Yeni Normalde Kadın Olmak

Covid-19 pandemisinin insan yaşamının hemen her alanını derinden etkilediği ve değiştirdiği, bu değişimlerin de uzun süre bizlerle kalacağı artık yadsınamaz bir gerçek. Gözler önünde olmayan ya da fark edilmeyen bir diğer gerçek ise kadınların ve erkeklerin pandeminin yarattığı ekonomik ve sosyal krizlerden eşit şekilde etkilenmediği.

Evde Artan Paylaşımsız İş Yükü

Çalışmayan kadın yoktur, sadece yaptığı iş için maaş verilmeyen kadın vardır.

Criado Perez

Karantina önlemleriyle birlikte milyonlarca insan için ev ve iş yaşamı birbirinden ayrılmaz bir bütün haline geldi. Çocukların ve evdeki yaşlıların bakımı, yemek, çamaşır, bulaşık gibi ev işleri ise toplumsal normların bir ürünü olarak çoğunlukla kadınlara yüklendi. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi (UN Women) kurumunun “Dünya Kadınlarının Gelişimi 2019-2020: Değişen Dünyadaki Aileler” isimli raporunda pandemi öncesi dönemde, dünya çapında kadınların erkeklerden 3 kat daha fazla ev işi (unpaid care and domestic work) yaptığı bildirilmektedir. 1-3 Mayıs tarihleri arasında ise Ipsos şirketi tarafından yapılan ankette 18 ülkeden ve UN Women tarafından Asya bölgesindeki 6 ülkeden toplanan veriler ev yaşamında kadınların karşılaştığı bu eşitsizliğin pandemi döneminde daha da yoğunlaştığını kanıtlar nitelikte (Azcona, 2020).

İş Kayıpları, Gelirde Azalma ve Artan Yoksulluk

Kadınlar için iş bulmanın ve aynı iş karşılığında, aynı yetkinlikteki karşı cinsi ile aynı ücreti almanın daha zor olduğu birçok farklı çalışmada kanıtlandı. Üstelik kadınların daha iş başvuru sürecinde yüzleştikleri bu ayrımcılık, sadece cinsiyet ayrımcılığı yüzünden olmayabiliyor. Söz gelimi iş başvurusunda bulunan kadın eğer Afrika kökenli bir Amerikalıysa, yerliyse, sosyal olarak marjinalleştirilmiş bir gruba dahil ise kesişimsel ayrımcılığa uğrayabiliyor. Kesişimsel ayrımcılığı daha iyi anlayabilmek için bu terimin kökenine inmemiz gerekecek.

Kesişimsel Ayrımcılık ve Kadın

1960’larda başlayan 2. Dalga feminizmin devamı olan ve onun “beyaz yakalı kadınlar odağına” bir eleştiri getiren 3. Dalga feminizm, 1990’lı yılların sonunda ortaya çıktı. 3. dalganın 2. dalgadan en önemli farklarından biri ise “intersectionality” yani Türkçe karşılığı ile “kesişimsellik” kavramını feminist teoriye dahil etmesiydi (Grady, 2018). Bu terim ilk defa hukuk profesörü olan Kimberle Crenshaw tarafından 1989 yılında ortaya atıldı. Cinsiyet, etnik köken, ırk ayrımcılığı gibi kavramlara yeni bir bakış getirdi.

Adının da önerdiği üzere kesişimsellik, toplumda bireylerin farklı eşitsizlik türlerinin kesişiminde bulunabileceği ve karşılaşılan farklı eşitsizliklerin birbirini beslediğidir. Terimin çıkış noktasında Crenshaw, Emma’nın çelişkisi ismini verdiği bir davadan esinlenmiştir. Emma Degraffenreid Afrika kökenli bir Amerikalıdır. Daha iyi bir gelecek için iş başvurusu yaptığı araba üretim tesisinden ret cevabı alır. Kabul edilmeme sebebinin cinsiyeti ve ırkı olduğunu düşündüğü için başvurduğu mahkeme, Emma’nın iddiasını reddetmiştir. Gerekçe olarak da tesisin hem kadınları hem de Afro-Amerikalıları işe aldığını göstermiştir. Oysa bu tesiste işe alınan Afro-Amerikalıların hepsi, endüstriyel işlerde çalışan erkekler; işe alınan kadınların ise hepsi, sekreterlik gibi müşteri odaklı pozisyonlarda çalışan beyaz kadınlardı.  Yargıcın bu davada atladığı, belki de göz ardı ettiği nokta Emma’nın hem cinsiyet hem de ırk ayrımcılığının kesiştiği noktada bulunduğu idi.

Özetle Emma sadece kadın olduğu için ya da sadece Afro-Amerikalı olduğu için ayrımcılığa uğramamış olabilir. Fakat Emma Afro-Amerikan bir kadın olduğu için ayrımcılığa uğramıştır denilebilir. Günümüz Emma’ları ise sosyal ve politik kimlikleri yüzünden ayrımcılığa uğramanın yanında pandeminin yarattığı negatif etkilerle birlikte birçok ayrımcılığın kesişiminde konumlanıyor ve iş hayatında birden fazla ayrımcılık türüyle birlikte savaşmak zorunda kalıyor.

İş bulmak, aynı maaşı almak şöyle bir kenarda dursun; 1990’ların sonundan itibaren düzenli şekilde azalan yoksulluk oranları, pandemi öncesinde 2019-2021 yılları arasında derin yoksulluk koşullarında yaşayan kadınların sayısının %2.7 düşeceğini öngörürken yeni tahminler %9.1’lik bir artışa işaret ediyor.  

Pandemi ve Kadın-Erkek Eşitsizliği
Cinsiyete Göre Her Yaştan Uluslararası Açlık Sınırının Altında Yaşayan Küresel Nüfus (UN Women)

Çoğu Kadın İçin Ev Güvenli Bir Yer Değil!

Kadına şiddet, mağdur ve yakınları üzerinde ciddi ve uzun dönemli etkiler bırakan bir insan hakları ihlalidir. Pandemi öncesinde son 12 ayda 15-49 yaş aralığındaki kadınların %18’i -ki bu sayı 243 milyon kadına denk- partneri tarafından cinsel ya da fiziksel şiddet gördü (Davies,2020). Pandemi dolayısıyla insanları evde kalmaya teşvik eden veya mecbur eden önlemler uygulanmaya başladıktan sonra bu rakamların sağlık, güvenlik ve maddi kaygıların yarattığı gerginlik sebebi ile dramatik şekilde artmış olması bekleniyor.

Söz gelimi Tunus’ta karantina uygulamasının ilk günlerinde yardım hatlarına yapılan çağrılar beş kat arttı. Birleşik Krallık’ta ise karantinanın ilk haftasında Ulusal Aile İçi Şiddet yardım hattına yapılan telefon görüşmeleri %25 artış, aynı kurumun web sitesine yapılan ziyaretler ise %150 artış gösterdi (Online and ICT-facilitated violence against women and girls during COVID-19, 2020). Tunus ve Birleşik Krallık örneklerine daha birçokları eklenebilirken bazı ülkelerde azalan yardım hattı çağrı sayısı, bu ülkelerdeki kadınların alınan önlemler kapsamında artık yardım kuruluşlarına ve onlara bağlı telefon hatlarına ulaşamadığı sonucunu akıllara getiriyor.

Bir partnerin şiddeti cinsiyete dayalı şiddet türlerinin en yaygın biçimlerinden biri olsa da kadınlar; aile, toplum ve daha geniş çevrelerde şiddetin diğer türlerine de maruz kalıyor. Karantinada artan internet kullanımı sonucu kadınlara yönelik siber saldırılar ve zorbalıklar da dünya çapında arttı. Söz gelimi 1-20 Nisan tarihleri arasında Pensilvanya’da online tacizler 2019 yılının aynı periyodu ile kıyaslandığında %700 arttı (Online and ICT-facilitated violence against women and girls during COVID-19, 2020).

Son Notlar

En nihayetinde pandemi, savaş, kıtlık gibi sosyal, kültürel, ekonomik krizlerde dezavantajlı olan gruplar her zaman krizlerden daha fazla etkilenenler olmuştur. Covid-19 salgınının ve devamında gelen olumsuz şartların, toplum nezdinde dezavantajlı olarak nitelendirilebilecek bir grup olan kadınlar üzerinde etkisi daha geniş ölçekli ve serttir. Söz gelimi evdeki artan iş yükü, ekonomik güvenlik kaybı ve küresel çapta artan kadına şiddet oranları başlıca etkilerdir. Elde edilen veriler ışığında, 2020 yılı itibariyle her alanda cinsiyetler arasında eşitlik sağlamış olmaktan fersah fersah uzaktayız.

Kaynakça

Azcona, G. (2020, Temmuz 09). Ipsos survey confirms that COVID-19 is intensifying women’s workload at home: UN Women Data Hub.https://data.unwomen.org/features/ipsos-survey-confirms-covid-19-intensifying-womens-workload-home adresinden alındı.

Davies, S. 2020. “Risk of Online Sex Trolling Rises as Coronavirus Prompts Home Working.” Reuters, 18 March.

Grady, C. (2018, Temmuz 20). The waves of feminism, and why people keep fighting over them, explained. VOX: https://www.vox.com/2018/3/20/16955588/feminism-waves-explained-first-second-third-fourth adresinden alındı

Online and ICT-facilitated violence against women and girls during COVID-19. (2020, Nisan 30). UN Women: https://www.unwomen.org/-/media/headquarters/attachments/sections/library/publications/2020/brief-online-and-ict-facilitated-violence-against-women-and-girls-during-covid-19-en.pdf?la=en&vs=2519 adresinden alındı

Merve YILMAZ

ODTÜ İktisat bölümü lisans öğrencisi. Sanatı ve rakamları sever, onları yaşar. Aynı zamanda piyano çalıp şarkı söyler.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.