Kaosun Gölgesi Altında Kudüs’ün Tarihi ve Önemi -2-

Bir önceki yazımda Kudüs’ün tarihinden ve öneminden bahsetmiştim. Bu yazı dizisine Ortadoğu ekseninde büyük çalkantılara yol açan bir savaştan bir diğer deyişle 1948 yılındaki Arap-İsrail savaşından bahsederek devam etmek istiyorum. Arapların al-nakba(felaket), Yahudilerin Bağımsızlık Savaşı olarak nitelendirdikleri bu savaş Ortadoğu’daki en önemli savaşlardan biridir. Bu savaşı anlamamız için daha gerilere gitmek gerekmektedir.

Birinci Dünya Savaşında Filistin

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun Kanal Harekâtlarındaki amacı İngilizleri Mısır’da tutmak, Batıya kuvvet göndermelerini engellemek ve mümkünse Mısır’ı almaktı ancak 2 kere denendiyse de başarılı olunamadı. Osmanlı Ordusu kuvvetlerini Filistin ve Suriye’ye kaydırmak zorunda kaldı. İngilizler ise sürekli takipteydi.

Edmund Allenby komutasındaki Mısır Sefer Kuvvetleri hızlı bir taarruza geçti. Önce Gazze’yi sonra da Yafa’yı aldı. Osmanlı kuvvetleri ise hızlı bir geri çekilişle Kudüs’de güçlü bir savunma hattı kurdu. Allenby’nin ilk taarruzunu durduran Osmanlı kuvvetleri, istihkâmları kuvvetlendirerek beklemeye koyuldu. Ayrıca Büyük Britanya Başbakanı Lloyd George, İngilizlere Noel hediyesi olarak Kudüs’ün alınmasını istemişti. Allenby de bu sırada boş durmadı. Kuvvetlerin ve malzemelerin toplanmasını 8 Aralık’a kadar bekleyip güçlü bir taarruz başlattı. 9 Aralık 1917’de Kudüs düştü. Allenby de “Kudüs Fatihi” unvanını aldı. Kudüs’ün düşmesi, Osmanlılara büyük bir psikolojik yıkım yarattı.

Balfour Deklarasyonu

Lloyd George’un başbakanlığında kabinede Dışişleri Bakanı olan Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde milletlerarası Yahudi hareketinin liderlerinden biri olan Lord Rothschild’e bir mektup göndermiştir. Mektupta şunlar yazmaktadır: 

Bu mektupta da görüldüğü gibi İngiliz hükümeti, açık bir şekilde Yahudileri desteklemektedir. İngilizlere ilerleyen zamanlarda Fransa, İtalya ve ABD de katılacaktır.

1936-39 Arap Ayaklanmaları

İngiliz idaresindeki Filistin Mandası’nda Filistin kökenli Arapların İngilizlere karşı bağımsızlık için ve Yahudi göçleri yoluyla Yahudi devleti kurma çalışmalarına karşı koymak için başlattıkları ayaklanmadır(Kelly, 2017). Filistin’in bağımsız olması için ilk harekete geçenlerden olan ve günümüzde de Kassam Tugayları adıyla da hatırlanan İzzeddin El-Kassam’ın 20 Kasım 1935’te öldürülmesiyle hızlanan isyan hareketleri, Kudüs başmüftüsü ve aynı zamanda Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan Emin El-Hüseyni’nin 16 Mayıs 1936 tarihini Filistin Günü ilan etmesiyle doruğa ulaştı. Aynı grup, ayaklanmayı güçlendiren ve mayıs ayında başlayıp ekim ayına kadar süren bir genel grev ilan ederek karşı taraftakileri zor durumda bıraktı. İngilizler bu noktadan sonra Yahudi polisleri silahlandırdı ve para akıttı.

Arap Göstericiler Yahudi Göçüne Karşı Kentte Protestolar Düzenliyor
Arapların Yahudi göçüne karşı yaptıkları protestolardan bir kare.

Ayaklanma 2 aşamadan oluştu. İlkinde öncelik siyasi protestolara ve grevlere odaklandı. Bu aşama siyasi kapitülasyonlar ve sıkıyönetim tehdidiyle sona erdirildi. İkinci aşama 1937’de başladı ve genellikle silahlı direniş şeklindeydi. Bu direniş ise İngiliz Ordusu ve Yahudiler tarafından vahşice bastırıldı. Filistinli 20-60 yaş arası erkeklerin %10’undan fazlası öldürüldü veya çalışamaz hale getirildi. En büyük zararı Filistinliler gördü. Yahudi paramiliter güçler İngilizler tarafından silahlandırıldı. Bunun sonucunu da Araplar 1948 yılındaki savaşta acı bir şekilde farketti. Bu ayaklanmanın Araplara yarayan tek sonucu İngiliz siyasilerinde Filistin’den çekilme fikri oluşmasıydı.

Birleşmiş Milletler

Filistin’i 1920’den beri idare eden İngiltere, Filistin meselesini çözme sorununu 1947’de Birleşmiş Milletlere teslim etti. Yahudiler nüfusun yaklaşık yüzde 33’ünü oluşturuyordu ancak toprakların çok küçük bir kısmı ellerindeydi. Nazilerden kaçan Yahudilerinde buraya yerleşmesi işi iyice çığırından çıkarmıştı. Çok acil bir mesele haline gelmişti. Birleşmiş Milletlerin kurduğu özel bir komisyon bölgeyi bölmeyi önerdi. Arap Yüksek Komitesi olarak adlandırılan Filistinli temsilciler reddetti ancak Yahudi temsilciler kabul etti. Bölme planı Filistin’in yüzde 56,47’sini Yahudilere, 43,53’ünü Araplara bırakıyordu. Kudüs ise milletlerarası bir komisyon tarafından idare edilecekti. 29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı. 13 ülke karşı oy vermiş, 10 ülke de çekimser kalmıştı. Filistinlilerin reddettiği plan hiç uygulanmadı. İngiliz kamuoyu, Filistin’de İngiliz askerlerinin ölmesi üzerine buradaki varlıklarına karşı çıkmaya başladı. Ayrıca ABD’nin buraya daha fazla Yahudi göçmen alınması için uyguladığı baskı iyice artmaya başladı. İngilizler bunun üzerine iyice öfkelendi ve kamuoyu hükümete daha ağır baskı yapmaya başladı.

İsrail’in Kuruluşu

Arap ve İsrail arasındaki çatışmanın doruğa çıktığı an
İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Gurion

İsrail 2000 yıldır kurulan ilk Yahudi devletiydi. Tel Aviv’de 14 Mayıs 1948’de saat 16.00’da ilan edildi. Karar, kalan son İngiliz birliklerinin Filistin’i terk etmelerinin ertesi gününde yürürlüğe girdi. Filistinli Araplar kararı al-nakba yani felaket günü diye anarlar. 

1948’e girilirken Arap ve Yahudi birlikleri birbirlerinin elindeki topraklara saldırıyordu. İsrail askerleri birçok yerde zafer ilan etti. İsrail devleti ilan edildikten bir gün sonra, Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye orduları, hemen İsrail’de işgale başladı ama püskürtüldüler. İsrail ordusu küçük bölgelerde süren direnişi de bastırdı. Ortaya çıkan durum, İngiltere manda yönetimindeki Filistin’in çoğunluk bölgesini İsrail’e bırakıyordu. Birçok Filistinli de mülteci durumuna düştü.

Mısır, Gazze Şeridi’ni elinde tuttu. Ürdün de Kudüs çevresindeki toprakları ve şimdi Batı Şeria denen bölgeyi ilhak etti. Bunlar, İngiltere manda topraklarının yüzde 25’ini oluşturuyordu. Bu durum 1967 savaşına dek sürdü.

Bu savaşla beraber İsrail kurulmuş oldu ve tarihi anlaşmazlıklar gün yüzüne çıktı. Araplar birbirleri arasındaki ihtilafları bırakıp İsrail’e karşı birleşmeye başladılar. 1956 yılındaki Süveyş Krizi ile Yahudi düşmanlığı Araplar arasında doruk noktasına çıktı. Arap liderler peşlerinden halklarını da sürükleyerek 3 büyük savaşa daha sebebiyet verdi. Bir sonraki yazıda bu tarihi anlaşmazlıkların meyvelerinden biri olan Süveyş Krizi’ni inceleyerek Kudüs’ü anlamaya ve tanımaya devam edeceğiz…

Kaynakça

Kelly, M. (2017). Crime of nationalism. Oakland: University of California Press.

Serinin önceki yazısına yukarıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Mustafa Emre ÇAKIR

Karatay Üniversitesinde Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Aynı zamanda tarihe, teknolojiye ve video oyunlarına hayran bir yazarım.

1 Comment

  • […] Bir önceki yazımda 1948 yılındaki İsrail’in Bağımsızlık Savaşı’ndan bahsetmiştim. Bu yazımda ise çalkantılı Ortadoğu ekseninde en büyük olaylardan biri olan 1956 yılındaki Süveyş Krizi’nden bahsedeceğim. Bu olayın sonucunda artık Büyük Britanya ve Fransa küresel bir aktör olamadıklarını anlamışlar ve köşelerine çekilmişlerdir. Ayrıca bu kriz, Mısır tarihinde efsane liderlerden biri olan Nasır’ın yıldızının parladığı olaydır. […]

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.