Demokrasi ve İnsan Haklarına Kısa Bir Yolculuk -1-

İnsan, insanın kurdudur.

Thomas Hobbes

İnsan ile diğer ‘kompleks madde bütünlüğüne sahip varlıkları’ birbirinden ayıran unsurlardan konu açılırsa hemen hemen herkes en az birkaç durum sayabilir. Bahse konu yazının incelediği husus için de yukarıda bahsedilen ayırıcı unsurların tespitinin yapılması ve tanımlanması gerekecektir. Nihayetinde tamamıyla insana özgü kurumlar incelenmektedir. Tanımlamadan önce yazının bütünlüğünü sağlamak adına, insanı spesifik kılan bu unsurların tarihsel sürecini incelememiz gerekecektir.

Homo neanderthalensis

Doğal seçilim içerisinde varlığını sürdüren tüm canlılar bunu adaptasyon yeteneğine borçludur. İlk hominid (insansı) varlığının 2 ila 4 milyon yıl öncesine dayandığı düşünülmektedir. Milyonlarca yıl içerisinde insansıların birçok türü farklı coğrafyalarda yaşamış, farklı özeliklere sahip olmuştur ve homo (insan) halini almıştır. Hominid varlığından ‘Homo’ geçişinin ise tam tarihi bilinmemektedir (Şenel,1982). Kabaca son 100.000 yıl içerisinde ise Homo Neanderthalensis(Özellikle Ortadoğu ve Avrupa) ve Homo Sapiens türleri baskın hale gelmiş, ardından Homo Sapiens, yani bugün bildiğimiz anlamda modern insanın son atası, dünyanın tek hakimi homo türü haline gelmiştir.

İnsanın Farklılığı

Peki ne oldu da insan yerkürede bu kadar baskın hale geldi? Bunun cevabı ise yine insanlardır. Çünkü toplu halde yaşamanın beslenmek, üremek ve hayatta kalmak gibi birçok farklı açıdan avantajı olduğunu evrimsel perspektifte ‘fark eden’ insanlık, başarılı bir şekilde toplu yerleşik hayata geçen ve bununla kalmayıp kitlesel adaptasyonunu hızlı bir şekilde gerçekleştiren; bu doğrultuda var olduğu coğrafyalarda diğer türlere nazaran olağanüstü etki bırakabilen; var olmadığı coğrafyalara ise hızlı bir şekilde yayılabilen bir tür haline gelmiştir. İnsanın bu özelliği, tarih çizgisinde diğer canlılarda da var olabilen basit topluluklardan çok daha gelişmiş topluluklar kurmasına vesile olmuştur. Günümüz toplumlarında insan birey ve üye olarak toplumdan ayrık bir biçimde varlık sürdürememektedir, ve insan adeta toplumun kendisi haline gelmiştir fakat makro ölçekte toplum insandan ayrıktır, tek başına onun tercihlerinden, arzularından etkilenmez.

(Fotoğraf/Background vector created by rawpixel.com – www.freepik.com)

Yazının başında bahsedilen ayırıcı unsurlardan ilk bakışta akla gelenler; zeka, dil, alet becerisi ve bunun gibi niteliklerdir. Ancak incelenen konu için önemli olan şudur: İnsanlığın kolektif bilinci ve mirası. Yaşadığımız toplumdan bağımsız bir birey olsak bile bu kolektif bilinç ve devamında gelen miras bizim yapıp etmelerimiz ve düşüncelerimizin çok büyük çoğunluğunu oluşturur ya da etki eder. Tarih sahnesinde Sapiens kadar, bu denli devasa, kompleks, yaratıcı, zengin bir kolektif bilince ve bunun ürünü muazzam bir mirasa (buna bugün uygarlık tarihi denmektedir) sahip başka bir canlı yoktur.  Konuya tarih bilimi açısından tasnif edilebilir ve insanlık açısından kitlesel olarak nitelendirebileceğimiz ilk topluluklardan bahsetmeye başlayarak, yazının girişini sonlandırmak yerinde olacaktır.

Toplu Halde Yaşamaya Başlamak

Tarihsel çizgide topluluk sayılabilecek ilk insanları ‘sürü’ olarak nitelendirmek pek de yanlış olmayacaktır. Birkaç on kişiyi geçmeyen bu sürülerin diğer sürülerle herhangi bir etkileşiminin olmadığı, salt avcı-toplayıcı yaşam biçimini benimsediği (yani belirli bir üretim tarzının mevcut olmadığı) düşünülmektedir. Etkileşim sadece bir sürünün içerisinde olduğundan bu topluluklarda bireylerin karmaşık rolleri yoktur. Karmaşık rollerin olmadığı bir toplulukta da biyolojik birtakım farklılıklardan doğanlar dışında herhangi bir sınıf oluşumunun da mevcut olmadığı düşünülebilir. Araçların kompleks olmaması, yaşamın kaynağının insan faaliyetlerinden çok iklim, doğa gibi çevresel faktörlere bağlı olması yani kısaca üretici ekonominin olmaması bu toplulukların ekonomisinin ‘Asalak Ekonomi’ olarak nitelendirilmesine neden olmuştur (Şenel, 1982).

İlkellikten Karmaşıklığa Birinci Adım

İlkel bir sürünün ilerisine geçmek için elbette daha karmaşık araçlara, üretim tarzına, sosyal ilişkilere kısaca daha gelişmiş bir beyne sahip olmak gerekir. Yuval Noah Harari(2012), Sapiens isimli kitabında, insanlığın bu konuda attığı ilk adımın ateşi kontrol etmesi olduğunu ifade eder. Harari’ye göre ateşin kontrolü, insanların kendini diğer canlılardan ve soğuktan koruması açısından onlara bir avantaj sağlamakla kalmayıp aynı zamanda pişirilmeden sindirilemeyen besinlerin de tüketilmeye başlanmasıyla ve diğer besinlerin de daha kolay sindirilebilir hale gelmesiyle, sindirim için harcanan enerjinin azalması insanın beyin gelişimini hızlandırmıştır.

İlkellikten Karmaşıklığa İkinci Adım

Beyin gelişimi hızlanan insan, Harari’nin de deyimiyle, bilişsel bir devrim gerçekleşmiştir. İşte bu insanın attığı ikinci adımdır (Bu hızlı ve büyük beyin gelişiminin neden Sapiensler’de olduğu, söz gelimi diğer homo türlerinden olan Homo Erectus’da olmadığı hakkında tam bir görüş birliği yoktur.).

Harari’ye göre Homo Sapiens, yani insanlık, bundan 70 bin yıl önce diğer homo türlerini ortadan kaldırmaya ve yerkürede yayılmaya başlamıştır (İleri okuma için: Irk Karışımı Teorisi ve Yerine Geçme Teorisi). Hatta Harari’ye göre 30 bin yıl önce yaşamış bir Sapiens’e bugünün bir edebi klasiğini okutabilir veya akışkanlar mekaniğini öğretebilirdiniz yani bilişsel yeteneklerinin aynı bizimkiler gibi olduğunu belirtir. İnsanların bahsedilen bu bilişsel yetenekleri onun kendi türüyle arasındaki iletişimi kuvvetlendirmiştir. İlkel sürülerdeki üyeler arası bir sınıflaşmanın sadece biyolojik olabileceğinin düşünüldüğünün, bunun sebebinin de karmaşık rollerin olmamasının olduğunu söylemiştik. İşte insanlardaki dil yeteneğinin gelişmesi ve daha karmaşık ifadelerin kullanılabilmesi; sürüdeki üyelerin birbirleri arasındaki ilişkilerin tanımlanmasına, nitelendirilmesine ve karmaşıklaşmasına neden oldu. Bunun doğal bir sonucu olarak ilk insan toplulukları da değişmeye ve daha karmaşık bir hal almaya başladı.

İlkel komünal toplum köleci bir topluma, köleci bir toplum feodaliteye, feodalite de bugün bildiğimiz anlamda modern toplumlara dönüşmüştür (Agibalova&Donskoy, 2017).

Toplu Yaşamın Külfeti: Çatışma

(Fotoğraf/People vector created by pch.vector – www.freepik.com)

Toplumlar, bünyesinde barındırdığı bireylerden ayrık ve üst bir kurumdur demiştik. Bu durumun sayısız sonucu tarih, antropoloji, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, hukuk gibi birçok sosyal bilim çatısı altında incelenebilir. Önemli bir sonuca eğilmek gerekirse, bu, bireyin menfaatinin diğer bireyler ve toplumla çatışması olasılığıdır.

İnsanın olduğu her yerde menfaat ve bunun sonucu olarak menfaat çatışması vardır. Modern devletin ortaya çıkışı da esasında bir menfaat çatışmasına dayanır.  Rousseau (1762), modern devletin toplum sözleşmesi ile ortaya çıktığını ve devletin amacının bireyi önce devletten sonra diğer bireylerden korumak olduğunu, kısaca menfaatleri korumak olduğunu savunur. Toplum hayatı karmaşıklaştıkça menfaat çatışmaları da karmaşıklaşmış ve toplum hayatını düzenleme fikri gelişim göstermeye başlamıştır. Bu da sosyal, kültürel, siyasi, ahlaki, dini, hukuki normlar oluşmasına sebep olmuştur.

Çatışmanın Sonucu: Normlar

Bir norm veya normlar bütünü kendiliğinden oluşabildiği gibi kitlesel olaylarla, devrimlerle veya yüksek fikir insanlarının meydana getirdiği fikir ürünlerinin birer sonucu olan değerlerin benimsenmesiyle oluşabilmiştir. Oluşan norm bütünleri sistemler meydana getirmiştir. Hukuk, örf ve adet, politika ve daha birçok sistem bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bahsedilen bu kavramlar tarihsel perspektifte birçok evrim geçirmiştir. Sözgelimi hırsızlık yapmamak sosyal, hukuki hatta dini bir norm iken niteliği değişmiş, bu davranışa bağlanan müeyyideler de zaman içerisinde evrim geçirmiştir. Bugün bulunduğumuz toplumda ise bu değişimin ivmesi hızlanmaktadır.

ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR ÇÖZÜM OLARAK DEMOKRASİ      

Halkın, halk tarafından, halk için yönetilmesi.

ABRAHAM LINCOLN

Demokrasi, bugün en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm insanların defalarca duyduğu, modern dünyanın ‘modern’ siyasal iktidarlarının ise söylemlerinin, gücünün ve en önemlisi meşruluğunun ana kaynağı olan ve insanlığın en büyük etki yaratan fikirlerinden biridir.

Demokrasi kelimesinin etimolojik kökeni Antik Yunancadır ve ‘Halk’ anlamına gelen ‘Demos’ ve ‘İktidar’ anlamına gelen ‘Kratos’ kelimelerinden oluşmaktadır. Bu doğrultuda kelimenin kökeninden anlayabileceğimiz üzere demokrasinin temeli halkın egemen bir güç olması fikrinde yatar. Bu anlamda demokrasinin muhtevası kısaca açıklanacak olursa; egemen bir devletteki, mevcut siyasi iktidarın sahibinin o devletteki halk olmasıdır, egemenliğin dış dünyaya yansımalarında öne çıkan özneler ise ancak halkın birer yansıması; olsa olsa aracıdır ve yine bu öznelerin meşruluğunun kaynağı halkın iradesidir.

Kelimenin kökeni gibi, kendisi de Antik Yunan kültürünün ürünüdür.

‘’Şöyle ki, Antik Yunan’ın çağdaşı olan doğu milletleri despotik ve tek adam (kral, tanrı kral ya da tapınak soyluları) eliyle yönetilirken, Atina demokrasisi insanların kendileri yönetmesine imkân veriyordu; senato yapısı ve Atina yurttaşlarının oturumlarda görüşlerin bildirmesi bir doğrudan demokrasi örneği olarak var olmuştu. Şüphesiz bu durumda Atina vatandaşı olan kişilerin azlığı ve kadınlar ve köleler gibi kitlelerin bu yönetim hakkından mahrum kalması da göz önünde bulundurulacak etkenlerdir. Yani bir diğer deyişle Atina demokrasisi kıymetli bir ilk örnekti, ancak bu uygulamanın bu denli rahat uygulanabilmesi mevcut şartlar dâhilinde yer alan yasal sınırlamalar ve nüfusun birbirini tanıması ve ona göre hareket etmesi neticesinde doğmuştu.’’ (Keçeci,2016)

Demokrasi Neden Antik Yunan’da Ortaya Çıktı?

Peki demokrasi neden Antik Yunan coğrafyasından ve kültüründen doğdu? Öncelikle, demokrasi kolektif bilgi ve fikir ürünüdür, yazının başında belirtilen kolektif bilinç ve miras işte burada devreye girmektedir. Bilginin üretilmesi için düşünmek yani fikir oluşturmak, fikir oluşturmak için ise refah gerekmektedir. Açlıktan ölmek üzere olan bir insanın iktidar tiplerini düşünmesi beklenemez. İşte Antik Yunan’ı çağdaşlarından ayıran noktalardan birisi de budur: Koloniler, ticaret için stratejik bir bölgede bulunması Antik Yunanlıların refahını çok üst düzeye çıkarmış, onlar da ‘boş zaman’ sahibi olmuşlardır. Ticaret Doğu uygarlıklarından sadece refah getirmemiş ayrıca bilgi, birikim de getirmiştir. Dogmaların doğuya göre epey önemsiz olduğu Yunanistan ise bu bilgileri tartışabilmiş ve insanlığa binlerce yıldır süregelen ürünler kazandırmıştır. Akıllara neden bu antik demokrasiye Atina demokrasisi dendiği sorusu da gelecektir. Yine Keçeci, yazısının devamında bunu şöyle açıklıyor:

‘’Öyle ki, rakibi Sparta kentinde askerliğin herkese eşit şekilde vazife olması nedeniyle bilek gücüyle yapılan işlerin herkese ait olması, Sparta’da kol gücünü geliştirmiş ancak kafa gücünü tam olarak geliştirememiştir. Atina’da ise köleler ve askerlerin ayrı bir sınıf olması felsefe ve sanatla uğraşmaya vakti olan bir sınıf yaratmıştır; böylelikle demokrasi, felsefe ve sanatın gelişmesi hızlanmıştır.’’ (2016)

Modern Demokrasi ile Atina Demokrasisi Arasındaki Farklılık

Modern demokrasilerde siyasal haklar istisnalar dışında tüm yurttaşlara eşit dağıtılmıştır. Çağının ilerisinde olan Atina Demokrasisinin ise bu noktada farklılıkları mevcuttu. Antik Yunan’da yurttaşlık belirli durumlarda insanların sahip olabildiği bir kavramdır. Tarihsel süreçte önce soy temelli bir yurttaşlık anlayışı varken, Solon ve onunla birlikte gelen yasalarla servet temelli bir yurttaşlık kavramı oluşmuştur. Yurttaşlığın ifade ettiği değer, siyasal haklar, hep aynı kalmış fakat eşitlikçi bir şekilde dağıtılmamış ve değişiklikler göstermiştir (Akkoç,2014).

Son Görüşler

En nihayetinde eksiklikleri olsa ve modern anlamda demokrasiden uzak da olsa; insanlığın aydınlanma sürecindeki emekleme dönemlerinden olan Atina Demokrasisi, uygarlık tarihi açısından büyük öneme sahiptir. Tarihsel süreçte insanlığın kolektif bilincinin ve mirasının; modern dünyanın sorunlarına, insanlık değerlerine aykırı durumlarına sahip olmasına rağmen geçmiş dönemlerle kıyas kabul edilemeyecek derecede aydın ve eşitlikçi günümüz toplumuna ulaşma sürecindeki ilk durağıdır.

Kaynakça

Alaaddin Şenel (1982). İlkel Topluluktan Uygar Topluma Geçiş Aşamasında Ekonomik Toplumsal Düşünsel Yapıların Etkileşimi. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları: 504

Ali İzzet Keçeci. Sokrates’ten Çipras’a Yunanistan’ın Demokrasi Serüveni. EUROPolitika Dergisi, Sayı 1, 2016 , 34-45.

Aslıhan AKKOÇ. Yunan Demokrasisinin Kavramsal Yönü Ve Toplumsal Arka Planı. Sosyal Bilimler Dergisi / Cilt: 16, Sayı 1, 2014, 31-42.

Rousseau, J.-J. (1762). Toplum Sözleşmesi. İş Bankası Kültür Yayınları.

Yuval Noah Harari (2012). Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens (43.basım). İstanbul: Kolektif Kitap

Agibalova & Donskoy (2017). Ortaçağ Tarihi (2.basım). İstanbul: Yordam Kitap

Bekir Emre AKDAĞ

Ankara Üniversitesi Hukuk Bölümü lisans öğrencisi, bu dünya bizim memleket diyen bir sosyal bilimler meraklısı. Aynı zamanda tiyatro ve dans icra eder.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.