etkilenen kadınlar, afet planlamasına ise nadiren dahil ediliyor. Çünkü büyük bir çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu komiteler için afet anında ve sonrasında kadınların içerisinde bulunduğu durum gölgede kalıyor.  Oysa eril gözle hazırlanmış ve kadınları görmezden gelen planlamalar yerine, erkek ve kadınların homojen şekilde oluşturduğu ekipler; afet politikaları üzerinde çalışmalı ve geleneksel cinsiyet rollerinin toplumdaki her birey üzerinde yarattığı baskıyı göz önünde bulundurarak afet planlamaları yapmalıdır. Afet planlamalarından eğitimlerine kadar konuyla ilgili her bir program cinsiyetlerin afet anındaki ve sonrasındaki spesifik ihtiyaçlarını, endişelerini de masaya yatırmalı ve toplumun her kesimini kapsamalıdır.

Kaynakça

Neumayer, Eric and Plümper, Thomas (2007) The gendered nature of natural disasters: the impact of catastrophic events on the gender gap in life expectancy, 1981–2002. Annals of the Association of American Geographers, 97 (3). pp. 551-566.

Ross, P. (2014). Why gender disaster data matters: ‘In some villages, all the dead were women’. The Guardian. Retrieved November 13, 2020, from https://www.theguardian.com/global-development-professionals-network/2014/sep/08/disaster-humanitarian-response-data-gender

Walia, S., & Rathi, A. (2015). Why women are more at risk than men in earthquake-ravaged Nepal. Quartz India. Retrieved November 13, 2020, from https://qz.com/india/392867/why-women-are-more-at-risk-than-men-in-earthquake-ravaged-nepal/

WHO (Rep.). (2002). Retrieved November 13, 2020, from https://www.who.int/gender/gwhgendernd2.pdf

Merve YILMAZ

ODTÜ İktisat bölümü lisans öğrencisi. Sanatı ve rakamları sever, onları yaşar. Aynı zamanda piyano çalıp şarkı söyler.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.