Kaosun Gölgesi Altında Kudüs’ün Tarihi ve Önemi -III-

Bir önceki yazımda Süveyş Krizi’nden ve Cemal Abdülnasır’ın nasıl iktidara yükseldiğinden bahsetmiştim. Şimdi ise Altı Gün Savaşı’ndan bahsedeceğim. İsminden de anlaşılabileceği gibi bu savaş sadece altı gün sürmüştür. Tabi ki perde arkasında yıllara uzanan sebepler vardır.

Süveyş Krizi Mısır açısından askeri bir yenilgi ama politik bir zafer, İsrail açısından ise tam tersi bir durum olmuştur. Mısır aynı zamanda Süveyş Krizi’nde İsrail’e Tiran Boğazı’nı kapatıp krizin tansiyonunun yükselmesine sebep olan bu yerin açılmasını kabul edip suları sakinleştirmişti. İsrail Mısır sınırı birkaç yıl sakin kaldı.

İsrail Ulusal Su Yolu

1964 yılında İsrail, ulusal su yolu projesi için Ürdün Nehri’nden su almaya başladı. Ertesi yıl ise Arap devletleri, Ürdün Nehri’nden gelen suyun İsrail’e akmamasına yol açacak planlarını devreye soktular. Bu plan İsrail’in ulusal su yolu kaynaklarını %35, ülkenin toplam su kaynağını ise %11 azaltacaktı (Murakami, 1995). İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Suriye’de inşa halinde olan baraj tesislerine Mart, Mayıs ve Ağustos 1965’te saldırılarda bulundu. Bu saldırılar Suriye – İsrail arasında savaşa dek süren uzun sınır çatışmalarına yol açtı (Kobori and Glantz, 1998).

Altı Gün Savaşı ve Ürdün
Ürdün Kralı Hüseyin

Ürdün ve Suriye’nin Savaştan Önceki Durumu

Ürdün Kralı Hüseyin, İngiltere ve ABD’nin yakın müttefikiydi. Aynı zamanda Ürdün 1948’deki savaştan bir şekilde kazanmış olarak çıkan tek Arap ülkesiydi. Kral Hüseyin’in dedesi Kral Abdullah’ın, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz mandası altındaki Filistin’deki Yahudi oluşumu ile gizli teması vardı. İngilizlerin planlandığı şekilde 1948’de bölgeden çekilmesinden sonra Filistin topraklarını nasıl paylaşacaklarını konuşmuşlardı.1951’de bir Filistinli, Ürdün Kralı Abdullah’ı Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da öldürdü. Gözlerinin önünde dedesi öldürülen 15 yaşındaki Prens Hüseyin ertesi gün silah taşımaya başladı. Bir yıl sonra da Ürdün Kralı olacaktı. 1948 savaşından sonra Ürdün ve İsrail yakınlaştı yakınlaşmasına, ama barış yapacak kadar değil. Hüseyin’in krallığı döneminde de Ürdün ile İsrail arasındaki gizli görüşmeler devam etti. Kral Hüseyin topraklarının çoğu çöl olan ve yerinden yurdundan olmuş büyük bir Filistin nüfusunu barındıran Ürdün’ün durumunun ne kadar hassas olduğunun farkındaydı.

1967 savaşı, Araplarla İsrail arasında yıllarca tırmanan gerginlikler ve sınır çatışmalarının ardından patlak verdi. Mısır ve İsrail arasındaki sınır görece daha sakindi. En büyük gerginlik İsrail’in kuzeyde Suriye ile sınırındaydı. Bu sınırda sürekli toprak anlaşmazlığı ve Suriye’nin Şeria (Ürdün) nehrinin yatağını değiştirerek İsrail’in su şebekesine girmesini engelleme çabalarından dolayı sık sık çatışma yaşanıyordu. Suriye ayrıca İsrail’e akınlar düzenleyen Filistinli gerillaları barındırıyordu (1967 Arap-İsrail Savaşı: Orta Doğu’yu sarsan 6 gün, 2020).

Savaşa Hazırlık

Sınırdaki çatışmalar gerginliği iyice arttırmıştı. Filistinli gerilla savaşçıları sınırı geçince İsrail onları “terörist” ilan etti ve en sert şekilde cevap verilmesi kararını aldı. 1966 yılının Kasım ayında, İsrail bir mayın saldırısına maruz kaldı ve üç İsrailli asker öldü. Bunun üzerine İsrail Filistinli gerillaların barındığına inandığı Ürdün işgali altında olan Filistin toprağı Batı Şeria’ya yönelik bir saldırı başlattı ve Samua adlı köyü hedef aldı. İsrail saldırısı Batı Şeria’daki Filistinliler arasında büyük tepki yarattı. Kral Hüseyin dehşet içinde kalmıştı. Kral Hüseyin bu baskın sonrası Batı Şeria’da sıkıyönetim ilan etti. Tahtının tehlikede olduğuna ve öfkeli Filistinlilerin kendisini devirebileceğine iyice ikna olmuştu. Ordu içindeki Nasır’a yakınlık duyan subayların darbe girişiminde bulunmasından ve İsrail’in de bunu bahane ederek Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü işgal etmesinden korkuyordu.

Kral Hüseyin, Orta Doğu’nun Haşimi soyundan kuzeni ve dostu Irak Kralı Faysal’ın akıbetine uğramak istemiyordu. Faysal, 1958 yılında düzenlenen askeri darbe sırasında sarayının bahçesinde vurularak öldürülmüştü (1967 Arap-İsrail Savaşı: Orta Doğu’yu sarsan 6 gün, 2020).

Sonuçta böyle bir ortamda ne İsrail ne de Arap devletleri savaşmak için fazla sebep aramadı. Yıllardır beklemekte oldukları savaşa balıklama atlamakta tereddüt etmediler.

Altı Gün Savaşı

Mısır Devlet Başkanı Abdülnasır’ın SSCB ile yakınlık kurarak askeri ve siyasal alanda işbirliği yapması Batı ülkelerini kaygılandırıyordu. Bu arada Mısır, BM acil kuvvetinin görevini Mısır’a bırakmasını önerdi. BM bu öneriyi kabul edince Mısır Ordusu Sina’ya yerleşti. Suriye de kendi sınırlarına asker yığdı. Bu gelişmeler olurken İsrail de saldırıya hazırlandı. İsrail’in ilkesi tek bir yenilgiyi bile kaldıramama üzerine duyduğu inançtı. Bu ilke önderliğinde ordunun görevi girdiği her savaşı kazanmaktı. Mısır ve müttefiki Suriye’nin silahlı kuvvetleri ise hem daha az eğitimli hem fazlaca şişirilmiş hem de 1956 Süveyş krizinde elde edilen politik zaferden önce İsrail karşısında alınan ağır askeri yenilgiyi çoktan unutmuştu. 5 Haziran 1967’de İsrail’in saldırısıyla başlayan ve altı gün süren savaşta Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak savaş uçakları daha havalanmadan İsrail tarafından yok edildi. İsrail büyük bir hızla kazandığı savaşta Gazze, Sina, Şarm el Şeyh ve Batı Şeria’yı işgal ettiği gibi, Suriye’nin Golan Tepeleri’ni de ele geçirdi. İsrail ordusu Suriye’nin başkenti Şam’a harekete geçerken BM duruma müdahale etti ve BM’nin girişimiyle ateşkes ilan edildi. BM 22 Kasım 1967’de aldığı 242 sayılı kararla İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini, buna karşılık İsrail’in Arap devletlerince tanınmasını ve Filistinli göçmenler sorununun uygun bir biçimde çözülmesini istedi.

Altı Gün Savaşı ve Kaos
Enver Sedat

Son Notlar

BM’nin 242 sayılı kararı savaşan taraflarca uygulanmadı. İsrail aldığı toprakları işgal etmeyi sürdürdü. Arap ülkeleri de İsrail’i tanımadılar. 1970’te Mısır Devlet Başkanı Abdülnasır ölmüş, yerine Enver Sedat geçmişti. Enver Sedat, ülke sınırlarını Altı Gün Savaşı öncesi durumuna getirmeyi ve İsrail’i tanıyarak barışı sağlamayı amaçlıyordu. Bunun için de 242 sayılı BM kararının uygulanmasını sağlayacak bir girişimi gerekli görüyordu. Enver Sedat’a göre, sonuç ne olursa olsun, bu girişim İsrail ile savaştan geçiyordu. Sular yine durulmamıştı. Bu kanlı coğrafyada yakın zamanda durulacağa da benzemiyordu. İsrail ise büyük bir coşkuya ve rehavete kapılmıştı. Rehavete kapılmakta haklılardı çünkü 3 kere Arap devletlerine karşı savaşmış ve hepsini de kazanmışlardı. İsrail ve Arap devletleri arasındaki süregelen anlaşmazlık sadece bu savaşla sınırlı kalmadı. Bu coğrafyadaki dinmeyen kaos ve çatışma bizleri bir sonraki savaşa götürecekti.

Kaynakça

1967 Arap-İsrail Savaşı: Orta Doğu’yu sarsan 6 gün. (2020, Kasım 6). BBC NEWS Türkçe: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40157650 adresinden alındı

Encyclopaedia Britannica, 2003 , “ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI” maddesi.

Murakami, M. (1995). Managing water for peace in the Middle East. United Nations University Press.

UN University, Iwao Kobori, ve Michael H. Glantz, Central Eurasian water crisis : Caspian, Aral, and Dead Seas (Tokyo ; New York ; Paris : UN University Press, 1998)

Mustafa Emre ÇAKIR

Karatay Üniversitesinde Hukuk Fakültesi lisans öğrencisiyim. Aynı zamanda tarihe, teknolojiye ve video oyunlarına hayran bir yazarım.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.