Belirsizliğin Kısa Tarihi: Türkiye ve Orta Doğu

Tarihin her döneminde dünyanın merkezi konumunda bulunan Orta Doğu sahip olduğu özellikler ve stratejik önemi nedeniyle sürekli bir çekim merkezi olarak konumlanmıştır. Orta Doğu’nun bu durumu; bu bölgede savaşların ve egemenlik mücadelelerinin her dönemde yaşanmasına da neden olmuştur. Esasen 1960’lara gelinceye kadar Türkiye’nin Orta Doğu’ya özgü bir dış politikası yoktur. Türkiye, Kıbrıs meselesi belirginleşene kadar diğer ülkelerle ABD eksenli bir dış politika yürütmeye çalışır. Kıbrıs meselesinde Batılı ülkelerin desteğini alamayınca Türkiye, Orta Doğu’yla daha yakın ilişkiler kurması gerektiğini anlar. Bu yazımızda da genel olarak geçmişten günümüze Türkiye’nin Orta Doğu politikasına göz atmaya çalışacağız.

Türkiye’nin Orta Doğu’dan Uzaklaşması

Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Türkiye Orta Doğu’dan uzaklaşmaya başlamıştır. Bunun sebebi hala tartışılmakta olsa da yaygın kanı Arap dünyasından farklı ulusal kimlik ve cumhuriyetin kurulmasıyla ortaya çıkan yeni siyasal kimliktir. Tabi ki tek sebep bu değildir. Birçok farklı sebep daha vardır. Cumhuriyetin kurulmasıyla Türkiye yeni bir yola girmiştir. Laikleşme ve Batılılaşma inşa edilmeye başlanmış; 1920’li yıllardan itibaren cumhuriyetin elitleri ve toplumda hâkim siyasal ve toplumsal kültür de bu yönde seyretmiştir. İçerdeki etkilerin dışarıyı da etkileyeceği varsayılabilir ancak sanılanın aksine böyle olmamıştır.  Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üye olarak “Avrupa devletler sistemi” nde yer alma yönünde tercihini ortaya koymasına rağmen Batı etkisinin Türk dış politikasında öncelikli bir yeri olmamıştır. Bu dönemde Batılı ülkelerin kendi aralarındaki rekabet ve farklı ittifak ilişkilerine girmeleri Türkiye’ye “göreceli özerklik” sağlamıştır. Türkiye bu sayede bağımsız, statükocu ve gerçekçi bir dış politika izlemiştir (Oran, 2001:239-385).

Türkiye’nin dış politika özelinde Orta Doğu’ya kayıtsız kalmasının bir başka nedeni ise I. Dünya Savaşı’nın ardından Orta Doğu’da kurulan yeni devletlerin uzun bir süre bağımsızlığını kazanamamış olmasıdır. Bugünkü Suriye ve Lübnan Fransız mandası altına girerken, Irak ve Ürdün’de İngiliz mandası kurulmuştur. Keza Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkeleri de bu dönemde henüz bağımsızlıklarını kazanamamıştır. Dolayısıyla Türkiye bölge ile ilişkilerini Batılı ülkeler üzerinden yürütmek zorunda kalmıştır (Şahin,2010: 11).

Soğuk Savaş’ta Türkiye’nin Dış Politikası

Türkiye’nin bölgeye ilişkin politikaları 2. Dünya Savaşı’nın ardından hem uluslararası statüko hem de Orta Doğu’nun jeopolitik yapısı üzerinden şekillenmiştir. Ülkeler bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlar ancak Soğuk Savaş hemen kendini hissettirmiştir. SSCB Türkiye’yi tehdit eden bir güç olarak kendini göstermeye başlamıştır. Türkiye bunun üzerine Batı ile ittifak yapmaya başlamış; 1952 yılında da NATO’ya girerek diplomatik ittifakı askeri bir ittifakla taçlandırmıştır.

Dış Politika ve NATO

Ayrıca ekonomik olarak toparlanabilmesi için Batı’nın teknik ve mali yardımlarına olan ihtiyacı Türkiye’yi Batı ile ekonomik ittifak kurmaya yöneltmiştir. Böylece Türkiye; Batı ile ittifakını güçlendirmek ve Batı’nın güç ve imkânlarından yararlanabilmek amacıyla kendi güvenliği ve bölgesel çıkarları ile Batı’nın bölgedeki çıkarlarını özdeşleştirmeye çalışmıştır.

İlişkilerin Normalleşmesi

Türkiye’nin bu bölge ile ilişkilerinin normalleşmesi yaklaşık 1965 yılına tekabül eder. ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye gönderdiği mektupta ABD’nin Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesine karşı olduğunu belirtmiştir. Bu yüzden Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında bir çatışma çıkarsa Türkiye’nin yardımına gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bu nedenle Türkiye; dış politikasını çeşitlendirip daha önce ihmal ettiği devletlerle ilişkilerini geliştirerek kendisine dış politikada yeni ortaklar bulmak için arayışa girmiştir. Bu arayışlar da kapıyı Orta Doğu ve Üçüncü Dünya ülkelerine açmıştır.

1973 Petrol Krizi’nin ardından Türkiye Orta Doğu ülkelerine biraz daha yaklaşmıştır. Zira döviz kıtlığı çeken Türkiye artan petrol fiyatlarını karşılayamaz duruma gelmiş; petrol ihtiyacını karşılamak için petrol üreticisi Arap ülkelerinden kredili petrol almaya çalışmıştır (Sander, 1998:227-29).

Dış Politika ve Ambargo
(Görsel/https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/didem-ozel-tumer/incirlik-ve-kurecik-tartisilirken-1975i-hatirlamak-6104917)

Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’a yaptığı müdahale Batı kamuoyunda büyük ses getirmiştir. Bu nedenle ABD ile olan ilişkiler önemli ölçüde etkilenmiştir. ABD 1975-78 yılları arasında Türkiye’ye silah ambargosu bile koymuştur. Hatta Savunma İş Birliği Antlaşması askıya alınmıştır. Türkiye’nin savunma sanayi hamlelerinin de başlaması bu döneme rastlamaktadır.

Ekonomi ve Güvenlik Kaygılı Dönem

1980’li yıllarda ortaya çıkan iki önemli gelişme Türkiye’nin Orta Doğu politikasını iki farklı yönde etkilemiştir. Bu dönemde Türkiye’nin güneydoğusunda ortaya çıkan ayrılıkçı “PKK” terörü ile mücadele Türk siyasetinin en önemli meselelerinden birisi olmuştur. Buna karşılık Suriye ve Irak’ın PKK’ya destek vermeleri Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerindeki sorunlara bir yenisini daha eklemiştir. Diğer taraftan Türkiye’nin ekonomik olarak dışa açılmaya başlaması ve ihracat ağırlıklı ekonomik büyüme stratejisi benimsemesi Türkiye’yi bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmaya itmiştir. Dönemin Başbakanı Turgut Özal; bölge içinde ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin bölge içi sorunların çözülmesinde ve barışın sağlanmasında etkili olacağına inanmıştır. Bu yüzden Özal bu dönemde ekonomi temelli bir dış politika izlemiştir (Gözen, 2002).

Türkiye’nin ekonomik bir dış politika izleyerek bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme girişimleri Türk dış politikasında “Batıcılığın” yerini değiştirmemiştir. Bu bağlamda Türkiye Avrupa Topluluğu (AT) ile ilişkilerini geliştirmiştir. Bunun sonucunda 1987 yılında AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu)’ye tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.

Türkiye bu dönemde Orta Doğu’dan kaynaklanan tehdidi yine Orta Doğu’da aktif bir politika izleyerek dengelemek üzere bir taktik benimsemiştir. Bu taktik bir taraftan tehdit kaynağı olduğu düşünülen ülkelere karşı politikanın sertleştirilmesini de öngörmüştür. Bu bağlamda Suriye ve İran ile ilişkiler gerilirken PKK’ya karşı yürütülen askeri mücadele kapsamında Irak’ın kuzeyine sık sık askeri müdahalede bulunulmuştur.

Günümüzde Türkiye Dış Politikası

Günümüzde Orta Doğu politikası ise yeni bir çehreye bürünmüştür. Nitekim yeni iktidar siyasileri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir müddettir Türk dış politikasının belirli bir hedefe dayandığını ileri sürmektedir. Bu hedef; Türkiye’nin tarihsel, jeopolitik, demografik ve ekonomik yapısı itibariyle uluslararası sistemde merkezi bir role sahip olması gerektiği iddiasına dayanmaktadır (Davutoğlu, 2004; Davutoğlu, 2008). Bazı kesimler şu anki politikayı neo-Osmanlıcılık olarak nitelendirse de Türk siyasiler bu iddiayı reddederek yeni bir dünya vizyonuna dayalı gerçekçi (reelpolitik) bir siyaset izlediklerini ileri sürmektedir.

Son Notlar

Türkiye son yıllarda Orta Doğu’da çok aktif bir politika izlemektedir. İyi ilişkiler geliştirilmekte ve Türkiye’nin bölgedeki kilit önemi artmaktadır. Bunun karşılığında Orta Doğu’nun önemi de Türkiye için giderek artmaktadır. Ekonomik olarak bu bölge Türkiye’nin potansiyel pazarı olup ticari ilişkiler gün geçtikçe artmaktadır. Artan ihracat ve ithalat miktarı diplomatik ilişkilere de olumlu yansımaktadır.

Kaynakça

Gözen, Ramazan (2002), “Türkiye’nin Ortadoğu Politikası: Gelişimi ve Etkenleri,” Türkler Ansiklopedisi, 17.C., Ankara, Yeni Türkiye Yayınları.

Oran, Baskın (2001), Türk Dış Politikası; Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Olaylar, Yorumlar, Belgeler, cilt I, İstanbul, İletişim Yayınları.

Şahin, Mehmet (2010), “Türkiye’nin Ortadoğu Politikası: Süreklilik ve Değişim, “Akademik Orta Doğu, cilt 4, sayı 2.

Sander, Oral (1998), “Türkiye ve Ortadoğu,” Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, Ankara, İmge Kitabevi.

Davutoğlu, Ahmet (2004), “Türkiye Merkez Ülke Olmalı,” Radikal, 26 Şubat 2004.

Davutoğlu, Ahmet (2008), “Turkey’s Foreign Policy Vision: An Assessment of 2007,” Insight Turkey, cilt 10, no.1

Mustafa Emre ÇAKIR

Karatay Üniversitesinde Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Aynı zamanda tarihe, teknolojiye ve video oyunlarına hayran bir yazarım.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.