Akademi’den 3. Kuşak Üniversitelere

Üniversite, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. kuruluş ve birimlerden oluşan öğretim kurumu, darülfünun.” olarak tanımlanır.

Etimolojik Köken

Etimolojik olarak kökeni Latince “universus” kelimesine dayanmaktadır. Kelimenin kökeninin Latince olmasının sebebi üniversiteye temel oluşturan organizasyonların, kurumların yahut oluşumların kökeninin Antik Yunan medeniyetine dayanmasıdır. Çünkü Latince orta çağda Antik Yunan bilgi ve birikimi ile beslenen Avrupa medeniyetinin aynı zamanda dil olarak Antik Yunandan etkilenmesinin sonucu olarak ortaya çıkan bir Roma İmparatorluğu dilidir.

Tarihçe

Üniversite ve Antik Yunan Akademi

İlk üniversite benzeri oluşum M.Ö. 4. yüzyıla rastlamaktadır ve hepimizin aşina olduğu “Akademi” ismiyle adlandırılmaktadır. Kurucusu meşhur filozof Platon’dur. Akademi; herhangi bir öğretmen öğrenci ayrımı olmadan felsefe, tarih, bilim ve sanat hakkında tartışmaların yürütüldüğü bir kurumdur. Özgürlükçü bir ortama sahip Akademi, “gymnasium” yakınlarında konumlanan ve Platon’un sahibi olduğu bir arazide varlık bulmuştur. Akademi’yi modern anlamda bir üniversiteden ayıran birçok faktör vardır. Bunlardan başı çeken, Akademi’de belirli bir ders metodunun olmaması ve insanların tartışma yoluyla bilgiye ulaşmasıdır. Aynı zamanda günümüzde üzerine görüş birliği olduğu üzere eğitim hakkı, herhangi bir ayrıma tabii tutulmaksızın herkesin eşit olarak haiz olduğu bir haktır.

Bilindiği üzere Antik Yunan ve devamında gelen medeniyetlerde söz gelimi felsefe sadece belirli refah seviyesine ulaşmış erkekler tarafından yapılmaktadır. Bu bağlamda modern anlamda yüksek öğretimin temeli olan Akademi’den çıkan insanlar birçok fikri ve vicdani ürün ortaya çıkarmış olmalarına ve yürütülen tartışmalar bazında özgürlükçü bir ortama sahip olmalarına rağmen, Akademi tam olarak üniversite niteliğine sahip değildir(Üniversite,2005).

İlk Çağ bitip Orta Çağ’a ulaştığımızda, modern anlamdaki üniversite tanımına yaklaştığımız sürece girmiş oluyoruz. Bu konuda ilk “gerçek” üniversitenin hangisi olduğu hakkında herhangi bir fikir birliği yoktur. (İleri okuma yapmak isteyenler için: Konstantinopoli Üniversitesi, Selçuklu ile devamında gelen Osmanlı medreseleri ve özellikle Nizamiye Medresesi, Bologna Üniversitesi, Salamanca Üniversitesi, Oxford Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Sorbonne Üniversitesi…) Ancak Orta Çağ’ın ardından gelen Rönesans, Reform, Büyük Veba Salgını (bilinen adıyla Kara Veba) gibi geniş kitleleri etkileyen olaylar, üniversite kurumunda da birçok değişikliğe sebep olmuş ve 2. Kuşak diye nitelendirdiğimiz araştırma üniversitelerini ortaya çıkarmıştır. 1. Kuşak üniversitelerin misyonu bilginin devamını sağlamak ve hukukçu, yazar, din adamı gibi profesyoneller yetiştirmek iken, 2. Kuşak üniversiteler profesyonellerin yanında araştırmacı yetiştirmeyi de amaçlar. 20. Yüzyıla gelindiğinde ise profesyonel ve araştırmacı ikilisine girişimciyi de ekleyen 3. Kuşak üniversiteler ortaya çıkar(Erkut, 2014).

Ülkemizde sayıları genele bakıldığında bir hayli az olan 3. Kuşak üniversiteler, yapılan araştırmalardan ekonomik fayda sağlamayı amaçlar ve bu amaç doğrultusunda girişimcilik köyleri, hatta kentleri oluşturur. Bu hususta akla gelen ilk örnek elbette ki Stanford ve Berkeley Üniversiteleri ile beslenen Silikon Vadisi olacaktır. Türkiye’deki ilk örneği ise 1992 yılında açılan (ilk adı ODTÜ TEKMER) ODTÜ Teknokent’tir.  

Üniversite ve ODTÜ
ODTÜ Teknokent

Eğitimin Amaçtan Araca Dönüşmesi

Amerikan üniversitelerinin -John Hopkins ile başlayan ekol- yükselişi ile üniversite kurumu, öğrenci profili ve akademik yapılanma açısından birçok değişime uğramıştır. Söz gelimi, İngiliz üniversitelerinin seçkin ve elit bir kitleye hitap etmesi durumu Amerikan tarzda kurulan üniversitelerin etkisi ile törpülenmiştir. Çünkü üniversite eğitimini almak için gereken ön koşullar artık para ve unvan değil; yetenek, azim ve benzeri unsurlar olmuştur. Eğitimin halkın her kesimine ulaşması, kişinin doğduğu aile ve ekonomik durumunun ona kazandırmış olduğu suni aristokratik yapının üniversite eğitimi sonucu elde edilen doğal aristokratik yapıya dönüşmesini sağlamıştır.

Bunun yanı sıra bir diğer köklü değişim ise Alman ekolünden gelen kürsü profesörlüğünün yerini, mesleki bilgi eğitimi veren “bölüm” kavramına bırakmasıdır. 18. Yüzyıl Almanya’sında Wilhelm von Humbolt’un gerçekleştirmiş olduğu üniversite reformu sonucu şekillenen üniversite konsepti içerisinde öğrenciler, belirli bir müfredata mecbur kalmaksızın kendi müfredatlarını seçme özgürlüğüne sahipti. Bunun yanında profesörler ise klasik anlayışa ve üniversite yönetiminin kararlarına mecbur olmadan kendi alanlarını seçebilmekteydi(Antalyalı, 2007). Günümüzdeki doktora programlarına benzer şekilde işleyen sistemde, profesör eğitmenden çok öğrencinin yaptığı araştırmaya danışmanlık eden kişi konumunda idi. Bu çerçevede Alman Ekolü’nde üniversite, araştırma amacının öncelik kazandığı; öğretim amacının ise ikinci planda kaldığı bir kurum sıfatına haiz olmuştur. Bu anlayışın yavaş yavaş terk edilmesi ile günümüzde üniversiteler bilim merkezinden çok meslek edindirme kurumu olarak görülmeye başlanmıştır.

Peki Günümüzde Üniversitelerin Misyonu Nedir?

Bu konuyu anlatmaya başlamadan önce Yazar Sami Gülgöz’ün ele alınan konuyla alakalı önemli bir tespitini paylaşmak yerinde olacaktır:

Gülgöz’ün yazıda ifade ettiği “universitas magistrorum et scholarium” söz öbeği aslında onlarca asır öncesinde -Latince olmasından anlaşılacağı üzere- yüksek öğretim kavramının araştırma ve öğretim amacına yöneldiği sonucunu çıkarmamıza yol açıyor. Ancak bugün gelinen noktada üniversite kurumu, ticarileşmiş ve iş hayatına yönelik formasyon üretme makinesine dönüşmüştür. Bu konunun bir başka yansıması ise akademik camiadır. Temel bilimden sosyal bilime hemen hemen tüm bilim insanlarını sanayi-üniversite iş birliği içerisinde olmaya zorlamaktadır. CERN’de ATLAS deneyi ve AMS Projesi’nde yer alan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bilge Demirköz konuşmalarından birinde bu durumu şöyle özetliyor: “Damarlarımdaki kan temel bilimdir ama ellerim sanayiye çalışıyor.” Bunun bir diğer ifadesi olarak geldiğimiz durumu şu şekilde açıklayabiliriz: ”Bilim için bilim” anlayışı terk edilip ”Sanayi için bilim” anlayışı her geçen gün günümüz dünyasında yerleşik bir hal almaktadır.

Kaynakça

Antalyalı, Ö. L. (2007). TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE ÜNİVERSİTE. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi .

Erkut, E. (2014, Nisan). Türkiye’de Girişimcilik ve Üniversiteler. erhanerkut: http://erhanerkut.com/wp-content/uploads/2016/03/TRdeGirisimcilikRev.pdf adresinden alındı

Üniversite. (2005, Aralık 1). Wikipedia: https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cniversite adresinden alındı

Merve YILMAZ

ODTÜ İktisat bölümü lisans öğrencisi. Sanatı ve rakamları sever, onları yaşar. Aynı zamanda piyano çalıp şarkı söyler.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.