Feminist Düşüncenin Gerekliliği Üzerine

                                  

Feminist Düşünce
(Görsel/Woman vector created by freepik – www.freepik.com)

8 Mart Dünya Kadınlar Gününü geride bırakmamızın ardından, kadının önemini vurgulamak, feminist düşüncenin neden tekrar ve tekrar vurgulanması gerektiğini açıklamak istiyoruz. 21. yüzyılda, teknolojinin insan hayatına dair kayda değer şekilde gelişim gösterdiği, Mars’a araç gönderebildiğimiz ölçüde imkanlara sahip olduğumuz bir yeryüzünde yaşıyoruz. Kapitalist fikir adamları; şu an yaşadığımız çağın yaşadıklarımız arasında en iyisi olduğu konusunda da oldukça iddialı. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda, diyebiliriz ki her şey çok güzel. Dünyadaki bütün insanları doyurabiliriz. Düşünce sistemimiz, bilimimiz çok gelişmiş bir konumda. Şu ana kadar yapılabilecek en iyi düzeyde bilim ve felsefe yapıyorsak düşüncenin ve hoşgörü ortamının da yüksek standartlara ulaşabildiğini de umuyor olabiliriz.

Her şey bu kadar güzelse, ahlakımız yüce, adaletimiz demirse, neden feminist düşünceye ihtiyaç duyalım ki? Dünyamızın yarısını oluşturan “öteki” cinsi niye yüceltmeye çalışalım?

Feminizm denildiğinde çoğu kişi yanlış algılara kaptırabiliyor kendini. Aslında feministler; kadınların toplumsal, politik, ekonomik ve kişisel alanda erkeklere yönelik sağlanan hakların kendilerine de sağlanmasını isterler. Kadına yönelik yapılan ayrım ve nesneleştirmenin son bulmasını arzu ederler. Kendi cinslerini hedef alan klişeleştirilmiş rol modellerinin ve toplumsal tabuların yıkılması; ahlakın çöküşünü değil, ruhlarının özgürlüğünü sunacaktır kadınlara, aynı zamanda erkeklere de.

Kamusal Varlığın Yitirilişi

Kadın denildiğinde yumuşak, şefkatli, boyun eğen gibi kavramları anımsayabilirsiniz. Erkekler mevzu bahis olduğunda ise bu kavramlar şu şekilde şekillenecektir: güçlü, rasyonel, aileye bakması beklenen, baskın. Bu yüzden her iki cinsin de kendini sıkıştırdığı, toplum tarafından keskin çizgilere hapsedilmiş sıfatları olduğunu söyleyebiliriz. Geleneksel aile yapısında, erkeğin eve bakmakla yükümlü olması, kadının ise evde kalıp ücretsiz ev-işçiliği ile alakadar olması onun kamusal alanda yitirilmişliği ile son bulur. Erkeğin para kazanması ve kadının kendi ekonomik özgürlüğünden yoksun bırakılması; kadında güçsüzlük duygusunun doğuşuna sebebiyet verir. Dolayısıyla, kadın daha silik ve boyun eğmiş bir karaktere bürünür. Kadının mevcut durumu, aile içinde fiziksel şiddete kadar varabilmektedir. Boyun eğiş, güçsüzlük ve baskılanma hissiyatı zaman içerisinde kadının kendinden vazgeçmesine neden olur.

Kadının kamusal alandaki rol kaybı ve onun toplumsal normlara teslimiyeti; kendi hayatının anlamının ne olduğu anlayabilmesinden de yoksun bırakılmasına sebebiyet verir. Tam bu noktada, kadının kendi durumunu, toplumunu ve dünyasını sorgulaması, anlam arayışı, kadını özgür kılacaktır. Feminist düşünce bizlere gereken bu özgürleştirici perspektifi sunar.

Medyanın Sınırları İçerisinde Kadın

Women in Media and News’un kurucusu Jennifer Pozner; ticari şirketlerin “feminist öfkeyi, sağlıksız güzellik standartlarına ve medya manipülasyonlarına” indirgediğini söylüyor. Kosova Kadın Ağı adına çalışan Iliriana Banjska ise genç kadınların kendilerine feminist denilmesinin sevdiğini ancak feminizmin onlar için etiket anlamına geldiğini ve feminizmi politik alanda görmeyi daha çok arzuladığından bahsediyor. (Gaag,2018)

Los Angeles, California’daki Occidental Üniversitesinden siyaset bilimi doçenti olan Caroline Heldman; cinsel olarak nesneleştirilen bedenlerin %96’sının kadın bedeni olduğunu ve kadın bedenlerinin kullanım alanı oluşturuyor olmasının çok nadiren sorgulandığını dile getiriyor. Bu durumun yanı sıra, fiziksel güzellik algısının da belirli standartlara eriştiğini belirtiyor. Toplumun gözünde “güzel” in tanımının oluşu; belirlenen tanımın içerisindeki standartlara ulaşmaya çalışan çok fazla kadının olmasını da yanında getiriyor. Güzelin bir başka adı toplum içindeki değere eviriliyor. Tüm yaşanılan değişim ve dönüşümlerin ise kadınlar için sonuçları şöyle:

  • Depresyon,
  • Bedenini (her otuz saniyede bir) kontrol etmenin alışkanlık haline gelmesi,
  • Yeme bozuklukları,
  • Kendine saygının azalması,
  • Siyasi etkinliğin azalması,
  • Okuldaki notların düşmesi,
  • Kadınlar arası rekabet,
  • Bedenden utanma. ( Gaag,2018)

Güzelin tanımını medyaya sığdırmak, tek tipleştirmek, bir noktada farklılık değil aynılığı sunduğunu söyleyebiliriz. Bir başkasının güzelliğin anlamını kapsayacak şekilde ötekinden “farklı” olması; ötekinin kalıplara sığmadığı için dışlanmasına yol açıyor. Ayrıklığın değil, benzerliklerin talep edilmesi; farklılıklara duyarsızlaşmayı da beraberinde getiriyor. Güzellik değerlerinin çokluğu yok ediliyor. Bunun sonucunda toplumun istediği “bir” elde ediliyor. Kadının bedenine, doğasına, her bir zerresinin güzelliğine sahip çıkabilmesi, toplumsal standartların aşılmasını gerektiriyor. Feminist düşünce; kadının neye ihtiyacı olduğunu, fakat neye maruz kaldığını görebilmek için bir ışık, medyanın dogmatikliğinin spesifik şekilde yıkılabilmesi için bir silah olacaktır.

Romantik İlişkilerde Kadın

Aristoteles kadının yarım kalmış bir erkek olduğunu söyler.  Arthur Schopenhauer ise kadınların herhangi bir konuda dikkate değer bir yeteneğe sahip olabileceğini ancak bir dahi olamayacaklarına vurgu yapar. Tarihin önemli düşünce insanları, bilim ve felsefenin büyülü dünyasında kayda değer bir kabul ve saygı görürler. Bu durum onların kadınlara olan bakış açılarında da saygıyı beraberinde getirmeli midir? 

Bülbülü öldürmek adlı kitapta şöyle bir söz geçer:

Bir insanı, meseleyi onun yönünden düşünmeye çalışmadıkça anlaman imkansızdır.

Bir cinsin, kadınların, öteki cins tarafından anlaşılamaması beraberinde önyargıyı ve adaletsiz tutumu getirir. Dünyanın yarısında kadınlar yer kaplar. Öteki yarı ise erkeklerindir. Bir diğer deyişle bir cinsin diğerini anlayamaması beraberinde hükmü, baskın çıkmayı ya da egemenliği değil zulmü getirir. Zulüm ise anlayışsızlığın eseridir. Bu nedenle toplumsal sorumluluk gerektiren her alanda kadının ve erkeğin iş birliği her ikisinin de birbirilerini algılaması sonucuyla ortaya konulabilir. Bu durum romantik ilişkiler için de aynı şekilde işlemelidir. Şöyle ki, aşk bireyin kendini aşmasına izin vermelidir, her iki tarafa da anlam sunmalıdır. John Stuart Mill (2017); kadınların düşünceleri, düşünen erkeklerinkine gerçeklik katarken erkeklerin düşünceleri kadınlarınkine hacim ve genişlik katar der.

(Görsel/Woman vector created by freepik – www.freepik.com)

Geleneksel Aşk Anlayışının Yetersizliği

Geleneksel romantik aşktaki problem, onu varoluşumuzun tek sebebi yapmamız gerektirdiğini düşündürmesidir. Varoluşun geleneksel aşk ilişkileri ile gerekçelendirilmesi, tarafların arasındaki üstünlük sağlama rekabeti, bir başka deyişle güç oyunlarına olanak sunmasıdır. Birbiri üzerinde hüküm sürme, bireylerin kendilerini keşfetmesini engeller. Bu yüzden varoluşumuzu bir başka insana duyduğumuz aşk ile gerekçelendirmek, her duygusal gelgit fırtınasında, kendimizi bir miktar daha kaybetmemize sebebiyet verir. İçimizde keşfettiğimiz değerler; avucumuza alınan kum tanelerinin parmaklarımızın arasından kayıp gitmesiyle son bulur.

Kendini bulabilmek; kaybolmuş bir ruhun içerisindeki değerleri keşfedebilmek için her iki cinsiyetin birbirine karşı anlayışlı olmasını da beraberinde sunmuş olur. Birinin sizin yanınızda olmaması, toplumun değerleri içerisinde çocuk istemeyen bir anne olmak, kocasız bir kadın olmak bir cinsin eksikliğini ya da yarımlığını belirtmez. Simone De Beauvoir bu durumu betimlemek adına şöyle diyor:

Kadınlar eksik ya da yarım değillerdir. Sadece bir şeyi istemeniz ve ona sahip olamamanız durumunda eksik kalırsınız.

Feminist düşünce tam anlamıyla tüm bu olanları anlayabilmek, eleştirebilmek ve yol çizebilmek için gereklidir.

Son Notlar

Özetlemek gerekirse kamusal alan, medya ve özel yaşantı; hayatımızın büyük bir parçasını oluşturan, çizdiği imajlar ve verdiği mesajlar ile çok büyük ölçüde hayatımızı etkileyen alanlar. Bu alanlarda kadınların neden feminist düşünce ile aydınlanması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Düşünce yapımız, karar vermemizde ve hayatımızı yönlendirmemizde kayda değer bir ölçüye sahiptir. Öyle ki Simone De Beauvoir bu durumu şöyle açıklamıştır:

Diyelim ki bir konsere gitmeye karar verdiniz, dedi Pierre; tam kapıdan çıkacağınız sırada, yürümek, metroya binmek size ağır geldi; o zaman, geçmiş kararlarınızı tanımaz, evde oturursunuz; ama on dakika sonra kendinizi bir koltukta sıkılır bulursanız, artık özgür falan değilsinizdir, yaptığınız hareketin sonuçlarına katlanıyorsunuzdur.

Unutmamalıyız ki feminist düşünce kadın için olduğu kadar erkek için de kayda değer bir öneme sahiptir. Toplumda erkeklerin de belirli kalıplara göre kendilerini uyarlamak istediklerini görebiliyoruz. Erkekler ağlamaz demek, sen erkeksin biraz sert ol demek, erkek dediğin kadınına sözünü dinletir demek toplumun geleneksel erkek yapısına karşı belli bir kimlik belirlemesidir. Her iki cinsin de anlayış, barış eşliğinde yaşamlarını idame ettirebilmesi ve hak ettiği özgürlük mücadelelerinde başarıyı yakalayabilmeleri için ve neye ihtiyacımızın olduğunu görebilmemiz için feminist düşüncenin bizi sarıp sarmalamasına izin vermeliyiz.

Kaynakça

Van der Gaag, N.,(2018), Feminizm, Sel Yayıncılık.

Mill, J.S.,(2017), Kadınların Köleleştirilmesi, Bilge Yayıncılık.

Şule YILMAZ

ODTÜ Felsefe bölümü lisans öğrencisiyim. Medya çalışmaları ve feminist teoriye karşı ilgiliyim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.